Önceki ayet· 2:167Sonraki ayet· 2:169

Bakara Suresi 168. Ayet· 2:168

↗ Bakara suresi
Medeni
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ كُلُواْ مِمَّا فِي ٱلۡأَرۡضِ حَلَٰلٗا طَيِّبٗا وَلَا تَتَّبِعُواْ خُطُوَٰتِ ٱلشَّيۡطَٰنِۚ إِنَّهُۥ لَكُمۡ عَدُوّٞ مُّبِينٌ
Ey İnsanlar! Yeryüzündeki temiz ve helal şeylerden yiyin, şeytana ayak uydurmayın, zira o sizin için apaçık bir düşmandır
Meal ihtilafı: 4% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Ey İnsanlar! Yeryüzündeki temiz ve helal şeylerden yiyin, şeytana ayak uydurmayın, zira o sizin için apaçık bir düşmandır
Elmalılı Hamdi Yazır
Ey insanlar! Bütün yeryüzündeki nimetlerimden helal olmak, temiz olmak şartıyla yiyin. Fakat şeytanın adımlarına uymayın. Çünkü o size belli bir düşmandır.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Ey insanlar! Yeryüzündeki nimetlerden temiz ve helal olmak şartıyla yiyin. Şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o size açık bir düşmandır.
Süleyman Ateşen ayrışan
Ey insanlar, yeryüzünde bulunan helal ve temiz şeylerden yeyin, şeytanın adımlarını izlemeyin; çünkü o, sizin apaçık düşmanınızdır.
Diller arası (7 dil)ıraksama 10.5%
İngilizce
O mankind, eat from whatever is on earth [that is] lawful and good and do not follow the footsteps of Satan. Indeed, he is to you a clear enemy
Fransızca
O gens! De ce qui existe sur la terre; mangez le licite pur; ne suivez point les pas du Diable car il est vraiment pour vous, un ennemi déclaré
İspanyolca
¡Oh, seres humanos! Coman de lo bueno y lo lícito que hay en la Tierra, pero no sigan los pasos del demonio. Él es su enemigo declarado
Rusça
О люди! Вкушайте на земле то, что дозволено и чисто, и не следуйте по стопам дьявола. Воистину, он для вас - явный враг
Endonezce
Wahai manusia! Makanlah dari (makanan) yang halal dan baik yang terdapat di bumi, dan janganlah kamu mengikuti langkah-langkah setan. Sungguh, setan itu musuh yang nyata bagimu
Bengalce
হে মানব মন্ডলী, পৃথিবীর হালাল ও পবিত্র বস্তু-সামগ্রী ভক্ষন কর। আর শয়তানের পদাঙ্ক অনুসরণ করো না। সে নিঃসন্দেহে তোমাদের প্রকাশ্য শত্রু।
Çince
众人啊!你们可以吃大地上所有合法而且佳美的食物,你们不要随从恶魔的步伐,他确是你们的明敌。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Ey insanlar! Yeryüzünde bulunan, kazancı helal ve temiz olan hayvan, bitki ve ağaç türünden yemeklerden yiyin ve şeytanın, sizi yavaş yavaş içine çektiği yollarını takip etmeyin! Muhakkak ki onun, size olan düşmanlığı çok açıktır. Akıllı bir kimsenin kendisine eziyet etmeye ve saptırmaya gayretli olan düşmanına tabi olması doğru olmaz.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
168- Ey insanlar! Yeryüzündeki şeylerden helâl ve temiz olanlarını yiyin. Şeytanın adımlarına da uymayın, zira o size apaçık bir düşmandır. 169- O size ancak kötülüğü, hayâsızlığı ve Allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder. 170- Onlara:“Allah’ın indirdiğine uyun” denildiği zaman onlar: “Hayır biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız” derler. Ya ataları bir şeye akıl erdirememiş ve doğruyu bulamamış idiyseler!? 