Önceki ayet· 23:32Sonraki ayet· 23:34

Mü'minûn Suresi 33. Ayet· 23:33

↗ Mü'minûn suresi
Mekki
وَقَالَ ٱلۡمَلَأُ مِن قَوۡمِهِ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ وَكَذَّبُواْ بِلِقَآءِ ٱلۡأٓخِرَةِ وَأَتۡرَفۡنَٰهُمۡ فِي ٱلۡحَيَوٰةِ ٱلدُّنۡيَا مَا هَٰذَآ إِلَّا بَشَرٞ مِّثۡلُكُمۡ يَأۡكُلُ مِمَّا تَأۡكُلُونَ مِنۡهُ وَيَشۡرَبُ مِمَّا تَشۡرَبُونَ
Onun, inkarcı ve ahirete kavuşmayı yalanlayan milletinin ileri gelenleri ki Biz onlara bu dünya hayatında nimet vermiştik şöyle dediler: "Bu, yediğinizden yiyen, içtiğinizden içen sizin gibi bir insandan başka birşey değildir
Meal ihtilafı: 5% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
Onun, inkarcı ve ahirete kavuşmayı yalanlayan milletinin ileri gelenleri ki Biz onlara bu dünya hayatında nimet vermiştik şöyle dediler: "Bu, yediğinizden yiyen, içtiğinizden içen sizin gibi bir insandan başka birşey değildir
Elmalılı Hamdi Yazır
Onun kavminden, kâfir olup ahirete ulaşmayı yalanlayan ve dünya hayatında kendilerine refah verdiğimiz kodaman güruh dedi ki: "Bu dediler, sadece sizin gibi bir insandır; sizin yediğinizden yer, sizin içtiğinizden içer."
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Toplumunun, dünya hayatında servet ve refaha ulaştırdığımız halde inkâra sapıp âhiretteki buluşmayı yalanlayan kodaman takımı şöyle dedi: "Bu adam, sadece sizin gibi bir insan; yemekte olduğunuzdan yiyor, içmekte olduğunuzdan içiyor."
Süleyman Ateş
Kavminden, kendilerine dünya hayatında bol ni'met verdiğimiz o inkar eden ve ahiret buluşmasını (hesap ve cezasını) yalanlayan eşraf takımı dedi ki: "Bu da sizin gibi bir insandan başka bir şey değildir. Sizin yediğinizden yiyor, içtiğinizden içiyor."
Diller arası (7 dil)ıraksama 12.0%
İngilizce
And the eminent among his people who disbelieved and denied the meeting of the Hereafter while We had given them luxury in the worldly life said, "This is not but a man like yourselves. He eats of that from which you eat and drinks of what you drink
Fransızca
Les notables de son peuple qui avaient mécru et traité de mensonge la rencontre de l'au-delà, et auxquels Nous avions accordé le luxe dans la vie présente, dirent: «Celui-ci n'est qu'un être humain comme vous, mangeant de ce que vous mangez, et buvant de ce que vous buvez
İspanyolca
Pero [nuevamente] los magnates de su pueblo que no creyeron y desmintieron el Día del Juicio, a pesar de que les había concedido una vida llena de riquezas, dijeron [a los más débiles]: "Éste es un mortal igual que ustedes, come lo que comen y bebe lo que beben
Rusça
Знатные люди из его народа, которые не уверовали и отрицали встречу в Последней жизни, которых Мы одарили щедрыми благами в мирской жизни, сказали: «Это - всего лишь человек, подобный вам. Он ест то, что вы едите, и пьет то, что вы пьете
Endonezce
Dan berkatalah para pemuka orang kafir dari kaumnya dan yang mendustakan pertemuan hari akhirat serta mereka yang telah Kami beri kemewahan dan kesenangan dalam kehidupan di dunia, "(Orang) ini tidak lain hanyalah manusia seperti kamu, dia makan apa yang kamu makan, dan dia minum apa yang kamu minum
