Önceki ayet· 11:74Sonraki ayet· 11:76

Hûd Suresi 75. Ayet· 11:75

↗ Hûd suresi
Mekki
إِنَّ إِبۡرَٰهِيمَ لَحَلِيمٌ أَوَّـٰهٞ مُّنِيبٞ
Doğrusu İbrahim çok içli, yumuşak huylu ve kendini Allah'a vermiş bir kimse idi
Meal ihtilafı: 9% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Doğrusu İbrahim çok içli, yumuşak huylu ve kendini Allah'a vermiş bir kimse idi
Elmalılı Hamdi Yazır
Çünkü İbrahim, çok yumuşak huylu ve çok yufka yürekli (yanık kalbli) idi.
Yaşar Nuri Öztürk
İbrahim, gerçekten yufka yürekli bir insandı; herkes için ah eder, içini çekerdi, yalvarıp yakarırdı.
Süleyman Ateşen ayrışan
Çünkü İbrahim, gerçekten halimdir, içlidir, (Allah'a) yüz tutup yalvarandır.
Diller arası (7 dil)ıraksama 14.4%
İngilizce
Indeed, Abraham was forbearing, grieving and [frequently] returning [to Allah]
Fransızca
Abraham était, certes, longanime, très implorant et repentant
İspanyolca
Abraham era indulgente, lleno de compasión y siempre pedía perdón
Rusça
Воистину, Ибрахим (Авраам) был выдержанным, смиренным и кающимся
Endonezce
Ibrahim sungguh penyantun, lembut hati dan suka kembali (kepada Allah)
Bengalce
ইব্রাহীম (আঃ) বড়ই ধৈর্য্যশীল, কোমল অন্তর, আল্লাহমুখী সন্দেহ নেই।
Çince
易卜拉欣确是宽仁的,确是慈悲的,确是悔悟的。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
İbrahim gerçekten yumuşak kalpli, cezanın ertelenmesini isteyen, Rabbine çokça yalvaran, çokça dua ve tövbe eden biri idi.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
69- Andolsun ki İbrahim’e elçilerimiz müjde ile geldiler. “Selâm (ederiz sana)” dediler. O da:“(Size de) selâm” dedi ve vakit geçirmeden gidip kızarmış bir dana getirdi. 70- Ona ellerini uzatmadıklarını görünce onları yadırgadı ve içinde onlardan ötürü bir korku duydu. Dediler ki:“Korkma, biz Lût kavmine gönderildik.” 71- Hanımı, ayakta dikiliyordu da güldü. Ona İshâk’ı ve İshâk’ın ardından Yakûb’u müjdeledik. 72- Dedi ki:“Vay halime! Ben kocamış bir kadın ve şu kocam da bir ihtiyar iken çocuk mu doğuracağım? Doğrusu bu, çok şaşılacak bir şey!” 73- Dediler ki:“Allah’ın işine mi şaşıyorsun? Allah’ın rahmeti ve bereketleri üzerinizdedir, ey hane halkı! Şüphe yok ki O, Hamîddir, Mecîddir. 74- İbrahim’in korkusu geçip kendisine müjde gelince Lût’un kavmi hakkında bizimle tartışmaya koyuldu. 75- Zira İbrahim gerçekten yumuşak huylu, (Allah’a) için için yalvaran ve tamamen (O’na) yönelmiş biri idi. 76- “Ey İbrahim, bundan vazgeç. Artık Rabbinin emri gelmiştir. Şüphe yok ki onlara geri çevrilmesi imkansız bir azap gelecektir.” 77- Elçilerimiz Lût’a gelince o, onlar sebebiyle üzüldü ve içi daraldı da:“Bu, çok zor bir gün.” dedi. 78- Kavmi itişe kakışa Lut’un yanına aceleyle geldiler. Onlar zaten daha önce birçok kötülükler yapıyorlardı. Dedi ki:“Ey kavmim, işte kızlarım! Onlar sizin için daha temizdir. Allah’tan korkun ve beni misâfirlerimin yanında rezil etmeyin. İçinizde hiç mi aklı başında bir adam yok?” 79- Dediler ki:“Biliyorsun ki bizim, kızlarınla hiçbir işimiz yok. Sen bizim ne istediğimizi pekâlâ biliyorsun.” 80- Dedi ki:“Keşke size yetecek bir gücüm olsaydı yahut güçlü bir yere sığınabilseydim.” 