Diyanet İşleri
Allah'ın nimetini hem bilirler hem de inkar ederler. Zaten çoğu kafir kimselerdir
Elmalılı Hamdi Yazır
Hem Allah'ın nimetini bilirler, sonra da onu inkâr ederler. Onların çoğu kâfir kimselerdir.
Yaşar Nuri Öztürk
Allah'ın nimetini biliyorlar, sonra da onu inkâr ediyorlar. Çoğu nankördür bunların.
Süleyman Ateşen ayrışan
Allah'ın ni'metini bilirler (bu ni'metleri Allah'ın yarattığını kabul ederler), sonra da (bunları kendilerine verenden başkasına taparak) bu ni'metleri inkar ederler, çokları da (nankördürler).
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Müşrikler, Allah’ın onları nimetlendirdiği nimetlerini bilirler. Bunlardan biri de onlara Peygamber - sallallahu aleyhi ve sellem-'i göndermesidir. Ardından da şükretmeyerek ve peygamberini yalanlayarak, Allah’ın nimetlerini inkâr ederler. Onların çoğu Allah -Subhânehu ve Teâlâ-’nın nimetlerini inkâr ederler.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
80- Allah size evlerinizi bir mesken kılmıştır. Ehlî hayvan derilerinden de sizin için gerek göçtüğünüz günde gerek konakladığınız günde hafifçe taşıyacağınız evler, yine yünlerinden, tüylerinden ve kıllarından bir süreye kadar faydalanacağınız giyim, döşeme ve kullanım amaçlı eşyalar var etmiştir. 81- Allah yarattığı şeylerden sizin için gölgeler var etmiş ve dağlarda sığınıp saklanacağınız yerler yaratmıştır. Sizi sıcaktan koruyacak elbiseler ve savaştığınızda (darbelerden) koruyacak elbiseler/zırhlar var etmiştir. İşte O, teslim/müslüman olasınız diye üzerinizdeki nimetini böyle tamamlar. 82- Eğer yüz çevirirlerse sana düşen, ancak açıkça bir tebliğden ibarettir. 83- Onlar, Allah’ın nimetini tanıyıp bilir, sonra da onu inkâr ederler. Zaten bir çoğu kâfirdir.
80. Yüce Allah, kullarına olan nimetlerini hatırlatarak onları bu nimetlere şükredip onları itiraf etmeye çağırarak şöyle buyurmaktadır:“Allah size” çeşitli türlerdeki “evlerinizi bir mesken kılmıştır.” Evler, köşkler vb. meskenler sıcak ve soğuğa karşı sizi himaye eder, sizleri, çocuklarınızı ve eşyalarınızı koruyup saklar. Sizler, o meskenlerinizde çeşitli menfaat ve faydalarınız için odalar ve bölmeler yaparsınız. Orada mallarınız ve korunması gereken şeyleriniz muhafaza edilir. Buna benzer daha bilinen pek çok faydalar elde edersiniz. “Ehlî hayvan derilerinden de” ya bizzat derilerin kendinden yahut da derilerin üzerinde bulunan yün, kıl ve tüyden “gerek göçtüğünüz günde ve gerek konakladığınız günde” yani ister yolculuğunuz halinde, isterse de yurt edinmek maksadı gütmeksizin konaklayacağınız yerlerde “hafifçe taşıyacağınız” taşınması size hafif gelecek “evler” var etmiştir. Bu evler sizleri sıcağa, soğuğa ve yağmura karşı koruduğu gibi, eşyanızı da yağmura karşı muhafaza eder. Yine Yüce Allah, sizlere bu hayvanların kimisinin “yünlerinden, tüylerinden ve kıllarından bir süreye kadar” bu dünya hayatında faydalanacağınız ve yararlanacağınız “giyim, döşeme ve kullanım amaçlı eşyalar var etmiştir.” Buna bu sayılanlardan yapılan her türlü kap kacak, yatak, döşek, elbise vb. şeyler dahildir. İşte bütün bunlar, Yüce Allah’ın insanlara işlemeleri ve imal etmeleri için kolaylaştırılmış nimetlerdendir.
