Önceki ayet· 16:128Sonraki ayet· 17:2

İsrâ Suresi 1. Ayet· 17:1

↗ İsrâ suresi
Mekki
سُبۡحَٰنَ ٱلَّذِيٓ أَسۡرَىٰ بِعَبۡدِهِۦ لَيۡلٗا مِّنَ ٱلۡمَسۡجِدِ ٱلۡحَرَامِ إِلَى ٱلۡمَسۡجِدِ ٱلۡأَقۡصَا ٱلَّذِي بَٰرَكۡنَا حَوۡلَهُۥ لِنُرِيَهُۥ مِنۡ ءَايَٰتِنَآۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلۡبَصِيرُ
Kulunu (Muhammed'i) bir gece Mescidi Haram'dan (Mekke'den), kendisine bir kısım ayetlerimizi göstermek için, çevresini mübarek kıldığımız Mescidi Aksa'ya (Kudüs'e) götüren Allah'ın şanı yücedir. Doğrusu O, işitir ve görür
Meal ihtilafı: 6% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
Kulunu (Muhammed'i) bir gece Mescidi Haram'dan (Mekke'den), kendisine bir kısım ayetlerimizi göstermek için, çevresini mübarek kıldığımız Mescidi Aksa'ya (Kudüs'e) götüren Allah'ın şanı yücedir. Doğrusu O, işitir ve görür
Elmalılı Hamdi Yazır
Kulu Muhammed'i geceleyin, Mescidi Haram'dan kendisine bazı âyetlerimizi göstermek için, etrafını mübarek kıldığımız Mescidi Aksâ'ya götüren Allah, her türlü noksan sıfatlardan münezzehtir. Şüphesiz ki her şeyi hakkıyla işiten, hakkıyla gören O'dur.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Bütün varlıkların tespihi o kudretdir ki, ayetlerimizden bazılarını kendisine gösterelim/kendisini ayetlerimizden bir parça olarak gösterelim diye kulunu, gecenin birinde Mescit-i Haram'dan, çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa'ya/o en uzak secdegâha yürütmüştür. Hiç kuşkusuz, O'dur Semî' ve Basîr.
Süleyman Ateş
Eksiklikten uzaktır O (Allah) ki gecenin bir vaktinde kulunu, ayetlerimizden bir bölümünü, kendisine göstermemiz için, Mescid-i Haram'dan, çevresini bereketli kıldığımız Mescid-i Aksa'ya yürüttü. Gerçekten O, işitendir, görendir.
Diller arası (7 dil)ıraksama 14.7%
İngilizce
Exalted is He who took His Servant by night from al-Masjid al-Haram to al-Masjid al-Aqsa, whose surroundings We have blessed, to show him of Our signs. Indeed, He is the Hearing, the Seeing
Fransızca
Gloire et Pureté à Celui qui de nuit, fit voyager Son serviteur [Muhammad], de la Mosquée Al-Harâm à la Mosquée Al-Aqsâ dont Nous avons béni l'alentour, afin de lui faire voir certaines de Nos merveilles. C'est Lui, vraiment, qui est l'Audient, le Clairvoyant
İspanyolca
Glorificado sea Quien transportó a Su Siervo durante la noche, desde la mezquita sagrada a la mezquita lejana cuyos alrededores bendije, para mostrarle algunos de Mis signos. Él todo lo oye, todo lo ve
Rusça
Пречист Тот, Кто перенес ночью Своего раба, чтобы показать ему некоторые из Наших знамений, из Заповедной мечети в мечеть аль-Акса, окрестностям которой Мы даровали благословение. Воистину, Он - Слышащий, Видящий
Endonezce
Mahasuci (Allah), yang telah memperjalankan hamba-Nya (Muhammad) pada malam hari dari Masjidil Haram ke Masjidil Aqsa yang telah Kami berkahi sekelilingnya470) agar Kami perlihatkan kepadanya sebagian tanda-tanda (kebesaran) Kami. Sesungguhnya Dia Maha Mendengar, Maha Melihat
Bengalce
পরম পবিত্র ও মহিমাময় সত্তা তিনি, যিনি স্বীয় বান্দাকে রাত্রি বেলায় ভ্রমণ করিয়েছিলেন মসজিদে হারাম থেকে মসজিদে আকসা পর্যান্ত-যার চার দিকে আমি পর্যাপ্ত বরকত দান করেছি যাতে আমি তাঁকে কুদরতের কিছু নিদর্শন দেখিয়ে দেই। নিশ্চয়ই তিনি পরম শ্রবণকারী ও দর্শনশীল।
Çince
