Dedik ki: "Ey Adem, bu, senin ve eşinin düşmanıdır. Sakın, sizi cennetten çıkarmasın, sonra yorulursun."
Meal ihtilafı: 2% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
Dedik ki: "Ey Adem, bu, senin ve eşinin düşmanıdır. Sakın, sizi cennetten çıkarmasın, sonra yorulursun."
Elmalılı Hamdi Yazır
Biz de (Âdem'e) şöyle demiştik: "Ey Âdem! Şüphesiz bu (İblis) sana ve eşine düşmandır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın, sonra bedbaht olursun (sıkıntı çeker, perişan olursun)."
Yaşar Nuri Öztürk
Bunun üzerine biz şöyle demiştik: "Ey Âdem! Şu, senin de eşinin de düşmanıdır, dikkat et de sizi cennetten çıkarmasın; sonra bedbaht olursun."
Süleyman Ateş
Dedik ki: "Ey Adem, bu, senin ve eşinin düşmanıdır. Sakın, sizi cennetten çıkarmasın, sonra yorulursun."
Diller arası (7 dil)ıraksama 12.4%
İngilizce
So We said, "O Adam, indeed this is an enemy to you and to your wife. Then let him not remove you from Paradise so you would suffer
Fransızca
Alors Nous dîmes: «O Adam, celui-là est vraiment un ennemi pour toi et ton épouse. Prenez garde qu'il vous fasse sortir du Paradis, car alors tu seras malheureux
İspanyolca
Dije: "¡Oh, Adán! Este [el demonio] es un enemigo para ti y para tu esposa; que no los haga expulsar del Paraíso pues serás un desdichado
Rusça
Мы сказали: «О Адам! Это - враг тебе и твоей жене. Пусть же он не выведет вас из Рая, а не то ты станешь несчастным
Endonezce
Kemudian Kami berfirman, "Wahai Adam! Sungguh ini (Iblis) musuh bagimu dan bagi istrimu, maka sekali-kali jangan sampai dia mengeluarkan kamu berdua dari surga, nanti kamu celaka
Bengalce
অতঃপর আমি বললামঃ হে আদম, এ তোমার ও তোমার স্ত্রীর শত্রু, সুতরাং সে যেন বের করে না দেয় তোমাদের জান্নাত থেকে। তাহলে তোমরা কষ্টে পতিত হবে।
Şöyle buyurduk: "Ey Âdem! Şüphesiz ki İblis, senin ve hanımının düşmanıdır. Size vermiş olduğu vesvese ile kendisine itaat ettirerek seni ve eşini cennetten çıkarmasın. Sonra meşakkat ve sıkıntılara katlanmak zorunda kalırsınız."
116- Hani meleklere:“Âdem’e secde edin” demiştik de İblis dışında hepsi secde etmişlerdi. O ise yüz çevirmişti. 117- Biz de dedik ki:“Ey Âdem, şüphesiz ki bu, sana ve eşine düşmandır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın, yoksa sıkıntıya uğrarsın.” 118- “Çünkü cennette sen aç da kalmazsın, çıplak da.” 119- “Orada susuzluk da çekmezsin, güneşin sıcağını da.” 120- Şeytan ona vesvese verip dedi ki:“Ey Âdem, sana ebedilik ağacını ve sonu gelmez bir mülkü(n yolunu) göstereyim mi?” 121- Böylece ikisi de ondan yediler ve avret yerleri kendilerine göründü. Onlar da üzerlerine cennet yapraklarından koyarak (avretlerini örtmeye) başladılar. Böylece Âdem Rabbinin emrine karşı geldi ve yolunu şaşırdı. 122- Sonra Rabbi onu seçti, tevbesini kabul etti ve onu doğruya iletti.
116. Yani Yüce Allah, eliyle Âdem’in yaratıp ona isimleri öğreterek üstünlük verdikten ve ona türlü ihsanlarda bulunarak onu şerefli kıldıktan sonra meleklere Âdem’e ikram ve ta’zim olmak üzere secde etmelerini emretti. Melekler de Yüce Allah’ın emrine uyarak hemen secdeye kapandılar. Aralarında İblis de vardı. İblis ise Rabbinin emrine karşı büyüklük taslayıp Âdem’e secde etmeyi kabul etmedi ve:“Ben ondan daha hayırlıyım, beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın.”(el-A’raf, 7/12) dedi.