Bengalce
তাঁর সম্প্রদায়ের প্রধানরা যারা কাফের ছিল, পরকালের সাক্ষাতকে মিথ্যা বলত এবং যাদেরকে আমি পার্থিব জীবনে সুখ-স্বাচ্ছন্দ্য দিয়েছিলাম, তারা বললঃ এতো আমাদের মতই একজন মানুষ বৈ নয়। তোমরা যা খাও, সেও তাই খায় এবং তোমরা যা পান কর, সেও তাই পান করে।
Çince
他的宗族中的头目,不信道而且否认后世的相会者,我使他们在今世得过豪华的生活。他们说:“这个只是像你们一样的凡人:他吃你们所吃的,他饮你们所饮的。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
O peygamberin kavminden Allah'ı inkâr eden, ahireti ve ahiretteki sevabı ve cezayı yalanlayan ve dünya hayatında nimetlerden kendilerine bolca verdiğimiz zalimler; kendilerine tabi olanlara ve insanlara şöyle dediler: "Bu; sizin yediklerinizden yiyip içtiklerinizden içen ve sizin gibi bir insandan başka bir şey değildir. Sizden üstün ayrı bir özelliği yoktur ki o, size resul olarak gönderilmiş olsun!"
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
31- Sonra arkalarından başka bir nesil var ettik. 32- Onlara kendi içlerinden:“Allah’a ibadet edin. Sizin O’ndan başka (hak) ilâhınız yoktur. Artık korkup sakınmaz mısınız?” diye bir rasûl gönderdik. 33- Onun kavminden kâfir olan, âhirete kavuşmayı yalanlayan ve dünya hayatında kendilerine refah verdiğimiz ileri gelenler şöyle dedi:“Bu, ancak sizin gibi bir insandır; yediğinizden yiyor, içtiğinizden içiyor.” 34- “Eğer kendiniz gibi bir insana itaat ederseniz o takdirde elbette zarara uğrayanlardan olursunuz.” 35- “Siz ölüp de toprak ve kemik olduktan sonra (diriltilip kabirden) çıkartılacağınızı mı size vaat ediyor? 36- “Heyhat! Size vaat edilen o şey, (gerçek olmaktan) ne kadar da uzak!” 37- “Hayat, ancak bu dünya hayatımızdan ibarettir. (Kimimiz) ölürüz ve (kimimiz de) yaşarız. Yoksa (öldükten sonra) diriltilecek değiliz.” 38- “Bu, ancak yalan uydurup Allah'a iftira eden bir adamdır. Biz ona inanmıyoruz.” 39- O (rasûl) de: “Rabbim! Beni yalanlamalarına karşı bana yardım et!” dedi. 40- Buyurdu ki:“Yakında (bu yaptıklarına) kesinlikle pişman olacaklar.” 41- Derken hak (ettikleri) çığlık onları yakaladı da biz, onları (selin taşıdığı) çerçöpe çevirdik. O zalimler topluluğu (Allah'ın rahmetinden) uzak olsun! 31. Yüce Allah; Nûh’u, kavmini ve onları nasıl helâk ettiğini söz konusu ettikten sonra şöyle buyurmaktadır:“Sonra arkalarından başka bir nesil var ettik.” Âyetin zahirinden anlaşıldığına göre bunlar Salih aleyhisselam’ın kavmi Semûd’dur. Zira burada anlatılan kıssa, Semûd kavminin kıssasını andırmaktadır. 32. “Onlara kendi içlerinden” onların hemcinsi olan, soyunu sopunu ve doğruluğunu bildikleri “…bir rasûl gönderdik” ki bu peygamber onlardan olduğu için ona itaat edip bağlanmaları daha kolay, ondan uzaklaşmaları ihtimali de daha zayıf olur. Onlara gönderilen bu peygamber de bütün peygamberlerin ümmetlerine yaptıkları daveti tekrarladı:“Allah’a ibadet edin. Sizin O’ndan başka (hak) ilâhınız yoktur.” Bütün peygamberler sözbirliği halinde bu daveti tekrarlamışlardır. Peygamberlerin ümmetlerine yönelttikleri ilk davet, yalnızca Allah’a ibadet etmek, O’nun buna layık olduğunu haber verip O’nun dışındaki varlıklara ibadeti yasaklamak, başka varlıklara ibadetin batıl ve tutarsız olduğunu bildirmektir. Bundan dolayı onlara şöyle demiştir:“Artık” Rabbinizden “korkup” bu putlara ibadetten “sakınmaz mısınız?” 