Önceki ayet· 107:3Sonraki ayet· 107:5

Mâûn Suresi 4. Ayet· 107:4

↗ Mâûn suresi
Mekki
فَوَيۡلٞ لِّلۡمُصَلِّينَ
Vay o namaz kılanların haline ki
Meal ihtilafı: 2% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
Vay o namaz kılanların haline ki
Elmalılı Hamdi Yazır
Vay haline o namaz kılanların ki,
Yaşar Nuri Öztürk
Vay haline o namaz kılanların/dua edenlerin ki,
Süleyman Ateş
Şu namaz kılanların vay haline,
Diller arası (7 dil)ıraksama 13.8%
İngilizce
So woe to those who pray
Fransızca
Malheur donc, à ceux qui prient
İspanyolca
¡Ay de los orantes
Rusça
Горе молящимся
Endonezce
Maka celakalah orang yang salat
Bengalce
অতএব দুর্ভোগ সেসব নামাযীর
Çince
伤哉!礼拜的人们,
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
O namaz kılanlar için bir helak ve azap vardır. Onlar ki; oyalanarak namazlarını son vaktine erteleyip umursamadan kılanlardır.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
1- Gördün mü hesabı yalanlayanı? 2- İşte o, yetimi itip kakar. 3- Yoksulu doyurmaya da teşvik etmez. 4- Vay haline o namaz kılanların! 5- Ki onlar, namazlarından yana gaflet içindedirler; 6- Üstelik riya/gösteriş yaparlar, 7- İyiliğe de engel olurlar. (Mekke’de inmiştir. 7 âyettir) Rahmân ve Rahîm Allah adı ile. 1. Yüce Allah kendi hukukunu ve kullarının haklarını terk endenleri kınayarak şöyle buyurmaktadır:“Gördün mü hesabı yalanlayanı” yani, dirilişi ve amellerin karşılığının verileceğini yalanlayan ve peygamberlerin getirdiklerine iman etmeyeni… 2. “İşte o, yetimi itip kakar” yani sert ve kaba bir şekilde davranır, kalbinin katılığı dolayısı ile ona merhamet etmez. Çünkü ne iyiliklerin mükâfatını umar, ne de bir azaptan korkar. 3. “Yoksulu doyurmaya da teşvik etmez.” Başkalarını teşvik etmez. Kendisi ise yoksula zaten yemek yedirmez. 4-5. “Vay haline o namaz kılanların ki onlar, namazlarından yana gaflet içindedirler.” Yani, onlar namazı kılarlar ama onu zayi ederler, vakitlerine dikkat etmezler, rükünlerini yerine getirmezler. Bunun sebebi, Yüce Allah’ın emrine gereken önemi vermeyişleridir. Çünkü itaatin en önemlisi ve ibadetlerin en faziletlisi olan namaza gereken dikkati göstermezler. Namazdan yana gaflet içinde olmak, kişinin yerilip kınanmayı hak etmesine sebep olan esas etkendir. Namaz içinde gaflete düşüp yanılmak ise Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de dahil herkesin karşı karşıya kaldığı bir durumdur. 6. Bundan dolayıdır ki Yüce Allah, burada yerilen kimseleri gafletlerine ilave olarak riyakârlık, katı kalplilik ve merhametsizlikle nitelendirerek şöyle buyurmaktadır:“Üstelik riya/gösteriş yaparlar” yani amelleri insanlara gösteriş olsun diye işlerler. 7. “İyiliğe de engel olurlar.” Yani normalde karşılık beklenmeden verilen ve verilmesinden ötürü de hiçbir zararın söz konusu olmadığı kap-kacak, kova, balta ve buna benzer eşyaları bile ödünç yahut bağış olarak vermeyi engellerler. Bunlar, aşırı hırs ve cimriliklerinden, mala düşkünlüklerin dolayı bu tür küçük iyilikleri bile engellediklerine göre miktarı daha çok olan iyiliklerde nasıl davranırlar, vaın siz hesap edin!? Bu sûrede yetim ve yoksula yemek yedirmek teşvik edilmektedir. Ayrıca namaza gereken önemin verilmesi, onun gerekli şekilde muhafaza edilmesi ve hem namazda hem de diğer amellerde ihlâslı olmak da teşvik edilmektedir. İyilik yapılmasına, kap-kacak, kova, kitap ve buna benzer ufak tefek ve kıymetli olmayan eşyaların ödünç veya karşılıksız olarak verilmesi de teşvik edilmektedir. Çünkü Yüce Allah, bu işi yapmayanları yermektedir. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır. Mâûn Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. ***
