Diyanet İşleri
Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen ve başkasının malı olan bir köle ile, kendisine verdiğimiz güzel nimetlerden gizlice ve açıkça sarfeden kimseyi misal gösterir: Hiç bunlar eşit olur mu? Övülmeğe layık olan Allah'tır, fakat çoğu bilmezler
Elmalılı Hamdi Yazır
Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen, başkasının malı olmuş bir köle ile, kendisine güzel bir rızık verilen ve o rızıkdan gizli ve açık olarak harcayan hür bir insanı misal verdi. Hiç bunlar eşit olur mu? Bütün hamd Allah'a mahsustur. Doğrusu insanların çoğu bilmezler.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Allah şöyle bir örnekleme yaptı: Hiçbir şeye gücü yetmeyen, başkasının eşyası durumunda bir kul/köle ile bizden bir güzel rızıkla rızıklandırdığımız ve ondan gizli-açık dağıtan bir kişi. Bunlar aynı olur mu?! Bütün övgüler Allah'adır ama onların çokları bilmiyorlar.
Süleyman Ateş
Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen ve başkasının malı olan bir köle ile; kendisine güzel rızık verdiğimiz, o rızıktan gizli ve açık harcayan kimseyi misal olarak anlattı. Hiç bunlar bir olurlar mı? Hamd Allah'a mahsustur, fakat çokları bilmezler.
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Allah -Subhânehu ve Teâlâ-, müşriklerin iddialarını reddetmek için, infak edebileceği hiçbir şeyi bulunmayan, herhangi bir tasarrufta bulunmaktan aciz, sahipli bir köle ile kendi katımızdan verdiğimiz helal mallarından dilediğince tasarrufta bulunan, gizli ve açıkça dilediğince harcayan hür bir kimseyi örnek olarak vermektedir.” Bu iki adam asla eşit olmaz. Öyleyse her şeyin maliki ve mülkünde dilediğince tasarruf sahibi olan Allah ile aciz olan putlarınızı nasıl eşit tutuyorsunuz? Övgü, yegâne övülmeye layık olan Allah'a mahsustur. Bilakis müşriklerin çoğu, Allah'ın ibadet edilmeyi hak eden tek hak ilah olduğunu bilmezler.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
73- Allah’ın yanı sıra kendilerine göklerden ve yerden hiçbir rızık sağlama imkanı olmayan ve buna güç de yetiremeyen şeylere tapıyorlar. 74- Artık Allah hakkında misaller getirmeye kalkışmayın. Zira Allah bilir, siz bilmezsiniz. 75- (İşte) Allah şöyle bir misal getirdi: Bir tarafta başkasının malı olan ve hiçbir şeye gücü yetmeyen bir köle, diğer tarafta kendisine tarafımızdan güzel bir rızık verdiğimiz, böylece o da ondan gizli-açık infak eden (hür) bir kimse… Hiç bunlar eşit olurlar mı? Hamd, bütünüyle Allah’a mahsustur. Ama onların çoğu bilmez. 76- Allah, bir misal daha getirdi: İki adam; bunlardan biri dilsizdir, hiçbir şeye güç yetiremez. Üstelik de efendisine bir yüktür; onu nereye gönderse hiçbir hayır getirmez. Hiç bu, adaleti emreden ve dosdoğru bir yolda giden kimseyle eşit olur mu?