33. “Onun kavminden kâfir olan, âhirete kavuşmayı yalanlayan ve dünya hayatında kendilerine refah verdiğimiz ileri gelenler” yani hem kâfir olan, hem inatlaşan, hem öldükten sonra dirilişi ve amellerin karşılıklarının verileceğini inkâr eden, dünya hayatındaki refah ve nimetleri kendilerini azdırmış bulunan liderler, peygamberlerine karşı çıkmak, onları yalanlamak ve ona bağlanmaktan sakındırmak maksadı ile “şöyle dedi: Bu ancak sizin gibi” sizin ile aynı cinsten olan “bir insan; yediğinizden yiyor içtiğinizden içiyor.” Onu size üstün kılan ne? Onun yemek yemeyen ve su içmeyen bir melek olması gerekmez miydi? 34. “Eğer kendiniz gibi bir insana itaat ederseniz o takdirde elbette zarara uğrayanlardan olursunuz.” Yani o, sizin gibi birisi olduğu halde ona uyacak, onu kendinize baş yapacak olursanız, şüphesiz aklınız başınızda değil demektir ve yaptığınıza pişman olacaksınız. Gerçekten bu, hayret edilecek bir şeydir. Çünkü asıl hüsran ve pişmanlık, gerçekte O’na tâbi olmayan, O’na itaat etmeyen kimseler için söz konusudur. Asıl bilgisizlik ve ileri çapta akılsızlık, Allah’ın kendisine vahiy gönderdiği, risaleti ile üstün kıldığı bir insana itaat etmeyi gururuna yediremeyerek ağaçlara, taşlara ibadete müptela olmaktır. Bu, onların söyledikleri şu sözleri andırmaktadır:“Bizden bir tek insana mı, ona mı uyacağız? O takdirde hiç şüphesiz biz bir sapıklık ve çılgınlık içinde oluruz, dediler. Vahiy aramızdan ona mı verildi? Hayır, o mağrur ve şımarık, çok yalancı birisidir.”(el-Kamer, 54/24-26) 35-36. Onlar, peygamberlerinin risaletini inkâr ve reddettikleri gibi öldükten sonra dirilişe ve amellerin karşılıklarının verilmesine dair getirdiği haberleri de inkar ederek şöyle dediler:“Siz ölüp de toprak ve kemik olduktan sonra (diriltilip kabirden) çıkartılacağınızı mı size vaat ediyor? Heyhat! Size vaat edilen o şey, (gerçek olmaktan) ne kadar da uzak!” Onun size vaat ettiği öldükten sonra, paramparça olup toprak ve kemik yığını haline geldikten diriltileceğinize dair yaptığı bu vaat alabildiğine uzaktır. Onlar konuya kısır bir bakışla eğildiler. Onu kendi güçlerine kıyas ederek imkânsız bir şey kabul ettiler. Böylelikle yaratıcının gücünü, kendi güçleri ile kıyas ettiler. Allah, bundan yüce ve münezzehtir. O’nun ölüleri diriltmeye kadir olduğunu inkar edip böylelikle Allah’ın oldukça aciz olduğunu ileri sürdüler. Kendilerini ilk yaratanın O olduğunu, onları yoktan var edenin, çürümelerinden sonra onları bir daha yaratmasının çok daha kolay olacağını, daha doğrusu her iki yaratmanın da O’nun için çok kolay olduğunu unuttular. Onlar neden ilk yaratılışlarını inkâr etmiyorlar? Neden biz hiç yaratılmadık ve ezelden beri