赞美安拉,超绝万物,他在一夜之间,使他的仆人,从禁寺行到远寺,我在远寺的四周降福,以便我昭示他我的一部分迹象,安拉确是全聪的,确是全明的。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Allah -Subhânehu ve Teâlâ-, kendisinden başka hiçbir kimsenin gücü yetmeyeceği şeylere gücü yettiğinden dolayı her türlü noksanlıktan beridir ve yücedir. O kulu Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'i ruhu ve bedeni ile uyanık olarak gecenin bir bölümünde, etrafını meyveler, ekinler ve peygamberlerin -aleyhimusselam- oraya yerleşmesiyle mübarek kıldığımız Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksa'ya götürmüştür. Bunu da her türlü noksanlıktan münezzeh olan Allah -Subhânehu ve Teâlâ-'nın kudretine delil olan bazı ayetlerini görmesi için yapmıştır. Şüphesiz O, kendisinden hiçbir işitilenin gizlenemeyeceği her şeyi ve yine kendisinden hiçbir görünenin saklanamayacağı her görüneni görendir.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
1- Kulunu geceleyin Mescid-i Haram’dan çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya, kendisine delil ve mucizelerimizden bir kısmını göstermek için götüren zât (her türlü eksiklikten) münezzehtir. Şüphesiz ki O, her şeyi işiten ve bilendir. (Mekke’de inmiştir, 111 âyettir) Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile. 1. Şanı Yüce Allah, mukaddes zatını tenzih ve ta’zim etmektedir. Çünkü O’nun pek büyük fiilleri ve muazzam lütuf ve ihsanları vardır ki bunlardan birisi de:“Kulunu” ve Rasûlünü, yani Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’i “geceleyin” kayıtsız ve şartsız olarak bütün mescidlerin en değerlisi ve şereflisi olan “Mescid-i Haram’dan” faziletli mescidlerden birisi ve peygamberlerin mekânı olan “Mescid-i Aksâ’ya” götürmesidir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bir gecede oldukça uzak bir mesafeye kadar götürülmüş ve aynı gece geri dönmüştür. Yüce Allah, ona hidâyetine hidâyet, basiretine basiret, sebatına sebat, hakkı batıldan ayırdedici furkan özelliğine furkan katan pek çok âyetlerini, delil ve mucizelerini ona göstermiştir. Bu, Yüce Allah’ın Peygamber’e gösterdiği itina ve lütfunun bir tecellisidir. Çünkü bütün işlerinde onu en kolay olana ulaştırmış, ona kendisini öncekilere de sonrakilere de üstün kılacak pek çok nimetler ihsan etmiştir. yet-i kerimenin zahirinden anlaşıldığına göre İsrâ, gecenin ilk saatlerinde ve Mescid-i Haram’ın kendisinden gerçekleşmiştir. Ancak sahih bir hadiste sabit olduğuna göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Ummu Hani’nin evinden götürülmüştür. Buna göre Mescid-i Haram’daki fazilet, Harem bölgesinin diğer yerleri için de söz konusudur. Böylece bütün Harem bölgesindeki ibadetler, bizzat Mescid-i Haram’ın kendisinde yapılmış gibi kat kat mükâfatlandırılır. Yine âyetin zahirinden anlaşıldığına göre İsra, Peygamber’in hem ruhu hem de bedeniyle birlikte olmuştur. Aksi takdirde bu, büyük bir âyet/mucize ve üstün bir menkıbe olmazdı. İsraya ve Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in onda gördüklerinin tafsiline dair pek çok hadis sabit olmuştur. Bu hadislere göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Beytü’l-Makdis’e kadar götürülmüş (İsra), sonra oradan da semavâta yükseltilmiştir (Mi’râc). Nihâyet o, en yüksek semânın da üstüne ulaşmış, cenneti ve cehennemi görmüş, mertebelerine göre peygamberlerle karşılaşmış ve ona elli vakit namaz farz kılınmıştır. Daha sonra Yüce Allah’ın Kelim’i olan Musa’nın işaretiyle Rabbine müracaatını birkaç