Diyanet İşlerien ayrışan
Rabbine bizim adımıza yalvar da, mahiyetini bize bildirsin, çünkü sığırlar, bizce, birbirine benzemektedir. Allah dilerse biz şüphesiz doğruyu bulmuş oluruz" dediler
Elmalılı Hamdi Yazır
Onlar, "Bizim için Rabbine dua et, o nedir bize iyice açıklasın, çünkü o bize biraz karışık geldi, bununla beraber Allah dilerse onu elbette buluruz." dediler.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Şöyle dediler: "Dua et Rabbine, açıklasın bize neymiş o! Çünkü bu inek, bizim gözümüzde başkalarıyla karıştı. Ve biz, Allah dilerse, doğruya ve güzele elbette kılavuzlanacağız."
Süleyman Ateş
Bizim için Rabbine du'a et, onun nasıl bir şey olduğunu bize açıklasın. Zira o inek bize (başka ineklere) benzer geldi. Ama Allah dilerse mutlaka (emredileni yapmağa) yol buluruz. dediler.
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Sonra inatlarında devam ederek: Bizim için Rabbine dua et de onun vasfını bize daha açık beyan etsin. Çünkü inekler zikredilen vasıflarda çoktur, aralarından belirtileni bulmakta zorluk çekiyoruz. Şüphesiz ki onlar -Allah dilerse- kesilmesi istenilen ineği kesin buluruz, dediler.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
67- Bir zaman Mûsâ kavmine; “Allah size bir inek boğazlamanızı emrediyor” deyince, “bizimle eğleniyor musun?” dediler. O da; “Cahillerden olmaktan Allah’a sığınırım” dedi. 68- “Bizim için Rabb’ine dua et de onun mahiyetini bize iyice açıklasın” dediler. O da:“Allah: Ne çok yaşlı, ne de çok genç, ikisi ortası bir (inek).” buyuruyor. Artık emrolunduğunuz işi yapın.” dedi. 69- “Bizim için Rabb’ine dua et de rengin ne olduğunu bize iyice açıklasın” dediler. O da:“Allah: O, sapsarı ve rengi bakanların hoşuna giden bir inektir, buyuruyor.” dedi. 70- Dediler ki:“Bizim için Rabb’ine dua et de o ineğin nasıl olduğunu bize iyice açıklasın, çünkü bize göre (bu vasıfta pek çok) inek birbirine benziyor. İnşaallah doğruyu bulanlardan oluruz.” 71- Dedi ki:“O şöyle buyuruyor: O öyle bir inek ki işe koşulmamış, arazi sürmemiş ve ekin sulamamıştır. Kusursuzdur, hiçbir alacası yoktur.” Dediler ki: “İşte şimdi hakkı getirdin.” Nihâyet o ineği boğazladılar. Fakat az kalsın yapmayacaklardı. 72- Hani siz bir kişi öldürmüştünüz de (katili hakkında) her biriniz suçu diğerine atmıştınız. Hâlbuki Allah sizin gizlediğiniz şeyi açığa çıkaracaktı. 73- Bu sebeple “Onun bir parçası ile ona (ölüye) vurun!” dedik. İşte Allah ölüleri böyle diriltir. Akledersiniz diye âyetlerini böyle gösterir. 74- Sonra bunun ardından kalpleriniz yine katılaştı. Şimdi onlar taş gibi veya taştan da katıdır. Çünkü öyle taşlar var ki, içinden ırmaklar kaynar. Yine öyle taşlar var ki, yarılır da ondan su fışkırır ve öylesi de var ki Allah korkusundan yuvarlanır.