168. “Ey insanlar! Yeryüzündeki şeylerden helâl ve temiz olanlarını yiyin.” Bu mü’minleri ile kâfirleri ile bütün insanlara yönelik bir hitaptır. Yüce Allah onlara yeryüzünde bulunan tahıl, mahsul, meyve ve hayvanat gibi her bir şeyden yemelerini emrederek lütfunu hatırlatmaktadır. Şu kadar var ki yiyecekleri bu şeyler “helâl ve temiz” olmalıdır. Yani kullanmanız helâl olan şeylerden olmalıdır. Gasp veya hırsızlık yoluyla alınmış yahut da haram kılınan bir işlemle elde edilmiş, haram bir yolla ele geçirilmiş ya da haram olan bir şeye yardımcı olmak üzere alınmış olmamalıdır. Aynı şekilde pis ve murdar da olmamalıdır. Leş, kan, domuz eti ve diğer bütün murdar pislikler böyledir. Bu âyet-i kerime yemek ya da yararlanmak kastı ile kullanım yönünden “eşyada asıl olanın mubahlık” olduğuna, haramın da bizzat (lizatihi) haram ve arızî bir sebeple (li ğayrihi) haram şeklinde iki kısım olduğuna delil vardır. Haram lizatihi, hoş ve temizin aksine murdar ve pis olduğu için haram olan şeydir. Arızî bir sebep dolayısıyla (li ğayrihi) haram ise Allah’ın ya da kullarının hakkı kendisine taalluk ettiğinden dolayı haram olan şey demektir ve helâlin zıddıdır. Yine bu ayette insanın bünyesini ayakta tutacak miktar yemesinin farz olduğuna ve bunu terk edenin günahkâr olacağına delil vardır. Zira ayetteki “yiyin” emrinin zahiri bunu göstermektedir. Yüce Allah, kullarına verdiği emirlere tâbî olmalarını -ki Allah’ın emirlerine uymak insanların iyiliklerinin tâ kendisidir- emrettikten sonra bir de onlara “şeytanın adımlarına uymayı”, yani şeytanın emrettiği yollarda yürümelerini yasaklamıştır. Bu yollar ise küfür, fasıklık ve zulüm kabilinden olan bütün masiyetlerdir. Saibe, hâm ve benzeri (cahiliye döneminde kutsal sayılan) hayvanların haram kılınması bunun kapsamına girdiği gibi haram olan yiyecekleri yemek de bunun kapsamına girmektedir. “Zira o size apaçık bir düşmandır.” Düşmanlığı açıkça ortadadır. O nedenle o size verdiği emirler ile sadece sizi aldatır ve sizin Cehennemliklerden olmanızı ister. Yüce Rabbimiz bize şeytanın adımlarına tâbî olmayı yasaklamakla yetinmeyip -söz söyleyenlerin en doğrusu olarak- bize bu düşmandan sakınmamızı gerektiren düşmanlığını da haber vermektedir. Yine bununla da yetinmeyip şeytanın emrettiği hususları da genişçe açıklamakta, onun emirlerinin her şeyin en çirkini ve en kötüsü olduğunu da bildirerek şöyle buyurmaktadır: 169. “O size ancak kötülüğü… emreder” sahibinin kötülüğüne sebep teşkil eden şerri emreder. Bunun kapsamına her türlü masiyet girmektedir. Buna göre “hayâsızlığı” buyruğu ise özelin genele atfedilmesi kabilinden olur. Çünkü hayâsızlık (الفحشاء); zina, içki içmek, adam öldürmek, iftirada bulunmak, cimrilik ve benzeri gibi her bir aklın çirkin gördüğü ve çirkinliği en ileri derecede olan günahlardır. “ve Allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder.” Bunun kapsamına bilgisizce Allah hakkında, hem şeriatına hem kaderine dair söz söylemeler girer. Yüce Allah’ı kendisinin ve Peygamberinin vasfetmediği şekilde vasfeden yahut O’nun zatı hakkında bildirdiği sıfatı kabul etmeyen ya da kendi zatı hakkında kabul etmediği bir şeyi ileri süren herkes, Allah hakkında bilgisizce söz söylemiş olur. Allah’a batıl zanları gereği ortaklar edinip putları ona eş tutan ve bunların Allah’a yaklaştırdıklarını iddia edenler de Allah’a karşı bilgisizce söz söylemiş olurlar. Yol gösterici herhangi bir delile dayanmaksızın, Allah bunu helâl, şunu haram kıldı, şunu emretti, bunu yasakladı, diyen bir kimse Allah hakkında bilgisizce söz söylemiş olur. Allah şu mahlûkat türünü -buna dair herhangi bir delil