defa tekrarlamış ve en sonunda namaz, fiilen beş vakit, ecir ve mükâfaat itibariyle de elli vakit olmuştur. O gece Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ve de ümmeti, Allah’tan başka kimsenin bilemeyeceği oldukça üstün lütuflara mazhar olmuştur. Burada yüce Allah, Peygamber’den Kur’an-ı Kerim’den bir ayet indirerek ve onun kulluğunu vurgulayarak bahsetmiştir. Çünkü o, bu büyük makamlara Rabbine olan kulluğunu tamamladığı için nail olmuştur. “Çevresini mübarek kıldığımız...” buyruğuna gelince bu, biz orayı ağaçlarla, ırmaklarla ve sürekli verimlilik ile bereketli kıldık, demektir. Bu mescidin, Mescid-i Haram ile Medine’deki Mescid-i Nebevi dışında kalan diğer mescidlerden daha üstün kılınması, orada ibadet edip namaz kılmak için yolculuğa çıkılmasının dinen uygun görülmesi ve Allah'ın orayı pek çok peygamberi ile seçkin kulu için bir mekan olarak özellikle seçmesi de bu berekete dahildir.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Hz. Peygamber’in Mekke’deki Mescid-i Harâm’dan Kudüs’teki Mes­cid-i Aksâ’ya götürülmesi şeklinde gerçekleşen olağan üstü olay İslâmî kaynaklarda, metindeki ilgili fiilin masdarı olan ve “geceleyin yürüme, gece yolculuğu” anlamına gelen isrâ kelimesiyle anılır. Bu yolculuğun, hadislerde anlatılan “göklere yükseltilme” safhasının da dahil olduğu tamamı ise “yükselme, yukarı tırmanma” anlamındaki urûc kökünden türetilmiş olan ve “yükselme vasıtası, aleti” mânasına gelen mi‘râc kelimesiyle ifade edilir. Hz. Muhammed’in peygamber olmasıyla birlikte putperestlerin müslümanlar üzerinde kurduğu baskılar, muhtemelen risâletin 6. yılından itibaren Peygamber ailesiyle az sayıdaki müslümanlara karşı ekonomik ve sosyal bir boykota dönüştü. Üç yıl süren ve büyük acılara sebep olan bu boykotun ardından Resûlullah, kısa aralıklarla eşi Hz. Hatice ile amcası ve hâmisi Ebû Tâlib’i kaybetti. Dolayısıyla bu yıla hüzün yılı denildi. Bu acılı olayların ardından Allah Teâlâ, bir bakıma resulünü, sabır ve tahammülü dolayısıyla hem teselli etmek hem de ödüllendirmek istedi ve bunun için genellikle mi‘rac diye anılan büyük mûcizevî olayı gerçekleştirdi. İsrâ sûresinin 1. âyeti ile Necm sûresinin ilk âyetleri mi‘rac olayına işaret etmektedir. Aynı konuda hadis mecmualarında da kırk beş kadar sahâbî vasıtasıyla bizzat Hz. Peygamber’den bilgiler nakledilmiştir. Ancak özellikle bu hadislerdeki ayrıntılı mâlûmat değişik yorumlara yol açacak nitelikte olduğu için, mi‘racın tarihi ve nasıl cereyan ettiği hakkında farklı bilgiler verilmiştir. Yaygın kabule göre mi‘rac, peygamberliğin 12 veya 13. yılında (Muhammed Hamîdullah’a göre bi‘setin 9. yılında; bk. İslâm Peygamberi, I, 92) vuku bulmuştur. Konuyla ilgili çok sayıda hadis bulunmakta olup özellikle Buhârî’nin el-Câmiu’s-sahîh’inde (“Salât”, 1; “Bed’ü’l-halk”, 6; “Tevhîd”, 37) yer alan hadislere göre bir gece Hz. Peygamber Kâbe’nin avlusunda (diğer bazı rivayetlerde amcasının kızı Ümmühânî’nin evinde) “uyku ile uyanıklık arasında bir durumdayken” Cebrâil yanına geldi, göğsünü açarak kalbini zemzemle yıkadı, sonra Burak denilen bir binek üzerinde onu Kudüs’e götürdü. Resûlullah’ı burada önceki bazı peygamberler karşıladılar ve onu kendilerine imam yaparak arkasında topluca namaz kıldılar (Başka bazı rivayetlere göre Hz. Peygamber önce Mekke’den göklere yükseltildi, dönüşte de Kudüs’teki