81- (Elçiler) dedi ki: “Ey Lût! Biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana asla ilişemeyeceklerdir. Sen gecenin bir vaktinde aile efradınla yola çık ve sizden hiç kimse geriye bakmasın. Ancak karın hariç; çünkü onlara isabet edecek olan azap ona da isabet edecektir. Onlara vaadolunan (azap) vakti, sabahtır. Sabah yakın değil mi?” 82- (Azap) emrimiz geldiği zaman o (şehrin) altını üstüne getirdik ve oraya pişmiş çamurdan birbiri ardınca taşlar yağdırdık. 83- (Bu taşlar) Rabbinin katında işaretliydi. Bu (taşlar), zalimlerden uzak değildir. 69. “Andolsun ki” o şerefli meleklerden oluşan “elçilerimiz” rasûlümüz Halil “İbrahim’e müjde ile geldiler.” Yüce Allah, onları Lût kavmini helak etmek üzere göndermiş, İbrahim’e de uğramalarını emredip ona İshak’ın doğacağı müjdesini vermelerini söylemişti. Onlar, onun yanına girdiklerinde:“Selâm (ederiz sana)” dediler. O da:“(Size de) selâm” dedi.” Yani melekler, İbrahim’e selâm verdiler, o da onların selâmını aldı. Bu buyruk selâmın meşruiyetine ve İbrahim aleyhisselam’ın dininde de selâmlaşmanın olduğuna ve selâmın kelamdan/konuşmadan önce olduğuna, selâm alma ifadesinin de selâm verme ifadesinden daha güzel olmasının uygunluğuna delil vardır. Çünkü meleklerin verdikleri selam, süreklilik ifade etmeyen fiil cümlesi şeklinde olduğu halde onun selam alma ifadesi, devamlılığa ve kalıcılığa delil teşkil eden isim cümlesi şeklindedir. Arap dilinde -bilindiği gibi- bu iki tür cümle arasında büyük bir fark vardır. “Ve” İbrahim, melekler yanına girdiklerinde “vakit geçirmeden gidip kızarmış bir dana getirdi.” Yani hemen evine girip misâfirlerine semiz ve kızdırılmış taşlar üzerinde pişirilmiş bir dana ikram edip önlerine yaklaştırarak: Buyurmaz mısınız, dedi. 70. “Ona” yani kendilerine ikram ettiği dana etine “ellerini uzatmadıklarını görünce onları yadırgadı ve içinde onlardan ötürü bir korku duydu.” Onların kendisine kötülük yapmak için ve hoşuna gitmeyecek bir maksat ile geldiklerini zannetti. Bu, onların gerçek durumlarını bilmeden önce olmuştu. “Dediler ki: “Korkma, biz Lût kavmine gönderildik.” Yani bizler Allah’ın elçileriyiz, Allah bizleri Lut kavmini helak etmek için gönderdi. 71. “Hanımı” yani İbrahim’in hanımı “ayakta dikiliyordu” ve misâfirlerine hizmet ediyordu. Durumlarını ve gönderiliş sebeplerini işitince hayret ederek “güldü. Ona İshak’ı ve İshâk’ın ardından Yakûb’u müjdeledik.” Bundan da hayret etti ve onun için şöyle dedi: 72. “Vay halime! Ben kocamış bir kadın ve şu kocam da bir ihtiyar iken çocuk mu doğuracağım?” Çünkü bu iki hal, çocuğun var olmasına bir engeldir. “Doğrusu bu, çok şaşılacak bir şey!” 73. “Allah’ın işine mi şaşıyorsun?” Çünkü O’nun işine hayret etmeyi gerektirecek bir taraf yoktur. O’nun kusursuz meşieti her şeyi kuşatmıştır. O’nun kudreti açısından bu, şaşılacak bir iş değildir. Özellikle de şu mübarek hanenin halkı olan kimseler hakkında gerçekleştireceği şeyler için bu, böyledir. “Allah’ın rahmeti ve bereketleri üzerinizdedir, ey hane halkı!” Yani Allah’ın rahmeti, ihsanı ve bereketleri üzerinizden eksik olmasın. Bereket ise Allah’ın hayır ve ihsanının bol bol olması, ilâhi hayırların onları bulması demektir. “Şüphe yok ki O, Hamîddir” sıfatları övülendir. Çünkü O’nun bütün sıfatları kemal sıfatlarıdır. Fiilleri de övülendir. Çünkü O’nun fiilleri ihsandır, cömertliktir, iyiliktir, hikmettir, adalettir. “Mecîddir.” Mecid olmak, sıfatların azametli ve kapsamlı olması demektir. Bütün kemal sıfatları yalnız O’nundur. O, bütün kemal sıfatların en mükemmeline, en eksiksiz ve en kapsamlı olanına sahiptir. 