117. İşte o vakit İblis’in Âdem’e ve onun eşine olan aşırı düşmanlığı da açığa çıkmış oldu. Onun bu düşmanlığının asıl sebebi ise Allah’a düşman oluşudur. Bu olay, düşmanlığına sebep teşkil eden kıskançlığını da ortaya koymuş oluyordu. Yüce Allah, Âdem’i ve onun eşini İblis’e karşı uyarıp sakındırarak:“Sakın sizi cennetten çıkarmasın.” Şayet sen oradan çıkacak olursan “sıkıntıya uğrarsın.” dedi. Çünkü senin için cennette huzur ve afiyetle elde edeceğin bir rızık ve tam bir rahat vardır. 118-119. “Çünkü cennette sen aç da kalmazsın, çıplak da. Orada susuzluk da çekmezsin, güneşin sıcağını da.” Böylelikle Yüce Allah, Âdem’e orada yiyecek, içecek, giyecek, su ve yorulmama garantisini vermiş oluyordu. Ancak Yüce Allah, ona belli bir ağacın meyvesinden yemesini yasaklamış ve şöyle demişti:“Yalnız bu ağaca yaklaşmayın, yoksa ikiniz de zulmedenlerden olursunuz.”(el-Bakara, 2/35)
120. Ne var ki şeytan, onlara sürekli vesvese verip ağacın meyvesinden yemeyi onlara süslü gösterdi ve şöyle dedi:“Sana ebedilik ağacını” yani ondan yiyen kimsenin cennette ebedi olarak kalmasını sağlayan ağacı “ve sonu gelmez” o meyveden yediğin takdirde ardı arkası kesilmeyecek türden “bir mülkü(n yolunu) göstereyim mi?”
121. Şeytan, Âdem’e nasihat veren bir kişi kimliğinde gelmişti. Ona yumuşak söz söylemişti. O nedenle Âdem de ona kandı. Her ikisi de ağaçtan yediler ama yediklerinden hemen pişman oluverdiler. Üzerlerindeki elbiseler düşüverdi ve böylelikle masiyet işledikleri ortaya çıktı. Önceleri örtülü iken her birine diğerinin avreti göründü. Bu sefer cennet ağaçlarının yapraklarını birbirine ekleyerek üzerlerine örtmeye ve böylelikle avret yerlerini kapatmaya çalıştılar. Ancak Yüce Allah’ın takdir edebileceği çapta çok mahcub oldular, utandılar. “Böylece Âdem Rabbinin emrine karşı geldi ve yolunu şaşırdı.” Bunun sonucunda her ikisi de tevbeye ve Allah’a yönelmeye koyulup şöyle dediler: “Rabbimiz, biz kendimize zulmettik. Eğer bize mağfiret ve rahmet etmezsen muhakkak ki zarara uğrayanlardan oluruz.”(el-A’raf, 7/23)
122. Rabbi, onu beğenip seçti, ona tevbe etmeyi kolaylaştırdı. “Tevbesini kabul etti ve onu doğruya iletti.” Âdem, böylelikle tevbeden sonra tevbeden öncekinden daha iyi bir halde oldu. Düşmanının hilesi de başına geçmiş, tuzağı boşa gitmiş oldu. Âdem’in ve onun zürriyeti üzerindeki nimet de tamamlanmış oldu. Onlar bu nimetin gereğini yerine getirmek ve itiraf etmekle yükümlü oldukları gibi yakalarını gece-gündüz bırakmayan, onları gözetleyip duran bu düşmana karşı da tetikte olmaları gerekir:“Ey Âdemoğulları, şeytan ana ve babanızı avret yerlerini kendilerine göstermek için üzerlerinden elbiselerini sıyararak cennetten çıkmalarına sebep olduğu gibi sakın sizi de fitneye düşürmesin. Çünkü o da kabilesi de sizi, sizin kendilerini göremeyeceğiniz yerden görürler. Biz şeytanları, iman etmeyenlerin dostları kıldık.”(el-A’raf, 7/27)
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Genellikle müfessirler bu âyetlerle Kur’an’da uyarılara tekrar tekrar yer verildiğini bildiren 113. âyet arasında bağ kurarlar; burada, insanoğlunun ilâhî uyarılar karşısındaki hatalı tutumunun ilk atasından beri görülen bir durum olduğuna işaret bulunduğunu belirtirler (Taberî, XVI, 220; Râzî, XXII, 123). Bu sûreden önce inen Sâd ve A‘râf sûrelerinde Âdem’in yaratılması ve İblîs’in ilâhî buyruğa karşı gelmesi olayına geniş yer verilmiştir. Yine A‘râf sûresinde Âdem’e –yasak ağaca yaklaşmamaları koşuluyla– eşiyle birlikte cennette kalma imkânı verildiğinden, fakat şeytanın kışkırtması sonucu buradan çıkarıldıklarından, ardından da yaptıkları yüzünden derin pişmanlık duyduklarından söz edilmiştir. Aynı konulara farklı bağlamlarda ve farklı üslûplarla değinilmesi, Kur’an’ın hususiyetleri hakkında bilgi sahibi