Mescid-i Aksâ’ya götürüldü. Bu bilgiye göre âyette Resûlullah’ın bu mânevî yolculuğa Mekke’den başlayıp semalara yükseldikten sonra Mescid-i Aksa’ya geldiği, oradan da Mekke’ye döndüğü özetlenmiştir). Daha sonra semaya yükseltilen Resûlullah, semanın birinci katında Hz. Âdem, ikinci katında Hz. Îsâ ve Hz. Yahyâ, üçüncü katında Hz. Yûsuf, dördüncü katında Hz. İdrîs, beşinci katında Hz. Hârûn, altıncı katında Hz. Mûsâ, yedinci katında ise Hz. İbrâhim ile görüştü. Kur’an’da “sidretü’l-müntehâ” (hudut ağacı) denilen ve bir görüşe göre (bk. Şevkânî, V, 124) yaratılmışlarca bilinebilen alanın son sınırını işaretlediği kabul edilen hudut noktasının ötesine, Cebrâil’in geçme imkânı olmadığı için Hz. Peygamber refref denilen bir araçla tek başına yükselmesini sürdürdü. Bu sırada kendisine evrenin sırları, varlığın kaderiyle hükümlerin tesbiti için görevlendirilmiş olan meleklerin çalışmaları gösterildi. Nihayet bir yoruma göre (bk. Şevkânî, V, 123) bir beşerin insan olma özelliğini koruyarak Allah’a yaklaşabileceği son noktaya kadar yaklaştı (Necm sûresinde “yay” örneği ile anlatılan yaklaşma, ağırlıklı yoruma göre Cebrâil ile Hz. Peygamber arasında olmuştur; bk. en-Necm 53/8-9). Peygamber’in rabbine selâm ve ihtiramını arzettiği, Allah’ın da ona selâmla hitap ettiği ve inananlara esenliklerin dile getirildiği “Tahiyyat” duasındaki diyalogun mi‘rac olayı sırasında gerçekleştiği kabul edilir. Mekândan münezzeh olan Allah Teâlâ ile Kur’an’ın “âlemlere rahmet” olarak gönderildiğini bildirdiği Hz. Muhammed arasında, insan idrakinin kavramaktan âciz olduğu bir şekilde gerçekleşen bu buluşma sırasında Resûlullah’a, içlerinden günahkâr olanlar –eğer affedilmezlerse– bir süre cehennemde cezalandırıldıktan sonra bütün ümmetinin cennete kabul buyurulacağı müjdelendi; ayrıca kendisine bir hediye olarak Bakara sûresinin “Âmene’r-resûlü...” diye başlayan son iki âyeti verildi; İslâm’ın temel ibadetlerinden beş vakit namaz emredildi. Bazı rivayetlere göre mi‘racdan dönüş sırasında kendisine cennet ve cehennem ile buralarda bulunacak insanların durumları gösterildi. Nihayet Hz. Peygamber Mekke’den ayrıldığı noktaya getirildi.Söz konusu hadislerin baş kısmında yer alan ve mi‘racın Hz. Peygam­ber “uyku ile uyanıklık arasında” bir durumdayken başladığını, uyan­dığında kendisini Mescid-i Harâm’da bulduğunu belirten ifadeler dolayısıyla (Buhârî’deki rivayetlerin birinin sonunda [“Tevhîd”, 37; Taberî, XV, 5] “Peygamber uyandı ki Mescid-i Harâm’dadır” denilmektedir) bu olayın bedenle gerçekleşen bir yolculuk mu olduğu, yoksa bunun bir tür rüyada vuku bulan ruhanî bir durum mu olduğu hususunda erken dönemden itibaren tartışmalar yapılmıştır (meselâ bk. Taberî, XV, 5; İbn Kesîr, V, 40-41). Biri uykuda diğeri uyanıkken olmak üzere iki mi‘racdan bahsedildiği de olmuştur. Müfessirlerin çoğunluğu mi‘racı Hz. Peygamber’in hem bedeniyle hem de ruhuyla uyanıkken yaşadığı bir olay olarak kabul etmişlerdir. Miracın uykudayken veya uyanık iken ruhen vuku bulduğunu söyleyenler olmuştur. Doğru olsa bile bu iddia miraç mûcizesinin değerini ve önemini azaltmaz. Çünkü genel bir ilke olarak vahiy yollarından birinin de rüya olduğu kabul edilir. Nitekim bu sûrenin 60. âyetinde mi‘rac olayı kastedilerek “sana gösterdiğimiz rüya ...” şeklinde bir ifade yer almaktadır. Buradaki rüya kelimesinin