bulunmaksızın- şu sebepten yaratmıştır diyen bir kimse de aynı şekilde Allah hakkında bilgisi olmaksızın söz söylemiş olur. Allah hakkında bilgisizce söz söyleme şekillerinin en büyüklerinden birisi de Yüce Allah’ın ya da Rasûlü’nün sözünü, sapık kesimlerden herhangi bir kesimin kabul ettiği terimlere uygun olarak tevil edip sonra da Allah bunu murad etmiştir, diyenlerin sözüdür. Allah hakkında bilgisizce söz söylemek haramların en büyüklerinden, en kapsamlılarından, şeytanın kendisine davet ettiği yolların en tehlikelilerindendir. İşte şeytanın ve askerlerinin davet ettiği ve ellerinden geldiğince insanları azdırmak için bütün hile ve tuzaklarını ortaya koydukları yollar bunlardır. Yüce Allah ise adaleti, iyiliği, yakınları gözetmeyi emreder. Hayâsızlıktan, kötülükten ve haddi aşmaktan da men eder. Bu bakımdan kul kendisine iyice dikkat etmelidir: Bu iki davetçi tarafın hangisi ile birliktedir ve bu iki gruptan hangisindendir? Senin için hayrı, dünya ve âhiret mutluluğunu isteyen davetçiye mi uymaktasın, her türlü kurtuluşun kendisine itaatle, her türlü arzun ve emelin kendisine hizmetle elde edildiği; açık ve gizli nimetleri ihsan eden, hayırdan başkasını emretmeyen ve şerden başkasını da yasaklamayan, her türlü kâr kendisiyle istediği şekilde ticarette bulunmakla elde edilen Allah’ın davetçisine mi tâbî olmaktasın; yoksa insanın düşmanı olan ve senin için kötülüğü isteyen, bütün gayretiyle dünyada da âhirette de seni helâk etmeye çalışan şeytanın davetçisine mi uymaktasın? O şeytan ki her türlü kötülük ona itaatten kaynaklanır, her türlü hüsran da onu dost bellemekten gelir. O şeytan ki kötülükten başkasını emretmez, hayırdan başka hiçbir şeyden de alıkoymaz. 170. Yüce Allah, müşriklerin durumunu haber vererek onların Allah ve Rasûlü’nün indirdiklerine uymakla emrolundukları vakit bundan yüz çevirdiklerini ve:“Hayır, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız” diyerek atalarını taklit etmekle yetindiklerini ve Peygamberlere imana rağbet etmediklerini haber vermektedir. Hâlbuki ataları insanların en bilgisizleri ve en aşırı derecede sapıklarıdır. Atalara uymak hakkı reddetmek için ileri sürülen çürük bir gerekçe, yersiz bir şüphedir. Bu onların haktan yüz çevirdiklerine, hakka rağbet etmediklerine ve insaflı davranmadıklarına delildir. Eğer doğru yola girseler ve güzel bir niyetle doğruya yönelecek olsalardı elbette ki hakka ulaşmayı amaçlarlardı. Hakka ulaşmayı amaçlayan ve hak ile batıl arasında bir kıyaslama yapan kimse de -eğer insaflı davranırsa- kesinlikle hakkı görür ve ona tâbî olur. Daha sonra Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Dinî bir terim olarak helâl şer‘an izin verilmiş olan, hakkında yasaklama veya kısıtlama bulunmayan davranışı ve onun dinî-hukukî hükmünü ifade eder. Mubah ve câiz gibi terimlerle de ifade edilir; mükellefin yapıp yapmamakta muhayyer bırakıldığı davranışları belirtmek üzere kullanılır. Tayyib ise aklıselim sahibi, dengeli, erdemli, temiz tabiatlı her insanın beğendiği, hoşlandığı, temiz, güzel, iyi ve yararlı bulduğu şeyler için kullanılır. Genel bir kural olarak eşyada aslolan mubahlık ve helâlliktir. Bu sebeple bir davranışın helâl olduğunu anlamak için bu yönde bir açıklamanın bulunması gerekli değildir; yasaklayıcı veya kısıtlayıcı bir hükmün bulunmaması yeterlidir. Kur’an-ı