Önceki ayet· 2:187Sonraki ayet· 2:189

Bakara Suresi 188. Ayet· 2:188

↗ Bakara suresi
Medeni
وَلَا تَأۡكُلُوٓاْ أَمۡوَٰلَكُم بَيۡنَكُم بِٱلۡبَٰطِلِ وَتُدۡلُواْ بِهَآ إِلَى ٱلۡحُكَّامِ لِتَأۡكُلُواْ فَرِيقٗا مِّنۡ أَمۡوَٰلِ ٱلنَّاسِ بِٱلۡإِثۡمِ وَأَنتُمۡ تَعۡلَمُونَ
Aranızda mallarınızı haksızlıkla yemeyin; bildiğiniz halde günaha girerek insanların mallarından bir kısmını yemek için onu hakimlere aktarmayın
Meal ihtilafı: 3% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Aranızda mallarınızı haksızlıkla yemeyin; bildiğiniz halde günaha girerek insanların mallarından bir kısmını yemek için onu hakimlere aktarmayın
Elmalılı Hamdi Yazır
Bir de aranızda mallarınızı batıl sebeplerle yemeyin. İnsanların mallarından bir kısmını bile bile günah ile yemek için, o malları hakimlere rüşvet olarak vermeyin.
Yaşar Nuri Öztürk
Mallarınızı aranızda haksız ve uydurma yollara baş vurarak yemeyin; bilip durduğunuz halde insanların mallarından bir kısmını günaha saparak yemek için onları yargıçlara aktarmayın.
Süleyman Ateşen ayrışan
Mallarınızı, aranızda batıl (sebepler) ile yemeyin; bile bile insanların mallarından bir kısmını günah bir biçimde yemeniz için onları hakimler(in önün)e atmayın (hakimlere götürmeyin veya onlara rüşvet vermeyin).
Diller arası (7 dil)ıraksama 12.8%
İngilizce
And do not consume one another's wealth unjustly or send it [in bribery] to the rulers in order that [they might aid] you [to] consume a portion of the wealth of the people in sin, while you know [it is unlawful]
Fransızca
Et ne dévorez pas mutuellement et illicitement vos biens; et ne vous en servez pas pour corrompre des juges pour vous permettre de dévorer une partie des biens des gens, injustement et sciemment
İspanyolca
No usurpen injustamente los bienes materiales unos a otros, ni sobornen con ellos a los jueces para conseguir ilegalmente la propiedad ajena a sabiendas
Rusça
Не пожирайте незаконно между собой своего имущества и не подкупайте судей, чтобы пожирать часть имущества людей, сознательно совершая грех
Endonezce
Dan janganlah kamu makan harta di antara kamu dengan jalan yang batil, dan (janganlah) kamu menyuap dengan harta itu kepada para hakim, dengan maksud agar kamu dapat memakan sebagian harta orang lain itu dengan jalan dosa, padahal kamu mengetahui
Bengalce
তোমরা অন্যায়ভাবে একে অপরের সম্পদ ভোগ করো না। এবং জনগণের সম্পদের কিয়দংশ জেনে-শুনে পাপ পন্থায় আত্নসাৎ করার উদ্দেশে শাসন কতৃপক্ষের হাতেও তুলে দিও না।
Çince
你们不要借诈术而侵吞别人的财产,不要以别人的财产贿赂官吏,以便你们明知故犯地借罪行而侵吞别人的一部分财产。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Sizler, hırsızlık, gasp, dolandırma gibi, kanunsuz bir şekilde birbirinizin mallarını almayın. Allah'ın bunu haram kıldığını bildiğiniz halde, günaha bulaşarak bunlarla insanların mallarından bir kısmını almak için iktidar sahiplerinin önünde çekişmeyin. Haram olduğunu bile bile günah işlemek, hem daha çirkin, hem de cezası daha büyüktür.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
