TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Eğer sana isyan edip, Allah'ı birlemez ve itaat etmezlerse, onlara şöyle de: "Muhakkak ki ben sizin yapmış olduğunuz şirkten ve isyanlardan uzağım."
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
213- O halde Allah ile birlikte başka bir ilâha dua/ibadet etme! Yoksa azap edilenlerden olursun. 214- En yakın akrabanı uyar! 215- Sana tâbi olan mü’minlere de kanadını ger. 216- Şayet sana isyan ederlerse:“Şüphesiz ben yaptıklarınızdan uzağım” de.
213. Yüce Allah, asıl olarak rasûlüne, bu konuda onu örnek almaları için de ümmetine Allah’ın dışında herhangi bir varlığa dua ve ibadet etmeyi yasaklamakta, ve bunun ebedi bir azabı ve sonu gelmez bir cezayı gerektirdiğini haber vermektedir. Çünkü bu, şirktir. “Kim de Allah’a ortak koşarsa, şüphesiz Allah ona cenneti haram kılmıştır. Onun varacağı yer ateştir.”(el-Maide, 5/72) Bir şeyin yasaklanması ise O’nun zıttının emredilmesi demektir. Şirkin yasaklanması da yalnızca Yüce Allah’a, O’na hiçbir şeyi ortak koşmaksızın, severek, azabından korkarak, mükâfatını ümit ederek, O’nun önünde zilletle eğilerek ve bütün vakitlerde yalnızca O’na yönelerek ihlasla ibadeti emretmek demektir. üce Allah, nefsindeki kemale rağmen ona bu emri verdikten sonra başkasını da kemale erdirmesini emrederek şöyle buyurmaktadır:
214. İnsanlar arasında sana en yakın, dini ve dünyevi iyiliklerine herkesten daha çok hak sahibi olan “en yakın akrabanı uyar!” Bu, bütün insanları uyarmakla emrolunmuş olmasına aykırı değildir. Nitekim birine bütün insanlara iyilik yapması emredilse sonra da “Yakın akrabana da iyilik et” dense, bu özel emir, o hususa fazlasıyla teşvik ve bir pekiştir olur. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de bu ilâhi emre uyarak Kureyşin tüm kollarını davet etti. Genel olarak da özel olarak da onları uyardı, gücünün yettiği kadarıyla onlara öğüt verdi, nasihat etti. Hepsini hidâyete çağırdı. Neye gücü yetiyorsa bu konuda hepsini yaptı. Nihâyet hidâyet bulan buldu, yüz çeviren de yüz çevirdi.
215. Yumuşak davranmak, onlara güzel hitaplarda bulunmak, sevgi göstermek, onları sevmek, onlara güzel ahlâkla ve iyi davranmak sûretiyle “sana tâbi olan mü’minlere de kanadını ger.” Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de bunu yerine getirmiştir. Nitekim Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır:“Allah’tan bir rahmet sayesinde sen onlara yumuşak davrandın. Şâyet kaba, katı kalpli birisi olsaydın, elbette onlar etrafından dağılırlardı! Artık onları bağışla, onlara affedilmeleri için Allah’tan mağfiret dile! Ve iş hususunda onlarla istişare et.”(Âli İmran, 3/159) İşte Peygamberin ahlâkı bu idi, onun ahlâkı pek büyük maslahatları gerçekleştiren ve zararları def eden mükemmel bir ahlâktı. Zaten bu, açıkça görülen bir şeydir. Allah’a ve Rasûlüne iman edip ona uyduğunu ve onun peşinden gittiğini söyleyen bir kimsenin, müslümanların sırtına bir yük, kötü ahlâklı, sert tabiatlı, kaba, haşin ve katı yürekli olması yakışır mı? Mü’minlerden bir masiyet yahut bir su-i edep görecek olursa onlara kızıp öfkelenmesi uygun mudur? Hiç yumuşamamak, edepsiz ve arayı bulmaya yanaşmayan bir tabiata sahip olmak ona yakışır mı? Bu kabil davranışlardan öyle kötülükler ortaya çıkmış, öyle maslahatlar askıya alınmıştır ki sorma gitsin! Bununla birlikte böyle bir kimsenin, o şerefli ve yüce Rasûlün vasıflarına sahip olan kimseyi hakir gördüğünü, onu iki yüzlülükle, başkalarına yağcılık yapmakla itham ettiğini, buna karşılık kendisini üstün tutup amelini de beğendiğini görürsün. Onun bu davranışının cahilliğinden ve şeytanın ona bu tür bir davranışı süslü gösterip onu aldatmasından başka bir şekilde izah edilmesi mümkün müdür? Bundan dolayı Yüce Allah, o yüce Rasûle şöyle buyurmaktadır:
