Önceki ayet· 15:48Sonraki ayet· 15:50

Hicr Suresi 49. Ayet· 15:49

↗ Hicr suresi
Mekki
۞نَبِّئۡ عِبَادِيٓ أَنِّيٓ أَنَا ٱلۡغَفُورُ ٱلرَّحِيمُ
(Ey Muhammed), kullarıma haber ver: İşte ben öyle bağışlayan, öyle esirgeyenim.
Meal ihtilafı: 5% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
(Ey Muhammed), kullarıma haber ver: İşte ben öyle bağışlayan, öyle esirgeyenim.
Elmalılı Hamdi Yazıren ayrışan
Kullarıma haber ver ki, gerçekten ben çok bağışlayıcı ve pek merhamet ediciyim.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Haber ver kullarıma: Hiç kuşkusuz benim, evet benim, Gafûr ve Rahîm.
Süleyman Ateş
(Ey Muhammed), kullarıma haber ver: İşte ben öyle bağışlayan, öyle esirgeyenim.
Diller arası (7 dil)ıraksama 11.7%
İngilizce
[O Muhammad], inform My servants that it is I who am the Forgiving, the Merciful
Fransızca
Informe Mes serviteurs que c'est Moi le Pardonneur, le Très Miséricordieux
İspanyolca
Anúnciales a Mis siervos [oh, Mujámmad] que soy el Absolvedor, el Misericordioso
Rusça
Сообщи Моим рабам, что Я - Прощающий, Милосердный
Endonezce
Kabarkanlah kepada hamba-hamba-Ku, bahwa Akulah Yang Maha Pengampun, Maha Penyayang
Bengalce
আপনি আমার বান্দাদেরকে জানিয়ে দিন যে, আমি অত্যন্ত ক্ষমাশীল দয়ালু।
Çince
你告诉我的仆人们,我确是至赦的,至慈的;
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
-Ey Peygamber!- Onlardan tövbe edenleri bağışlayacağımı ve merhamet edeceğimi kullarıma bildir.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
45- Şüphesiz takva sahipleri, cennetlerde ve pınar başlarındadır. 46- “Girin oraya selametle, güven içinde…” 47- Biz onların göğüslerindeki kini söküp attık. Kardeşler olarak tahtlar üzerinde karşılıklı otururlar. 48- Orada onlara hiçbir yorgunluk dokunmaz, onlar oradan çıkarılmayacaklardır da. 49- Kullarıma haber ver ki: Ben, gerçekten Ğafûr ve Rahîm’im.” 50- “Ama azabım da hiç şüphesiz can yakıcı bir azaptır.” 45. “Şüphesiz” şeytana itaatten ve onun davet ettiği bütün günah ve masiyetlerden sakınan “takva sahipleri elbette cennetlerde ve pınar başlarındadır.” Oralarda her çeşitten ağaç bulunur ve hepsi de her vakit meyvelerini verirler. 46. Cennete girecekleri vakit onlara:“Girin oraya” denilecektir, “selametle, güven içinde” yani ölümden, uykudan, yorgunluktan, boş şeylerden, içinde bulundukları nimetlerden herhangi birisinin sonunun gelmesinden yahut eksilmesinden, hastalıktan, üzüntüden, kederden ve rahatsızlık verici sair şeylerden yana selamette ve güvende olarak. 47. “Biz onların göğüslerindeki kini söküp attık.” Böylece kalpleri her türlü kinden ve kıskançlıktan arınıp tertemiz olmuş, karşılıklı sevgi ile dolmuştur. “Kardeşler olarak tahtlar üzerinde karşılıklı otururlar.” Bu, onların ziyaretleşeceklerine ve bir araya gelip toplanacaklarına delildir. Yine aralarında güzel bir şekilde adaba riâyet edeceklerine de delildir. Zira her birisinin yüzü diğerine dönük olcak, birbirlerine arka dönmeyeceklerdir. Sergiler, inciler ve çeşitli mücevharat ile süslenmiş tahtlara yaslanacaklardır. 48. “Orada, onlara” ne maddi ne manevi “hiçbir yorgunluk dokunmaz.” Çünkü Allah, onları herhangi bir kusuru olmayan tam ve eksiksiz bir hayat ile yeniden yaratacaktır. “Onlar oradan” hiçbir zaman “çıkarılmayacaklardır da.” 49. Allah, yaratmış olduğu cennet ve cehennemin etkisi ile korkmayı ve umutlanmayı gerektiren şeyleri söz konusu ettikten sonra kendi sıfatlarından da bunları gerektiren şeyleri söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:“Kullarıma haber ver ki” delillerle pekiştirilmiş olarak ve kesin bir şekilde onlara bildir ki: “Ben, gerçekten Ğafûr ve Rahîm’im.” Allah’ın rahmet ve mağfiretinin kemalini bilirlerse rahmetin kendilerine ulaşmasını sağlayacak yolları izlemeye gayret ederler. Günahlardan da uzak kalırlar ve yaptıklarından da tevbe ederler ki mağfiretine nail olsunlar. 50. Bununla birlikte Allah’ın rahmetini ummaları, onların azabından emin olmalarına ve ağırdan almalarına sebeb teşkil etmemelidir. Bu yüzden onlara haber ver ki:“azabım da hiç şüphesiz can yakıcı bir azaptır.” Hakikatte Allah’ın azabından başka azap yoktur ve o, öyle bir azaptır ki miktarı tespit edilemez ve özü asla idrak edilemez. O’nun azabından yine O’na sığınırız. İşte Allah’ın kulları, “O’nun azabı gibi kimse azab edemez, O’nun bağladığı gibi kimse bağlayamaz.”(el-Fecr, 89/25-26) gerçeğini bilecek olurlarsa, cezalandırılmalarını gerektirecek her bir sebepten sakınır ve uzak kalırlar. Kulun kalbi, her zaman için korku ile ümit ve arzu ile çekince arasında bulunmalıdır. Rabbinin rahmet ve mağfiretine, cömertlik ve ihsanına bakınca bu, onun umut ve arzusunu harekete geçirmelidir. Kendi günahlarına, Rabbinin haklarını yerine getirmekteki kusurlarına bakınca da bu, onda korku ve çekince halini harekete geöirmeli ve o günahlardan vazgeçmesini sağlamalıdır.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