Kerîm Allah’ın kulları için serbest bıraktığı, helâl kıldığı nimetlerin, güzelliklerin din adına, herhangi bir haklı gerekçeye dayanmadan haram sayılmasını yasaklamış (bk. A‘râf 7/32); ayrıca bizzat Hz. Peygamber’e hitap ederek, Allah’ın helâl kıldığı şeyleri kendisine haram kılmamasını istemiştir (Tahrîm 66/1). Âhirette bütün inançlarının, eylemlerinin, ümitlerinin yıkılıp gittiğini gören inkârcı müşriklerin pişmanlıklarını, çaresizliklerini, kaygı ve korkularını kısa fakat son derece çarpıcı ve ibret verici bir üslûpla yansıtan; böylece Allah’ın yardım ve desteğini kaybedenlerin âhiretteki yalnızlığını ve yıkılışını gönlü hakikate açık insanlara etkili bir biçimde hissettirmek suretiyle Kur’an’ı doğru okuyabilenlere son derece değerli bir ders veren âyetlerin ardından burada da insanlar, bu dersten yararlanarak helâl ve temiz olan şeylerden yiyip içmeye, şeytanın izinden gidip haramlara bulaşmamaya çağırılmaktadır. Çünkü şeytan insanların düşmanı olup onlar için daima ve yalnızca kötü şeyler ister; onları haramlara, edep dışı davranışlara, Allah hakkında O’nun her bakımdan yetkinliği ve yüceliği ile bağdaşmayan sözler söylemeye kışkırtır. Kuşkusuz bu uyarılar öncelikle Kur’an’ın ilk muhatabı olan müşriklere yöneliktir. Bununla birlikte söz konusu uyarılar, bütün insanlar için hayatî değer taşıyıp müminlerin de helâle harama riayet etmeleri, şeytanın kışkırtmalarına karşı daima dikkatli ve ihtiyatlı davranmaları gerektiğini ima etmektedir. “Şeytanın izinden gitmek” onun kışkırtmalarına, dürtülerine açık ve zayıf bir ruha sahip olmak demektir. Bundan kurtulmak ise en başta güçlü bir imana; her türlü dinî ve dünyevî konularda doğru ve yeterli bilgiler yanında, kısaca takvâ kavramıyla ifade edilen yüksek bir dinî ve ahlâkî duyarlılık geliştirmeye bağlıdır. Bu şekilde ruhsal donanıma sahip olan insanlar, kendilerini şeytanın kışkırtmalarından koruyacak kudret ve imkânı, şeytanî baskılara karşı direnecek irade gücünü de kazanmış olurlar. Nitekim başka âyetlerde bildirildiğine göre şeytan son derece kurnazca hileli, aldatıcı yollara başvurarak insanları yoldan çıkaracağına and içmiş; sadece Allah’ın “ihlâslı kullarını” yani Allah’a yürekten bağlı olup bütün içtenliğiyle ve tam bir kararlılıkla O’nun yolundan giden, Allah rızâsını bütün ölçülerin üstünde tutan gerçek dindarları yoldan çıkaramayacağını ifade etmiştir (Hicr 15/40; Sâd 38/83). Kuşkusuz şeytanın musallat olmadığı, yoldan çıkarıcı duygu, düşünce ve davranış telkin etmediği hiçbir insan yoktur. Bu suretle şeytan insanın içine bir kötülük işleme arzusu da sokabilir. Fakat Hz. Peygamber’in bir ifadesine göre “Kim bir kötülük yapmayı içinden geçirir de bunu yapmazsa Allah ona bir tam iyilik (hasene) yazar” (Buhârî, “Rikāk”, 31; Müslim, “Îmân”, 206, 207, 259; Dârimî, “Rikāk”, 70). İşte bu iyilik, ihlâslı, temiz yürekli, takvâ sahibi müminin, şeytanın isteğine karşı koymasının bir ödülüdür.
Bakara Suresi 168. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Ey insanlar! Yeryüzünde bulunan, kazancı helal ve temiz olan hayvan, bitki ve ağaç türünden yemeklerden yiyin ve şeytanın, sizi yavaş yavaş içine çektiği yollarını takip etmeyin! Muhakkak ki onun, size olan düşmanlığı çok açıktır. Akıllı bir kimsenin kendisine eziyet etmeye ve saptırmaya gayretli olan düşmanına tabi olması doğru olmaz.