216. “Şayet sana” herhangi bir hususta karşı gelerek “isyan ederlerse” onlardan uzaklaşıp ilişkilerini koparma, onlara alçak gönüllü hareket ederek şefkat kanatlarını indirmeyi, yumuşak davranmayı terk etme! Aksine sen, onların amellerinden uzak olduğunu ortaya koy. Bundan dolayı da onlara öğüt ver, nasihatte bulun. Bu isyandan onları geri çevirmek ve ondan tevbe etmelerini sağlamak için de bütün gücünü ortaya koy. Bu buyruk, Yüce Allah’ın:“Mü’minlere de kanadını ger” buyruğundan, mü’min oldukları sürece yaptıkları her bir işe razı olmasının gerektiği şeklindeki bir yalnış anlamaya meydan vermemek içindir. Bu buyruk ile böyle bir yanlış anlama önlenmiş olmaktadır. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
“Akraba” diye tercüme ettiğimiz aşiret kelimesi, terim olarak kabile karşılığı kullanıldığı gibi kabilenin altında daha küçük bir topluluğu da ifade etmektedir (Yûsuf Halaçoğlu, “Aşiret”, DİA, IV, 9). Önceki âyetlerde Hz. Peygamber’in genel anlamda insanlık için uyarıcı olarak görevlendirildiği ifade edilirken bu âyetlerde de özel olarak akrabalarını uyarması emredilmektedir. Bu buyruk Peygamber’in akrabası olmanın kimseye sorumluluğunu yerine getirmeme gibi bir ayrıcalık kazandırmadığını ifade etmesi bakımından önemlidir. Bu âyet inince Hz. Peygamber Kureyş kabilesine mensup inanan inanmayan, yakın uzak akrabasını veya temsilcilerini Safâ tepesinde toplayarak yakınlarından birinin peygamber olmasının Allah katında kimseye bir fayda sağlamayacağını, her şahsı ancak kendi imanının ve sâlih amelinin kurtaracağını haber vermiştir (Buhârî, “Tefsîr”, 26).
Allah Teâlâ 213-217. âyetlerde Hz. Peygamber’in şahsında bütün müminlere hitap etmekte, dini tebliğ hususunda her müminin kendisine en yakın kimselerden başlamasını emretmekte; özellikle din önderlerinin hakkı tebliğ konusunda başarılı olmaları için kendilerine tâbi olan müminlere kol kanat germelerini yani onlara karşı alçak gönüllü, şefkatli, merhametli olmalarını ve iyi davranmalarını; kendilerine karşı inanç bağlamında düşmanca bir tavır takındıkları takdirde ise onlara sahip çıkmamalarını istemektedir. İsyan eden akrabalardan uzak durmak, gerek Hz. Peygamber’in gerekse diğer din önderlerinin kalplerinde, yakınlarıyla olan münasebetlerinde soğukluk, belki de düşmanlık meydana getirebilir. Bu sebeple Allah önderlerin, karşılaşacakları düşmanca davranışlara aldırış etmemelerini ve Allah’a dayanıp güvenmelerini öğütlemekte, Allah’ın herkesten güçlü olduğuna ve rahmetiyle müminleri düşmanlardan koruyacağına işaret etmektedir.
Bazı müfessirler, “Huzurunda durduğun ve secde edenlerle birlikte yere kapandığın zaman seni gören Allah’a güvenip dayan” meâlindeki 218-219. âyetleri “her nerede olursan ol seni gören” şeklinde yorumlamışlardır (Taberî, XIX, 123-125). Ayrıca “secde edenlerle birlikte yere kapandığın zaman seni gören” ifadesini, “Seni Allah’ın birliğine inanmış olan bir peygamberin sulbünden diğer peygamberin sulbüne nakledip nihayet bu ümmette ortaya çıkaran” şeklinde yorumlayanlar da olmuştur (Şevkânî, IV, 116).