73. Yüce Allah müşriklerin cahilliklerinden ve zulümlerinden dolayı Allah’a ortak koştuklarını ve Allah’ın dışındaki uydurma ilâhlara ibadet ettiklerini haber vermektedir. Oysa bu uydurma ilâhların onlara göklerden de yerden de en asgari miktarda bir rızık sağlama imkânları yoktur. Ne yağmur yağdırabilir, ne bir rızık indirebilir, ne de yerden herhangi bir bitkiyi bitirebilirler. Göklerde de yerde de zerre ağırlığı kadar bile bir şeye sahip değildirler. Bunları yapmak isteseler de yapamazlar. Halbuki bir şeye sahip olmayan kimse, bazen başkalarına fayda sağlayacak bir şeyler yapma güç ve imkanına sahip olabilir. Ancak bunlar, ne herhangi bir şeye sahiptirler, ne de herhangi bir şey yapma güç ve imkanına! İşte onların uydurma ilâhlarının nitelikleri budur. O halde nasıl olur da onları ibadette Allah ile bir tutarlar? Nasıl olur da onları göklerin ve yerin sahibi, bütün her şeyin mülk ve egemenliği kendisinin olan, hamd/övgü ve güç tümüyle yalnız kendisine has olan yüce zâta benzetirler? İşte bundan dolayı Allah, bir sonraki âyet-i kerimede şöyle buyurmaktadır: 74. “Artık Allah hakkında” Allah ile O’nun mahlûkatının aynı seviyede olduğunu ihtiva eden “misaller getirmeye kalkışmayın. Zira Allah bilir, siz bilmezsiniz.” O nedenle bize düşen, O’nun hakkında bilmediğimiz bir şey söylememek ve O’nun vermiş olduğu misallere kulak vermektir. İşte bundan dolayı Yüce Allah, kendisine ve kendisi dışında ibadet edilen varlıklara dair iki misal vermektedir:
75. Birinci misal: Başkasının mülkiyetinde olan bir köle... Kendi kendisinin sahibi değil. Mal ve dünyalık namına bir şeye de sahip değil. Diğeri ise hür ve zengin bir kimse... Allah, ona kendi katından çeşitli mallardan güzel rızıklar ihsan etmiş. Üstelik iyilik yapmayı seven, cömert bir kimse... Gizli ve açık bu maldan infak ediyor. Hiç bu ikisi eşit olurlar mı? Bunların ikisi de yaratılmış olmakla birlikte asla eşit değildirler. Eşit olmaları da imkânsız bir şeydir. Bunlar eşit olmadıklarına göre hiçbir mülkü, kudreti ve gücü bulunmayan, aksine bütün yönleriyle muhtaç ve aciz olan bir kul, her şeyin mutlak maliki ve her şeye güç yetiren Yüce Rabbe nasıl eşit olur?! İşte bundan dolayı Allah, kendisine övgüde bulunmakta ve bütün türleriyle hamdi/övgüyü yalnız kendisine özgü kılmaktadır:“Hamd, bütünüyle Allah’a mahsustur.” Daha sonra Yüce Allah, sanki: Peki, durum böyle olduğuna göre müşrikler ne diye uydurma ilâhlarını Allah’a eşit tutarlar? diye sorulmuşçasına:“Ama onların çoğu bilmez.” buyurmaktadır. Çünkü gerçekten bilselerdi böyle büyük bir şirke cesaret edemezlerdi.
76. İkinci misal: İki adam var, “bunlardan biri dilsizdir” ne işitir, ne de konuşur ve az ya da çok “hiçbir şeye güç yetiremez. Üstelik de efendisine bir yüktür.” Efendisi ona hizmet eder, kendi kendisinin işini bile göremez. Her bakımdan eksik ve acizdir. Hiç böyle bir kimse “adaleti emreden ve dosdoğru bir yolda giden” yani hem sözleri adalet hem de davranışları dosdoğru olan kimseyle eşit olabilir mi? Bu iki kişi eşit olamayacaklarına göre Allah’ın yanı sıra kendisine ibadet edilen ve kendi işini göremeyen, Allah ona faydalı olacak şeyleri sağlamayacak olsa bunların hiçbirisini yerine getiremeyen uydurma ilâhlar nasıl olur da haktan başka birşey söylemeyen, bütün yaptıkları övgüye değer olan Allah'a denk ve eş olabilir!?
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Bu iki âyette insanların içinde yaşadıkları tecrübelerden yola çıkılarak, onların sağ duyusuna hitap edilmek suretiyle şirk inancının anlamsızlığına ve mantıksızlığına dikkat çekilmektedir. Burada örnekleri verildiği gibi gerek ekonomik ve sosyal yönden gerekse psikolojik ve ahlâkî bakımdan farklı seviyelerde bulunan iki insan arasında bile bir denklik kurulması apaçık bir haksızlık ve mânasızlık olarak görüldüğüne göre Allah ile diğer varlıklar arasında nasıl bir benzerlik kurulabilir?
İlk âyetin asıl amacının, müminle kâfir arasında bir karşılaştırma yaparak bunların birbirlerine denk tutulamayacağını anlatmak olduğu ileri sürülmüşse de (Taberî, XI, 148-149; Râzî, XX, 83-84), müfessirlerin çoğunluğuna göre her iki âyetin de asıl amacı, Allah’ı her türlü ortaklık iddialarından tenzih edip tevhid ilkesini vurgulamaktır. Ayrıca burada dolaylı olarak yüce Allah’ın insanlar için olumlu ve gerekli gördüğü bazı imkânların ve niteliklerin de altı çizilmiş bulunmaktadır ki bunları muktedir olma, geniş maddî imkâna sahip bulunma, infak etme, ifade gücü, özgürlük, üzerine aldığı işi hayırlı ve başarılı bir şekilde sonuçlandırma, adaleti hâkim kılma ve istikamet sahibi olma şeklinde sıralayabiliriz.