81. “Allah” sizin sanatınızın eseri olmayan “yarattığı şeylerden sizin için gölgeler var etmiş” Ağaçların, dağların, tepelerin vb. gölgeleri gibi. “ve dağlarda sığınıp saklanacağınız yerler” sıcağa, soğuğa, yağmurlara ve düşmanlara karşı barınacağınız mağaralar “yaratmıştır. Sizi sıcaktan koruyacak elbiseler” Yüce Allah burada soğuktan korunmayı söz konusu etmemiştir. Çünkü daha önce açıkladığımız gibi bu sûrenin ilk bölümleri temel nimetler hakkında, son bölümleri ise onları tamamlayıcı nitelikteki nimetler hakkındadır. Soğuktan korunma da temel nimetlerdendir. Çünkü bu, zaruri ihtiyaçlar arasındadır. O nedenle Yüce Allah, ondan surenin baş tarafında:“...Onlarda sizi ısıtacak şeyler ve bir çok menfaatler vardır.”(5. ayet) buyurarak söz etmişti. “ve savaştığınızda (darbelerden) koruyacak elbiseler/zırhlar” yani savaş esnasında sizleri silâha karşı koruyacak elbiseler “var etmiştir” ki uzun zırhlar, bele kadar varan zırhlar vb. bunlar arasındadır. “İşte O, teslim/müslüman olasınız diye üzerinizdeki nimetini böyle tamamlar.” O, size sayılamayacak kadar çok nimetler ihsan etmiştir. Siz, Allah’ın bu nimetlerini hatırlayıp her yönüyle sizleri baştan başa kuşattığını gördüğünüze göre O’nun azametine teslim olmalı, O’nun emrine bağlanmalı, bu nimetleri size ihsan edip bağışlayana itaat uğrunda kullanmalısınız. Nimetlerin çokluğu, kulların Allah’a daha çok şükretmelerini O’na daha çok hamd-u senâda bulunmalarını gerektirir. Ancak zalimler, Allah’a karşı inat etmekten ve O’nun buyruklarına karşı direnmekten başkasını kabul etmediklerinden Yüce Allah, onlar hakkında şöyle buyurmaktadır:
82-83. “Eğer” kendilerine Allah’ın nimetleri ve âyetleri hatırlatıldıktan sonra Allah’tan ve O’na itaatten “yüz çevirirlerse sana düşen, ancak açıkça bir tebliğden ibarettir.” Onların hidâyet bulmaları yahut hidâyete muvaffak kılınmaları konusunda senin hiçbir sorumluluğun yoktur. Senden istenen, öğüt vermek, hatırlatmak, uyarmak ve sakındırmaktır. Sen görevini yerine getirdiğin takdirde onların hesabını görmek Allah’a aittir. Çünkü onlar, Allah’ın lütuf ve ihsanlarını görmekte, Allah’ın nimetlerini bilmektedirler. Fakat buna rağmen bunları bile bile inkâr ediyorlar. “Zaten bir çoğu kâfirdir.” Onlarda bir hayır yoktur. Kavrayışlarının bozukluğu, maksatlarının kötülüğü dolayısıyla ardı arkasına gelen âyetlerin ve delillerin onlara bir faydası olmaz. Onlar Allah’ın nimetlerine nankörlük eden, Allah’a ve peygamberlerine karşı başkaldıran, inatçı her bir zorbayı Allah’ın nasıl cezalandırdığını ilerde görecekler.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Bir görüşe göre “Allah’ın nimeti”nden maksat Hz. Peygamber’dir. Çünkü o, gerek kendi halkı gerekse bütün insanlık için bir kurtarıcıdır. Muhatabı olan Mekkeliler onu tanıyor, faziletlerini yakından biliyorlardı. Buna rağmen ondan yüz çevirmeleri tam bir nankörlüktü. Başka bir yoruma göre “Allah’ın nimeti”yle, belli başlılarına bu sûrede işaret edilmiş olan O’nun maddî ve mânevî ihsanları kastedilmiştir. Aslında müşrikler bu nimetin gerçek sahibinin Allah olduğunu biliyor, fakat sorulduğunda bunlara putlarının şefaatiyle sahip olduklarını ileri sürüp onlara taparak nimetin gerçek sahibine karşı nankörlük etmiş oluyorlardı. Bu görüşleri aktaran Taberî’nin kendisi, bir önceki ve bir sonraki âyeti dikkate alarak birinci görüşü tercih etmiştir (XIV, 157-158; Râzî, XX, 94-95). Aslında bu şekilde davrananların hepsi inkârcı olmakla birlikte âyetin sonunda “Onların çoğu inkârcıdır” denilmesiyle ilgili şu açıklamalar yapılmıştır: a) Çocuk yaşta veya akıl hastası olanlar kâfir sayılmazlar; b) “Çoğu” kelimesiyle hepsi kastedilmiştir; c) İnkârcılar içinde sırf bilgisizliğinden dolayı nimete nankörlük edenler de bulunmakla birlikte büyük çoğunluk, inatçı ve isyankâr oluşlarından dolayı bu şekilde davrandıkları için “Çoğu inkârcıdır” sözüyle özellikle bu azılı ve kararlı inkârcılar kastedilmiştir (Râzî, XX, 95; Şevkânî, III, 210). Bize göre en isabetli yorum sonuncusudur.