uyanıkken görme anlamına gelebileceği gibi bundan uykuda görülen rüyanın kastedilmiş olabileceği de belirtilmektedir (meselâ bk. Taberî, XV, 110; İbn Âşûr, XV, 146). Ayrıca Hz. İbrâhim de oğlu İsmâil’i kurban etme emrini rüyasında almıştı (Sâffât 37/102).Ancak, mi‘rac Hz. Peygamber’in tamamen mûcizevî bir tecrübesi olduğundan onu illâ da aklın kalıpları içinde açıklamanın gerekli olmadığı muhakkaktır. Taberî’ye göre Allah, kulunun ruhunu değil, mutlak bir ifadeyle kulunu geceleyin götürdüğünü ifade buyurduğuna göre, “Peygamber sadece ruhuyla mi‘raca çıkmıştır” diyerek âyetin anlamını sınırlamaya hakkımız yoktur (XV, 26). Buhârî’nin naklettiği rivayetlerde Hz. Peygamber’in önce göklere çıkarıldığı, sonra Kudüs’e getirildiği bildirilirken, önce Kudüs’e getirildiğini ifade eden rivayetler de vardır (bk. Taberî, XV, 3-5). Konumuz olan âyette isrâ anlatılırken açıkça “Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksâ’ya” ifadesinin kullanılmış olması, Resûlullah’ın semaya yükselmesinden önce Mescid-i Aksâ’ya uğradığı görüşünü teyit etmektedir. Öte yandan Muhammed Hamîdullah, âyette geçen “en uzak mescid” anlamına gelen Mescid-i Aksâ’nın Kudüs’teki mescid olamayacağını, bunun “semavî bir mescid” olması gerektiğini savunan görüşü tercih eder. Çünkü Kur’an-ı Kerîm’de Filistin’den “en yakın yer” diye söz edilmektedir (Rûm 30/3). Şu halde “en uzak mescid” (el-Mescidü’l-aksâ) Kudüs’te olmamalıdır. Öte yandan Kudüs’te eski mâbed (Süleyman Mâbedi) İslâmiyet’ten çok önce ortadan kaldırılmış, şimdiki Mescid-i Aksâ ise henüz yapılmamıştı (a.g.e., I, 107-108). Bununla birlikte müfessirlerin tamamına yakını bunun Kudüs’teki Süleyman Mâbedi olduğunda müttefiktirler. Bu görüşe katılan İbn Âşûr, âyette Hz. Muhammed’in ümmeti tarafından eski mâbedin yeniden inşa edileceğine bir işaret bulunduğu kanaatindedir (XV, 8, 18). Nitekim müslümanlar hicrî 66-73 yılları arasında bugünkü Mescid-i Aksâ’yı inşa etmişlerdir. Âyette Mescid-i Aksâ’nın çevresinin mübarek kılındığı bildirilmektedir. Çünkü burada Hz. Muhammed’den Hz. Îsâ’ya kadar pek çok peygamber gelmiş geçmiş; çoğu burada vefat etmiş ve buraya defnedilmiştir. Nihayet Peygamber efendimizin mûcizevî bir şekilde buraya getirilmesi ve daha sonra bir süre buranın müslümanlar tarafından kıble kabul edilmesi de Mescid-i Aksâ’nın çevresinin mübarek bir mekân oluşunun başka bir ifadesidir. (Kaynaklarda Mescid-i Aksâ Kudüs’ün ismi olarak geçer. Hadisdeki kapılar şehrin kapılarıdır, 7 kapısı vardır. Ayrıca bk. Wensinck, Mescid-i Aksâ, İA, VIII, 118-119).
İsrâ Suresi 1. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Allah -Subhânehu ve Teâlâ-, kendisinden başka hiçbir kimsenin gücü yetmeyeceği şeylere gücü yettiğinden dolayı her türlü noksanlıktan beridir ve yücedir. O kulu Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'i ruhu ve bedeni ile uyanık olarak gecenin bir bölümünde, etrafını meyveler, ekinler ve peygamberlerin -aleyhimusselam- oraya yerleşmesiyle mübarek kıldığımız Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksa'ya götürmüştür. Bunu da her türlü noksanlıktan münezzeh olan Allah -Subhânehu ve Teâlâ-'nın kudretine delil olan bazı ayetlerini görmesi için yapmıştır. Şüphesiz O, kendisinden hiçbir işitilenin gizlenemeyeceği her şeyi ve yine kendisinden hiçbir görünenin saklanamayacağı her görüneni görendir.