67. Yani birisini öldürüp de onu öldürenin kimliği hususunda aranızda anlaşmazlığa düştüğünüz sırada Mûsâ ile aranızda geçenleri hatırlayın. Aranızdaki tartışma o kadar büyümüştü ki, eğer Allah’ın size durumu açıklaması olmasaydı aranızda çok büyük kötülükler ortaya çıkacaktı. Mûsâ, katilin açıklanması ile ilgili olarak bir inek kesin, demişti. Mûsâ’nın emrini hemen yerine getirmeleri ve ona itiraz etmemeleri gerekirken itirazdan başka bir yol izlemediler ve:“Bizimle eğleniyor musun?” dediler. Allah’ın Peygamberi ise, “Cahillerden olmaktan Allah’a sığınırım” dedi. Çünkü, faydasız söz söyleyen ve insanlarla alay eden kişi cahildir. Akıllı kişi ise kendisi gibi bir insan ile alay etmeyi aklen ve dinen küçük düşürücü büyük bir ayıp olarak görür. Eğer kişi başkasından daha üstün ise onun bu üstünlüğü dolayısıyla Allah’a şükretmesi ve O’nun kullarına merhamet etmesi gerekir. Mûsâ onlara bu şekilde karşılık verince, onun bu söylediğinin doğru ve gerçek olduğunu bildiler ve bunun üzerine dediler ki:
68. “Bizim için Rabbine dua et de onun mahiyetini” yani yaşının ne olduğunu “bize iyice açıklasın. O da: “Allah: Ne çok yaşlı, ne de çok genç, ikisi ortası bir (inek).” buyuruyor.” Yani bu inek, ne küçük ne büyük değildir, orta yaşlıdır. “Artık emrolunduğunuz işi yapın.” ve işi yokuşa sürmekten ve zora koşmaktan vazgeçin.
69. “Bizim için Rabb’ine dua et de rengin ne olduğunu bize iyice açıklasın” dediler. O da:“Allah: O, sapsarı ve rengi bakanların hoşuna giden bir inektir, buyuruyor.” dedi.” Yani olabildiğince sarı ve güzelliği dolayısıyla bakanların hoşlarına gider.
70. “Dediler ki: “Bizim için Rabb’ine dua et de o ineğin nasıl olduğunu bize iyice açıklasın, çünkü bize göre (bu vasıfta pek çok) inek birbirine benziyor.” Bu nedenle senin hangi ineği istediğini bir türlü tespit edemiyoruz, “İnşaallah doğruyu bulanlardan oluruz.”
71. “Dedi ki: “O şöyle buyuruyor: O öyle bir inek ki işe koşulmamış” yani işe koşularak, çalıştırılarak, boyunduruk altına alınmamış; “arazi sürmemiş ve ekin sulamamıştır.” Bu hayvan, sulamakta da kullanılmamıştır. “Kusursuzdur” her türlü kusurdan ve çalıştırılmış olmaktan uzaktır. “Hiçbir alacası yoktur” yani daha önce belirtilen nitelikteki renginden başka bir renk karışmamıştır. “Dediler ki: İşte şimdi hakkı getirdin” yani açık ve seçik izahı şimdi yaptın. Bu onların cahilliklerinin bir sonucudur. Yoksa tâ baştan beri Mûsâ onlara hakkı getirmişti. Eğer onlar herhangi bir ineği kesmiş olsalardı maksat gerçekleşirdi. Fakat onlar çokça soru sormak sureti ile işi yokuşa sürdüler. Allah da onlara işlerini zorlaştırdı. Ayrıca eğer “inşaallah=Allah dilerse” dememiş olsalardı, buna hidayet olunmayacaklardı. “Nihâyet o ineği boğazladılar.” Nitelikleri belirtilen ineği bulup kestiler; “fakat” işi yokuşa sürmeleri nedeniyle “az kalsın yapmayacaklardı.”
72-73. İsrailoğulları emrolundukları ineği kesince biz onlara; maktule ineğin bir parçası ile, yani onun bir organı ile vurun, dedik. Bu ya belirli bir organdı yahut da herhangi bir organdı. Bunun hangi organ olduğunun bir önemi yoktur. Onlar da ölüye ineğin bir parçası ile vurdular. Allah da onu diriltti ve böylelikle gizlemiş olduklarını açığa çıkarmış oldu. Zira ölü kendisini öldüreni haber verdi. Gözlerinin önünde ölünün diriltilmesi, Allah’ın ölüleri dirilteceğine kesin delildir. Yüce Allah “akledersiniz diye” bunu yaptı, yani akıl erdirirsiniz ve böylelikle size zararlı olacak şeylerden uzak kalırsınız.