74. “İbrahim’in” misâfirleri dolayısı ile karşı karşıya kaldığı “korkusu geçip kendisine” çocuğu olacağına dair “müjde gelince” bu sefer Lût kavminin helâk edilmesi hususunda “bizimle” elçilerimiz ile “tartışmaya koyuldu” ve onlara: “Ama orada Lût da var, dedi. Biz, orada olanları daha iyi biliriz. Biz, onu ve -karısı dışında- aile halkını elbette kurtaracağız, dediler.”(el-Ankebût 29/32) 75. “Zira İbrahim gerçekten yumuşak huylu” yani huyu güzel, kendini bilmezlerin cahilliklerine karşılık kalbi geniş ve hemen kızmayan, “(Allah’a) için için yalvaran” yani bütün vakitlerde Yüce Allah’a yalvarıp yakaran, “ve tamamen (O’na) yönelmiş” Yani Allah’ı bilmesi ve muhabbeti dolayısı ile Allah’a çokça dönen, O’na çokça yönelen ve O’nun dışındaki şeylerden yüz çeviren “biri idi.” İşte bundan dolayı Yüce Allah’ın helâk edilmelerini kesin hükme bağladığı kimseler hakkında tartışıyordu. 76. Ona şöyle denildi “Ey İbrahim, bundan” yani bu tartışmadan “vazgeç. Artık Rabbinin” onların helâk edileceklerine dair “emri gelmiştir. Şüphe yok ki onlara geri çevrilmesi imkansız bir azap gelecektir.” O nedenle senin tartışmanın bir faydası yoktur. 77. “Elçilerimiz” yani İbrahim aleyhisselam’a uğrayan melekler, onun yanından ayrılıp “Lût’a gelince o, onlar sebebiyle” gelişleri sebebi ile “üzüldü” bu ona ağır geldi. “ve içi daraldı da: Bu, çok zor” zorlu ve tehlikeli “bir gün, dedi.” Çünkü Lût, kavminin onları rahat bırakmayacağını biliyordu. Zira melekler, son derece mükemmel ve güzel, tüysüz genç delikanlılar suretinde gelmişlerdi. İşte Lût’un kaygılanmasının sebebi bu idi. Nitekim korktuğu da başına geldi. Zira: 78. “Kavmi itişe kakışa Lut’un yanına aceleyle geldiler.” Daha önce yapmakta oldukları hayasızlığı Lut’un misâfirleri ile yapmak için hızlıca koşup geldiler. “Onlar zaten daha önce birçok kötülükler yapıyorlardı.” Yani alemler arasında kendilerinden önce hiçbir kimsenin yapmadığı o hayasızlığı yapıyorlardı. “Dedi ki: Ey kavmim, işte kızlarım, onlar sizin için” benim misâfirlerimden “daha temizdir.” Bu, Süleyman’ın, yanına davacı olarak gelen ve her birisi kendisinin olduğunu iddia ettiği çocuğu -hakkı ortaya çıkarmak kastı ile- ortadan ikiye bölme teklifine benzemektedir. Çünkü Lût, kızlarına ulaşmalarının imkânsız olduğunu ve onların da kızlarıyla herhangi bir işleri olmadığını biliyordu. Bu sözdeki esas maksat, bu büyük hayasızlığı engellemekti. “Allah’tan korkun. Beni misâfirlerimin yanında rezil etmeyin.” Yani ya Allah’tan korkarak bu işten vazgeçeceksiniz, yahut da misâfirlerimin önünde beni küçük düşürmeme yoluna gideceksiniz. “İçinizde” sizi alıkoyacak ve bu işten vazgeçirecek “hiç mi aklı başında bir adam yok?, dedi.” İşte bu, onların hayır ve insanlıktan uzaklaşmış, tamamı sıyrılmış olduklarını göstermektedir. 