188- Mallarınızı aranızda batıl yollarla yemeyin ve bile bile insanların mallarından bir kısmını günah (bir yol) ile yemek için onları hâkimlere vermeyin. 188. “Mallarınızı” yani sizden başkalarının mallarını “batıl yollarla yemeyin.” Burada “mallarınızı” diye buyrulmuş olması müslüman bir kimsenin kendisi için sevdiği şeyi kardeşi için sevmesi, onun malına tıpkı kendi malına saygı gösterdiği gibi saygı göstermesi gerektiğinden dolayıdır. Diğer taraftan bir kimsenin başkasının malını yemesi, başkasına da gücü yetmesi halinde kendi malını yeme cesaretini kazandırır. Mal yeme biri hak diğeri de batıl yolla olmak üzere iki türlü olduğundan ve haram olan da sadece batıl yolla yeme olduğundan dolayı Yüce Allah, yenilen malı bu şekilde batılla kayıtlamıştır. Bunun kapsamına gasp, hırsızlık, emanet bırakılan veya ödünç verilen bir mala yahut buna benzer bir şeye hainlik etmek de girmektedir. Yine faiz akitleri, bütün çeşitleri ile kumar da bu batıl yollarla yemenin kapsamına girmektedir. Çünkü bu şekilde yenilen mallar mubah olan bir bedel karşılığında yenilmemektedir. Alışverişte, kira ve benzerlerinde aldatma sureti ile malların yenilmesi de batıl yollarla yeme kapsamı içerisindedir. Ücretle çalıştırılanların ücretlerinin yenilmesi de bu kapsama dâhildir. Ücretle çalışanların gereğini yerine getirmedikleri bir işin ücretini almaları da böyledir. Yalnızca Allah rızası gözetilmedikçe geçerli olmayan, Allah’a yakınlaştırıcı ameller ve ibadetler karşılığında ücret almak da bu kapsama girmektedir. Zekâtlardan, sadakalardan, vakıflardan ve vasiyetlerden, hak sahibi olmayan kimselerin bir şeyler almaları yahut haklarından fazlasını almaları da bu kapsama dâhildir. Bütün bunlar ve benzer şekiller, batıl yollarla mal yeme çerçevesi içerisindedir ve hiçbir şekilde helâl değildir. Hatta bu konuda bir anlaşmazlık çıksa ve şeriatla hükmeden bir hakimin huzurunda dava açılsa, malı batıl yolla yemek isteyen kişi de haklının delilini hükümsüz kılacak şekilde bir delil ortaya koysa ve hakim de buna binaen o haksız kimsenin lehine hüküm verecek olsa dahi bu böyledir. Zira hâkimin verdiği bu hüküm ne haram olan bir şeyi mubah kılabilir, ne de helâl olan bir şeyi haram kılabilir. Çünkü hâkim ancak işittiğine uygun olarak hüküm verir, yoksa işlerin hakikatleri olduğu gibidir. O nedenle hâkimin verdiği hükümde haksız olan için ne rahat etme ne malın helâl olma ihtimali ne de huzur söz konusu değildir. Bir kimse hâkime batıl bir delil sunacak olsa, hâkim de buna dayanarak onun lehine hüküm verecek olsa, bu helâl olmayan şey o kimse için helâl olmaz ve böyle bir kimse başkasının malını batıl yol ile ve günah ile -hem de bunu bile bile- yemiş olur. Böyle birisinin cezası da daha ağır olur, buna binaen ona verilecek ceza da daha ağırdır. Buna binaen vekil, kendisine vekalet verenin davasında haksız olduğunu bilir ise haksız olan adına davayı sürdürmesi, onu savunması helâl değildir. Nitekim Yüce Allah:“Hainlerin savunucusu olma!”(en-Nisa, 4/105) buyurmaktadır.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