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Yukarıda insanlara karşı insanlık görevini yerine getirmeyenler kınanmıştı; burada ise Allah’a karşı gerçek anlamda kulluk görevlerini yerine getirmeyenler eleştirilmektedir. Burada namaz kılmalarına rağmen kınananların olumsuz tutumlarına üç örnek sıralanmıştır: a) Namazlarının özünden uzak olmaları, b) İbadetlerinde halka gösteriş yapmaları, c) Hayra engel olmaları. “Namazlarının özünden uzaktırlar” diye çevirdiğimiz cümlede geçen sâhûn kelimesinin sözlük anlamı “unutanlar” olup bu bağlamda, “namazlarını vaktinde kılmayanlar” şeklinde yorumlayanlar bulunmuşsa da Taberî, bizim de meâlde esas aldığımız yorumunda sâhûn kelimesini, “namazı ciddiye almayanlar, başka şeylerle meşgul olmayı namaz kılmaya tercih edenler” şeklinde anlamanın daha isabetli olduğunu, bunun vaktinde kılınmaması veya büsbütün terkedilmesiyle ilgili yorumu da kapsadığını belirtmiştir (XXX, 312). Bir kimsenin namazı ciddiye almamasının, namaz kılıyor görünse bile onun özünden uzak kalmasının önemli bir sebebi, 6. âyette riyâ kavramıyla ifade edilen “halka gösteriş yapma” eğilimidir. Riyâ, özellikle dinî davranışlarla ilgili bir terim olup “bir kimsenin, kendisinde bulunmayan dinî ve ahlâkî bir meziyeti, bir erdemi varmış gibi göstermesi, iyilik yapıyormuş gibi görünmesine rağmen yaptıklarıyla –iyiliğin din ve ahlâktaki karşılığından öte– maddî veya manevî bir çıkar amaçlaması” anlamına gelir. İşte âyette bu tutum eleştirilmektedir. “Hayır” diye çevirdiğimiz son âyetteki mâûn kelimesini Taberî, “insanın yararına olan her şey” şeklinde tanımlar ve kelimenin “zekât, diğer malî yükümlülükler, insanların kendi aralarında birbirine yararlandırmadıkları nimetler, hak, ödünç, mal” gibi anlamlarla açıklandığına dair görüşler naklettikten sonra kendisi mâûn kelimesinin bu bağlamda insanlara iyilik, hayır, nimetlerin paylaşılması gibi anlamları kuşatan genel bir ifade olduğunu belirtir (XXX, 313-320). Bu sebeple biz de meâlde mâûnu geniş bir kavram olan “hayır” kelimesiyle ifade etmeyi uygun bulduk. Sûrede dikkati çeken önemli bir nokta şudur: İbadetlerde şekil şartları da vazgeçilmez olmakla birlikte, en az şekil kadar özen gösterilmesi gereken husus, imanla birlikte niyet, ihlâs, huşû, takvâ gibi kavramlarla ifade edilen öz ve içeriktir. Kur’an’a göre ibadetlerde niyet ve ihlâs, tevhid ilkesinin ibadetteki yansımasıdır (meselâ bk. Fâtiha 1/5; Âl-i İmrân 3/64). Bunu Hz. Peygamber, “Allah’ı görüyormuşçasına ibadet etmek” şeklinde belirtmiştir (Buhârî, “Îmân”, 37). İşte 4-6. âyetlerde, “Vay haline o namaz kılanlara ki, onlar namazlarının özünden uzaktırlar; halka gösteriş yaparlar” meâlindeki eleştiriyle verilmek istenen mesaj budur. Sûrede dikkati çeken diğer önemli bir nokta da Allah’a gönülden ibadet etmekle yardımlaşma ve dayanışmanın dindarlıkta birbirinden ayrılmazlığının vurgulanmış olmasıdır. Buna göre gerçekten dine inanan ve âhiret sorumluluğu taşıyan insan hem Allah’a hem de yaratılmışlara karşı ödevlerinin bilincinde olup bunları tam bir ihlâs ve samimiyetle yerine getiren, kendisi iyilikler yaptığı gibi herkesin de iyilik yapmasına ön ayak olan, yardımlaşma ve dayanışmanın önünü tıkayan değil, aksine gelişip yaygınlaşmasına, bireyselliği aşarak toplumsal ve kurumsal bir yapı kazanmasına katkıda bulunan insandır. İslâm’ın hâkim kılmak istediği gerçek ahlâk ve üstün insanlık işte budur.
Mâûn Suresi 4. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
O namaz kılanlar için bir helak ve azap vardır. Onlar ki; oyalanarak namazlarını son vaktine erteleyip umursamadan kılanlardır.