varız, demiyorlar? Böyle diyebilselerdi öldükten sonra dirilişi inkâr edişleri de kabul edilebilirdi. O zaman da onlara yüce yaratıcının varlığının ispatına dair deliller ortaya konurdu. Üstelik diriliş konusuda bir başka delil daha vardır: Ölümünden sonra yeryüzünü dirilten hiç şüphesiz ölüleri de diriltir. Çünkü O, her şeye gücü yetendir. Bir diğer delili de Yüce Allah, öldükten sonra dirilişi inkâr edenlere şu ayetlerde verdiği cevapta dile getirmektedir:“Bilakis kendilerine içlerinden bir uyarıcı geldi diye hayret ettiler de o kâfir olanlar: Şaşılacak şey!, dediler. Öldükten ve toprak olduktan sonra mı? Bu, uzak bir dönüştür. Biz yerin onlardan” çürümek sureti ile “neyi eksilteceğini muhakkak bilmişizdir. Yanımızda çok iyi tespit eden bir kitap da vardır.”(Kâf, 50/2-4) 37. “Hayat, ancak bu dünya hayatımızdan ibarettir. (Kimimiz) ölürüz ve (kimimiz de) yaşarız.” Kimi insanlar ölür, kimi insanlar da yaşar. “Yoksa (öldükten sonra) diriltilecek değiliz.” 38. “Bu, ancak yalan uydurup Allah'a iftira eden bir adamdır. Biz ona inanmıyoruz.” Yalan uydurduğu için Allah’ın tevhidini, öldükten sonra dirilişi kabul eden birtakım haberler getirmiştir. “O, ancak delirmiş bir adamdır. O nedenle bir süre ona katlanıp bekleyin.”(el-Müminun, 23/25) Yani ona müsamaha edin, sakın öldürmeyin veya başka bir ceza vermeyin. Çünkü o, söylediklerinden sorumlu tutulmayan deli birisidir. Bâtıl zanlarına göre -aslında onun getirdikleri doğru olduğundan- onunla tartışmaya gerek kalmamıştı. Çünkü iddialarına göre onun söyledikleri batıl idi. Geriye de ona ceza verecekler mi vermeyecekler mi, bunu konuşmak kalmıştı. Güya sağlam ve tutarlı akılları gereğince, cezalandırılması gerektiği halde onu hayatta bırakıp ceza vermemeyi daha uygun gördüler. Acaba bu inat ve bu küfürden daha ötesi mümkün mü? 39. Küfürleri alabildiğine katmerleşip, yapılan uyarı ve korkutmalar onlara hiç fayda sağlamayınca peygamberleri onlara beddua ederek şöyle dedi:“Rabbim! Beni yalanlamalarına karşı” onları helâk etmek ve âhiretten önce dünyada da rezil etmek sureti ile “bana yardım et!” dedi. 40. Yüce Allah da onun duasını kabul ederek “buyurdu ki: Yakında (bu yaptıklarına) kesinlikle pişman olacaklardır.” 41. “Derken hak (ettikleri) çığlık onları yakaladı” yani bu azap, herhangi bir zulüm ve haksızlık değil adalet olarak onları yakaladı. Zulümleri sebebi ile o çığlık onları gelip buldu ve onlardan hiçbir kimse kalmamak üzere, hepsini helâk etti. “biz, onları (selin taşıdığı) çerçöpe çevirdik.” Yani sel sularının üzerinde olup da kıyıya atılmış çerçöpe dönüştürdük. Bir başka âyet-i kerimede de Allah şöyle buyurmaktadır:“Gerçekten biz, üzerlerine bir tek çığlık gönderdik ve hayvan ağılına konulan çerçöp gibi oldular.”(el-Kamer, 54/31)“O zalimler topluluğu (Allah'ın rahmetinden) uzak olsun” Yani azaba uğratılmalarını, lanet ve âlemler arasında yerilmek takip etti. “Gök ve yer ağlamadı onlar için ve onlara mühlet de verilmedi.”(ed-Duhan, 44/29)