“Haksızlık” diye çevirdiğimiz bâtıl kelimesi “hakk”ın zıddı olup “asılsız, gerçek bir şeyin karşılığı olmayan, kalıcı olmayan” şeklinde tanımlanmıştır (Reşîd Rızâ, I, 195). Âyette İslâmiyet’in temel bir ilkesi ortaya konmaktadır. Buna göre –aksini mümkün kılan özel bir hüküm bulunmadıkça– hiçbir müslüman kişi veya kurum, başka hiçbir kimsenin malını, rızâsı olmadan veya tam ve gerçek bir karşılığını vermeden alamaz, yiyemez; hâkimin kararı da bu hükmü değiştiremez, haramı helâl yapamaz. Bu genel bir hüküm olup aslında bu hükmün kapsamına giren rüşvet yasağı, önemi ve yaygınlık kazanmaya elverişli olması sebebiyle özellikle zikredilmiştir. Âyetten hem kazanç hem de harcama faaliyetlerinin meşrû zeminde yürütülmesi şeklinde genel bir ilke çıkmakta; haksız menfaat sağlamak, maddî veya mânevî bir karşılık elde etmek için işbaşındakilere mal (veya para) vermek yasaklanmaktadır. Bu şekilde çıkar elde etmek için yetkili kişilere menfaat sağlamaya rüşvet denir. Helâl ve meşrû yollardan kazanıp harcamayı emreden genel hükümlü başka birçok âyet ve hadis rüşvet yasağını da kapsamakla birlikte, bu âyette ve bazı hadislerde rüşvet özellikle söz konusu edilerek yasaklanmış, hatta hadislerde buna tevessül edenler lânetlenmiştir (bk. Tirmizî, “Ahkâm”, 9; Ebû Dâvûd “Akdıye”, 4). Rüşvet vermek ve almak haram olduğu gibi, rüşvet vererek temin edilen menfaat da haramdır. Rüşvet zaman zaman bazı toplumlarda son derece ciddi, yaygın ve yıkıcı bir hastalık halini alabilmektedir. Bu hastalıktan korunmayı veya tedavi etmeyi başaran toplumların uygulamasından anlaşıldığına göre bunun için başta eğitim olmak üzere din, ahlâk, hukuk, iktisat, siyaset gibi sosyal disiplinlerin birlikte işletilmesi gerekmekte; bu illete karşı verilen mücadelenin başarılı olmasında, bir yandan toplumda sosyal adaletin geliştirilmesi bir yandan da hukuk düzeninin kurulması ve adalet mekanizmasının etkin biçimde çalıştırılması özel bir önem taşımaktadır. Âyetten, “Gerçekte size ait olmayan bir malı elde etmek için haksız olduğunuzu bile bile onun kendi malınız olduğunu iddia etmeyiniz, bu şekilde haksız kazanma yollarına tevessül etmeyiniz, bunu dava konusu yapmayınız” anlamı da çıkmaktadır. Buna göre bir mal başka birinin hakkı olduğu halde bir kimsenin bunu bile bile kalkıp onun kendi malı olduğunu iddia etmesi, meseleyi mahkemeye taşıması, haksız olduğunu bildiği halde haklı çıkmak için hâkim önünde dil dökmesi, avukat tutması, hele rüşvet vermesi kesinlikle haramdır. Hz. Peygamber bir hadisinde bazı insanların hitabet ve ikna kabiliyetlerinin başkalarına göre daha güçlü olduğunu, birinin bu kabiliyetini iyi kullanarak mahkemede başkasına ait bir malı kendisine hükmettirirse bu malın kıyamet gününde o kişi için bir ateş parçası olacağını ifade buyurmuştur (Müsned, VI, 203, 290-291, 307). Fahreddin er-Râzî âyetin son cümlesinden beş farklı anlam çıkarıldığını belirterek bunları sıraladıktan sonra en uygun anlamın rüşvet yasağı olduğunu ifade etmektedir (V, 118).
Bakara Suresi 188. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Sizler, hırsızlık, gasp, dolandırma gibi, kanunsuz bir şekilde birbirinizin mallarını almayın. Allah'ın bunu haram kıldığını bildiğiniz halde, günaha bulaşarak bunlarla insanların mallarından bir kısmını almak için iktidar sahiplerinin önünde çekişmeyin. Haram olduğunu bile bile günah işlemek, hem daha çirkin, hem de cezası daha büyüktür.