74. “Sonra bunun ardından yine kalpleriniz katılaştı” sertleşti, haşinleşti. Öğüt onlara etki etmez oldu. “Bunun ardından” yani “Yüce Allah size bunca büyük nimetleri ihsan ettikten ve bu kadar mucize ve belgeleri gösterdikten sonra” demektir. Oysa kalplerinizin katılaşmaması gerekirdi. Çünkü tanık olduğunuz bu olaylar kalplerin incelmesini ve itaatle boyun eğmesini gerektirirdi. Daha sonra Allah kalplerini “taş gibi” olmakla nitelendirdi. Taş demirden de daha katıdır. Çünkü demir ve kurşun taşın aksine ateşte eritilebilir. “veya daha da katıdır” buyruğu şu demektir: Yani kalplerinizin katılığı taşların katılığından (fazla olur) da eksik olmaz. Daha sonra Yüce Allah taşların, onların kalplerinden de üstün olduğunu belirterek şöyle buyurmaktadır:“Çünkü öyle taşlar var ki, içinden ırmaklar kaynar. Yine öyle taşlar var ki, yarılır da ondan su fışkırır ve öylesi de var ki Allah korkusundan yuvarlanır.” İşte bu özellikleri ile taşlar sizin kalplerinizden daha üstündür. Arkasından Allah onları en ağır şekilde tehdit ederek şöyle buyurmaktadır:“Allah yaptıklarınızdan gafil değildir.” Aksine O, küçüğü ile büyüğü ile bütün amellerinizi tespit edendir, yaptıklarınızı bilendir. Ve bunların karşılığını tam ve eksiksiz bir şekilde size verecektir. [İsrailiyât İle İlgili Bir Değerlendirme:] Şu bilinmelidir ki, müfessirlerin birçoğu -Allah’ın rahmeti üzerlerine olsun- tefsirlerini İsrailoğullarının kıssaları ile çokça doldurmuşlar, Kur’ân’ın âyetlerini onlara göre açıklamaya kalkışmışlar ve bu kıssaları Allah’ın Kitabı’nın tefsiri seviyesine çıkartmışlardır. Bunu yaparken de Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in; “İsrailoğullarından nakilde bulunabilirsiniz, bunda bir mahzur yoktur.” buyruğunu delil göstermişlerdir. Bana göre onların sözlerini nakletmek caiz olsa bile bu, tek başına olmalı başka bir şeyle birlikte nakletmek şeklinde olmamalı ve onlar, Allah’ın Kitabı’nı açıklama sadedinde verilmemelidir. Çünkü bunların Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den geldikleri sahih olarak sabit olmadıkça, Allah’ın Kitab’ının kesin tefsiri olarak görülmeleri caiz olmaz. Bunların mertebesi Allah Rasûlü’nün de buyurduğu gibi şudur:“Kitap ehlini(n naklettikleri bilgileri) ne doğrulayın ne de yalanlayın!” Bunların mertebeleri şüpheli olduğuna ve “Kur’ân’a, onun lafız ve manaları ile birlikte kesin olarak iman etmek farzdır” hükmü İslâm dininin kat’i hükümlerinden olduğuna göre, tümünün yahut da çoğunun yalan olma ihtimali yüksek olan aslı meçhul rivâyetlerle nakledilen bu kıssaların, Allah’ın Kitab’ının kesin manaları olarak kabul edilmeleri caiz değildir. Bu konuda herhangi bir kimsenin şüphesi olamaz, fakat bu gerçekten gafil olunması sebebi ile olan olmuştur. Başarı Allah’tandır.