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Eski müfessirlerin bir kısmı, bu âyetlerde ismi verilmeden kendisinden söz edilen neslin Semûd kavmi ve onlara gönderilen peygamberin Sâlih aleyhisselâm olduğu kanaatindedirler (meselâ bk. Taberî, XVIII, 19); çoğunluk tarafından ise bu neslin Âd kavmi, peygamberin de Hûd aleyhisselâm olduğu söylenmiştir (bk. Zemahşerî, III, 47; Râzî, XXIII, 97). Bununla birlikte burada sözü edilen peygamberin davet ettiği tevhid ilkesi, esasen Kur’an’da adı geçen peygamberlerin gerçekleştirmeye çalıştıkları ortak davadır. Hz. Muhammed de dahil olmak üzere bütün peygamberlere karşı mücadele verenler, bu kıssadakiler gibi genellikle eşraftan hali vakti yerinde, çıkarlarına uygun düştüğü için mevcut sistem ve telakkiden memnun olan kesimlerdi. Kur’an’da değişik vesilelerle anlatıldığına göre bunlar umumiyetle hak peygamberin getirdiği sistemi kendi toplumsal ve ekonomik statüleri için tehlikeli görmüşler; özellikle herkes gibi bu mütegallibe zümresinin de yapıp ettiklerinden dolayı sorumlu tutulacaklarını bildiren, böylece toplumda mutlak bir hak ve adalet bilincinin uyanmasını hedefleyen âhiret inancıyla ilgili tebliğleri reddetmişlerdir. Bunlar, âhiret inancının toplum tarafından benimsenmesini kendi konumları için tehlikeli ve rahatsız edici bulmuşlar; bunu yaparken de ilgili peygamberin Allah’tan haberler getirecek olağan üstü özellikler taşımadığını, herkes gibi onun da sıradan biri olduğunu ileri sürerek onu gözden düşürmeye çalışmışlardır. Aslında bu iddialar, peygamberin görünürdeki insanî özelliklerini abartılı ifadelerle öne çıkararak insanların dikkatlerini peygamberin tebliğlerindeki dinî ve ahlâkî ilkelerde bulunan gerçekliğe çevirmelerini önlemeyi amaçlayan kurnazca bir plandan, bir saptırmadan başka bir şey değildi. Sonuç olarak söz konusu âyetlerde pek çok peygamberin yaşadığı ortak bir tecrübenin dile getirildiği görülmektedir. Bu durumda Muhammed Esed’in, bu âyetlerde belli bir peygamber ve kavimden söz edilmediği, burada anlatılanların, “Allah’ın bütün peygamberlerine ve onların her birinin peygamber olarak yaşadıkları tecrübelerde tekrarlanan benzer çizgilere ilişkin genel bir atıf durumunda” olduğu şeklindeki görüşüne (II, 694) katılmak mümkündür. Bu âyetlerde sözü edilen inkârcı zümrenin, peygamberin kişiliğine ve âhiret hayatına ilişkin iddiaları Kur’an’da muhtelif vesilelerle cevaplandırılıp reddedildiği için burada bir defa daha tekrarlanmasına gerek görülmemiş, sadece uğrayacakları acı âkıbete dikkat çekilmekle yetinilmiştir.
Mü'minûn Suresi 33. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
O peygamberin kavminden Allah'ı inkâr eden, ahireti ve ahiretteki sevabı ve cezayı yalanlayan ve dünya hayatında nimetlerden kendilerine bolca verdiğimiz zalimler; kendilerine tabi olanlara ve insanlara şöyle dediler: "Bu; sizin yediklerinizden yiyip içtiklerinizden içen ve sizin gibi bir insandan başka bir şey değildir. Sizden üstün ayrı bir özelliği yoktur ki o, size resul olarak gönderilmiş olsun!"