İlk âyet tergîb (ümit aşılama ve özendirme), ikinci âyet de terhîb (korkutma ve caydırma) maksadı taşımakta; başka bir deyişle bu iki âyette insanlara, tasavvufî kaynaklarda havf ve recâ denilen bir ahlâkî ve dinî duyarlılık veya tedbirlilik kazandırılması amaçlanmaktadır. Esasen insanın âhiretteki durumuna ilişkin bilgi verilirken Kur’an-ı Kerîm’in bütününde izlenen yöntem burada özetlenmiş bulunmaktadır. İslâm inancına göre Allah, ne acımasız, adaletsiz bir zorba ne de insanların her türlü kötülükleri karşısında duyarsız, ilgisiz veya aciz bir varlıktır. O, kendi kelimesinin (hüküm, yasa) iki temel özelliğini “kusursuz bir doğruluk ve adalet” şeklinde bildirmektedir (En‘âm 6/115). Bu da O’nun bütün doğruluk ve iyilikleri özendirici, yanlışlık ve kötülüklerden caydırıcı mahiyette sıfatlara, tasavvufta celâl ve cemâl sıfatları diye ifade edilen niteliklere sahip olduğunu gösterir. Böylece ulûhiyyetine yakışır mükemmellikteki hikmetiyle Allah, herkesin her türlü yapıp ettiklerini görmekte, bilmekte ve onların hesabına kaydetmektedir. Derin hikmetinin kusursuz ölçülerine göre kimilerine mağfiret ve rahmetiyle, kimilerine de azabıyla muamele edecektir. Allah’ın insanlara mutlaka şöyle veya böyle muamele etmeye mecbur olduğu iddia edilemeyeceği gibi kendi “kelime”sini nitelediği doğruluk ve adalet ilkelerinden sapmayı kendisine lâyık göreceği de asla söylenemez. Böyle olunca da iyilik edenler yahut günahlarından vazgeçmek isteyenler Allah’ın rahmet ve merhametinden ümit kesmemeli, kötülük edenler de O’nun bu yaptıklarına ilgisiz kaldığını düşünmemeli veya kendisini mutlaka bağışlamak zorunda olduğu gibi bir duyguya kapılmamalıdırlar. Genellikle kabul edildiği üzere ahlâk en etkili yaptırım gücünü böyle bir Tanrı inancından alır. Her ne kadar Emile Durkheim gibi bazı pozitivist ve ateist düşünürler bu konuda Tanrı yerine toplumu koyarak, ahlâkı güya Tanrı otoritesine dayanmaktan kurtarıp toplumsal otoriteye dayandırmak istemişlerse de, bilhassa XIX. yüzyıl ile XX. yüzyılın ilk yarısında daha ziyade Batı dünyasında ve Batılılaşma sürecini yaşayan toplumlarda çok etkili olan bu felsefe, günümüzde pek çok uzmanın da kabul ettiği büyük tahribata yol açmıştır. Hatta bu dönemde yaşanan iki büyük dünya savaşında dahi bu felsefenin rolünün olduğu düşünülmektedir. Bu sebeple de Batı dünyasında artık tanrısız ve dinsiz ahlâk sürecinden kurtulma yönünde politikalar oluşturma yoluna girilmiştir. Râzî, bu iki âyette dört incelik bulunduğunu belirterek bunları şöyle sıra­lamaktadır (XIX, 194-195): ☼a) Allah Teâlâ, “kullarım” tamlamasında kullarını kendi zâtına izâfe ederek onlara çok büyük bir şeref bahşet­miştir. ☼b) Rahmet ve mağfiretinden söz ederken, azabından bahsettiği âyete göre daha çok tekit edatları kullanarak rahmetinin genişliğini özellikle vurgulamıştır. Kezâ azabından bahsettiği âyette sadece onun çok şiddetli olduğunu ifade ettiği halde rahmet ve mağfiretini anlatırken bunları “gafûr ve rahîm” şeklinde doğrudan doğruya kendi isimleri olarak zikretmiştir ki bu da yine onun rahmetini azabından daha önemli tuttuğuna işaret eder. Ayrıca Allah’ın rahmetini gazabından daha geniş gösteren hadisler de vardır (meselâ bk. Buhârî, “Tevhid”, 15, 22, 28; “Edeb”, 19; Müslim, “Tevbe”, 14-16). ☼c) Peygamber’ine hitaben, “Kulla­rıma benim gerçekten çok bağışlayıcı, çok esirgeyici olduğumu bildir” buyurarak bir bakıma rahmet vaadini zamanı geldiğinde yerine getirece­ğine bizzat peygamberini şahit tutmuştur. ☼d) “Kullarıma... bildir” buyurmakla, ibadetleri eksik de olsa, Allah’a inanıp kulluğunu kabul etmiş herkesin, günahkâr bile olsa, rahmetine lâyık olduğunu anlatmak iste­miştir.
Hicr Suresi 49. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
-Ey Peygamber!- Onlardan tövbe edenleri bağışlayacağımı ve merhamet edeceğimi kullarıma bildir.