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Bu âyetlerde İsrâil tarihine ilişkin olaylardan bir sahne anlatılmaktadır. Burada, Hz. Peygamber dönemindeki yahudilerce bilindiği için (bk. Tesniye, 21/1-9), söz konusu ineğin kesilmesini gerektiren olayın ayrıntısı hakkında bilgi verilmemiş, sadece 72. âyette bir adam öldürme olayından söz edilmiştir. Hz. Peygamber dönemindeki yahudiler, bu olay hakkında mâlumat sahibi idiler. Bazı sahâbîler de onlardan edindikleri bilgilerle olayın teferruatı hakkında açıklamalar yapmışlardır. Abdullah b. Abbas, Ubeyde b. Sâmit, Ebü’l-Âliye gibi sahâbîler ve diğer bazı ilk dönem müfessirlerinin verdiği birbirine yakın bilgilere göre hayli zengin ve yaşlı bir yahudi, mirasına ve kan bedeline göz diken yeğeni tarafından öldürülüp bir yere atılmış, cinayet bir mâsumun üstüne yıkılmak istenmişti. Katilin bulunamaması yüzünden toplumda neredeyse silâhlı mücadeleye kadar varacak bir gerginlik doğdu ve olay Mûsâ’ya bildirilerek kendisinden bir çözüm bulması istendi. O da Allah’tan aldığı vahye uygun olarak bir inek kesmelerini ve bunun bir parçasıyla maktulün cesedine vurmalarını emretti. Denilenin yapılması üzerine maktul dirildi ve kendisini öldürenin kimliğini açıkladı (Taberî, I, 337-340; Râzî, III, 114). Böylece bir mûcize olarak ölünün dirilmesiyle bir yandan adalet yerini bulup ihtilâf ortadan kalkarken bir yandan da yüce Allah’ın ölüleri diriltmeye muktedir olduğu gösterilmişti.
67. âyette kendilerine bir inek kesmeleri emredildiğinde İsrâiloğulları’nın, “Bizimle alay mı ediyorsun?” diyerek hayret ettikleri bildiriliyor. Muhtemelen bu, onların sığıra bir kutsallık atfetmelerinden ve onu kesmek istememelerinden ileri geliyordu (Ateş, I, 181; Mevdûdî, I, 85). Bilindiği gibi İsrâiloğulları uzun yıllar Mısır’da kalmışlardı. Mısır kültüründe sığıra kutsallık atfedilmekteydi. Öyle anlaşılıyor ki onlar da Mısır’daki bu bâtıl inançtan etkilenmişlerdi. Nitekim Hz. Mûsâ Sînâ dağında bulunduğu sırada da kavmi Sâmirî’nin yaptığı altın buzağı heykeline tapmaya kalkışmışlardı (bk. Bakara 2/51, 54; A‘râf 7/152; Tâhâ 20/85-96). Konumuz olan âyetlerde, İsrâiloğulları’nın, kesmeleri gereken sığır hakkında bir sürü sorular sormaları onu kesmek istememelerinden kaynaklanıyordu. Nitekim 71. âyetin sonunda “Az daha yapmayacaklardı” şeklindeki açıklama da istemeye istemeye kestiklerini göstermektedir. Tevhid dininde Allah’tan başka hiçbir şeye tapmak mümkün değildir. Bu sebeple Allah onlardan bir inek kesmelerini istemekle dolaylı olarak onun kutsal olduğu inancını da yıkmak istemiştir (İsrâiloğulları’nın, Hz. Mûsâ’ya “Bizimle alay mı ediyorsun?” demelerinin ve ardarda sorular sormalarının başka sebepleri hakkında ayrıntılı açıklamalar için bk. Râzî, III, 115-118).
Yüce Allah İsrâiloğulları’na başlangıçta herhangi bir nitelik belirtmeden mutlak olarak bir inek kesmelerini emretmiştir. Allah’ın emrine sorgusuz sualsiz itaat etmek gerektiği halde onlar, bu buyruğu önce garip karşılamışlar, sonra da kesilecek hayvanın nitelikleri hakkında ardarda sorular sorarak işlerini güçleştirmişlerdir. Burada, insanların din konusunda fazla soru sormalarının kendileri için yararlı ve uygun olmadığına, soruların teferruatı arttıracağına ve işleri güçleştireceğine de bir işaret vardır. Nitekim Mâide sûresinin 101. âyetinde “Ey iman edenler! Açıklandığı takdirde sizi sıkıntıya sokacak hususlarda soru sormayın” buyurulmuştur. Hz. Peygamber de din konusunda çok soru sormanın doğru olmadığını ifade buyurmuşlardır (Buhârî, “Rikāk”, 22; Müslim, “Akzıye”, 10, 11, 12).