olanlar için yabancı bir durum değildir. Burada önceki değinilerden farklı olarak Âdem’in tövbesinin kabul edildiğinden hatta onun seçkin kılındığından yani peygamber olarak görevlendirildiğinden (Şevkânî, III, 439) söz edilmektedir. Bu bağlamdan şu sonucu çıkarmak mümkündür: Her ne kadar insanoğlunun ilâhî uyarı ve bildirimler karşısındaki hatalı tutumu ilk atasından beri görülen bir durum ise de, insanlar –hıristiyan inancında kabul edildiğinin aksine– dünyaya ilk atalarının işlediği günah sebebiyle günahkar olarak gelmezler; Âdem işlediği günahtan sonra tövbe etmiş ve tövbesi kabul edilmiştir. Şu halde Hz. Âdem’den sonra da her insan bir taraftan günah işlemeye yatkın bir ortamda ve iyiliğe de kötülüğe de kullanılabilecek yeteneklerle donatılmış olarak sınava tâbi olacak, bir taraftan da işlediği günahlardan arınmak için aracı koymaksızın, bizzat rabbine yalvarıp, af dileyecektir. Bu ilkeden yola çıkıldığında ise Hıristiyanlığın temel akîde esaslarından olan rabbin insanlığı bu aslî günahtan arındırmak için Îsâ’yı kurban ettiği iddiası temelden yoksun kalmaktadır. Dolayısıyla, burada Hz. Âdem hakkında bu bilgiye yer verilmesi ile bu sûrenin Hz. Îsâ’nın nasıl dünyaya geldiğini açıklayan ve bu konudaki yanlış kabulleri mahkûm eden Meryem sûresinden sonra inmiş olması arasında bir anlam örgüsü bulunduğunu söylemek mümkündür (Derveze, III, 92-93; Âdem’in yaratılışı, İblîs’in Allah’a isyan etmesi; kendisiyle birlikte, aldattığı Âdem ve eşinin cennetten çıkarılmaları hakkında bilgi için bk. Bakara 2/30 vd.; A‘râf 7/11 vd.).
115. âyetin “Âdem’den söz almıştık” şeklinde çevirdiğimiz kısmını “Âdem’e buyruğumuzu bildirmiştik” şeklinde anlayanlar da vardır. Bu yorumda söz konusu olan buyruk, kendisinin ve eşinin düşmanı olan şeytana uymamasıyla ilgili uyarı olup 117. âyette ayrıca açıklanmıştır.
Aynı âyetin “Biz onda yeterli bir kararlılık görmedik” şeklinde çevirdiğimiz kısmı değişik şekillerde tefsir edilmiştir. Bir yoruma göre, burada Âdem’in önce yasak ağaçtan yememeye karar vermişken, şeytanın kışkırtması karşısında kararlı davranamadığı veya yapılan cazip öneriye karşı direnemediği anlatılmaktadır. Diğer bir yoruma göre ise burada maksat, Âdem’in günah işlemede ısrarlı davranmamış olduğudur (Şevkânî, III, 438). Bu âyetteki lafzan “unuttu” anlamına gelen fiil daha çok “Rabbinin buyruğunu terketti” şeklinde açıklanmıştır (Taberî, XVI, 220; Râzî, XXII, 124).
124. âyette ifadesini bulan “Allah’ı anmaktan yüz çevirme”, Allah’ı inkâr etme, O’nun gösterdiği yolu beğenmeme, öğütlerine kulak asmama gibi mânalarla açıklanmıştır. Aynı âyette söz konusu edilen “sıkıntılı hayat”ın mahiyeti ve nerede olacağı hususunda ise ilk dönem müfessirlerinden farklı rivayet ve yorumlar nakledilmiştir. Burada sözü edilen sıkıntılı yaşantının kabir hayatı aşamasıyla ilgili olduğu veya âhirette yaşanacak sıkıntılara işaret edildiği rivayetlerinin yanı sıra dünya hayatındaki sıkıntılar anlamına ağırlık veren rivayet ve izahlar da vardır. Dünya hayatındaki sıkıntı, bu tür kimselerin maddî açıdan bolluk içinde olsalar bile, inançsızlığın, yanlış hedeflere yönelmenin, haram yollardan kazanmanın verdiği psikolojik baskı altında büyük bir darlık ve sıkıntı hissedecekleri, Allah’ın hoşnutluğunu kazanma amacının mutluluğundan yoksun kalmanın ıstırabını tadacakları şeklinde yorumlanabilir (bk. Taberî, XVI, 225-227). Allah’a ve âhirete inanmayanların, inananlara göre çok daha dar bir maddî-mânevî alan tasavvuru ve bu tasavvura bağlı darlık içinde yaşayacakları da ayrı bir gerçektir.
Şöyle buyurduk: "Ey Âdem! Şüphesiz ki İblis, senin ve hanımının düşmanıdır. Size vermiş olduğu vesvese ile kendisine itaat ettirerek seni ve eşini cennetten çıkarmasın. Sonra meşakkat ve sıkıntılara katlanmak zorunda kalırsınız."