79. Ona:“Biliyorsun ki kızlarınla hiçbir işimiz yok. Sen, bizim ne istediğimizi pekâlâ biliyorsun, dediler.” Yani biz erkeklerden başkasını istemeyiz. Bizim kadınlara karşı bir isteğimiz yoktur. 80. Bunun üzerine Lût aleyhisselam’ın tedirginliği daha da arttı ve şöyle dedi:“Keşke size yetecek bir gücüm olsaydı yahut” beni gereği gibi koruyabilecek bir kabile gibi “güçlü bir yere sığınabilseydim.” O zaman sizi bu işten alıkoyardım. Bu, maddi sebepler göz önünde bulundurularak söylenmiştir. Yoksa Lût aleyhisselam, esasen en güçlü koruyucu olan ve gücüne karşı kimsenin duramadığı Yüce Allah’a sığınmış idi. 81. İş, nihai dereceye ulaşıp sıkıntılar da artınca:“(Elçiler) dedi ki: Ey Lût, biz Rabbinin elçileriyiz.” Yani kalbinin yatışması ve huzur bulması için ona kim olduklarını haber verdiler. “Onlar sana asla” kötülük için “ilişemeyeceklerdir.” Daha sonra Cibril kalkıp kanadı ile onların gözlerini silme kör etti. Bunun üzerine Lût’u sabahın gelişi ile tehdit ederek dağıldılar. Melekler de Lût’a ailesi ile birlikte “gecenin bir vaktinde” gitmesini emrettiler. Yani tan yerinin ağarmasından çok önce yola çıkmasını istediler. Böylelikle onların şehirlerinden uzaklaşma imkânını bulacaklardı. “ve sizden hiç kimse geriye bakmasın.” Yani çıkıp gitmekte elinizi çabuk tutun. Sizin bütün gayretiniz kurtulmak olsun. Arkaya dönüp bakmayın bile. “Ancak karın hariç; çünkü onlara isabet edecek olan” azap “ona da isabet edecektir.” Çünkü o da bu günahta kavmine ortaktır. Zira Lût aleyhisselam’a misâfir geldiği takdirde onları kavmine haber veriyordu. “Onlara vaadolunan (azap) vakti sabahtır.” Adeta Lût, bu azabın çabuk gelmesini istemiştir, o nedenle de:“Sabah yakın değil mi?” denilmiştir. 82. Azabın inmesi ve onlara gelip çatmasına dair “emrimiz geldiği zaman o (şehrin)” yurtlarının “altını üstüne getirdik” yani yurtlarını üzerlerine ters çevirdik “ve oraya pişmiş çamurdan” alabildiğine sıcak ateşte pişmiş taşlardan “birbiri ardınca” yani kasabanın dışında ayrı duranların da arkasından gidecek şekilde “taşlar yağdırdık.” 83. “(Bu taşlar) Rabbinin katında işaretliydi.” Bu taşlar üzerinde ilâhi azap ve gazabın alâmetleri vardı. “Bu (taşlar)” Lût kavminin yaptıklarına benzer işler yapan “zalimlerden uzak değildir.” Öyleyse kullar, onlara isabet edenlerin kendilerine de isabet etmemesi için onların yaptıklarını yapmaktan sakınmalıdırlar.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Hz. İbrâhim’in Allah ile tartışması mecazi anlamda olup ya Allah’a yalvarmasını veya Allah’ın gönderdiği elçilerle sebep göstererek azabın kaldırılması için konuştuğunu ifade eder. Lût’un yaşadığı şehirde ailesinden müminler bulunduğu için Hz. İbrâhim suçlularla birlikte onların da helâk olmasından korkuyor, bu sebeple azabın kaldırılması için meleklere hatırlatma yapıyor ve bu arada Allah’a yalvarıyordu. Ancak Lût kavmi helâk olmayı hak etmişti, artık geri çevrilmesi mümkün olmayan bir azabın gelmekte olduğunu haber verdiler ve İbrâhim’den onların helâkini önleme gayretinden vazgeçmesini istediler.
Hûd Suresi 75. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
İbrahim gerçekten yumuşak kalpli, cezanın ertelenmesini isteyen, Rabbine çokça yalvaran, çokça dua ve tövbe eden biri idi.