TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
O, sıcaklığı çok şiddetli bir ateştir.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
1- Dehşeti yüreklere çarpan (Kâria)! 2- Nedir o dehşeti yüreklere çarpan? 3- O dehşeti yüreklere çarpanın ne olduğunu sen nereden bilebilirsin ki? 4- O gün insanlar, etrafa dağılmış pervaneler gibi olacak; 5- Dağlar da (didilmiş boyalı) yün gibi ol(up havada uçuş)acak. 6- Artık kimin tartıları ağır gelirse; 7- O, hoşnut edici bir yaşayış içindedir. 8- Kimin de tartıları hafif gelirse; 9- Onun anası/barınağı Hâviyedir. 10- Onun ne olduğunu sen nereden bilebilirsin ki? 11- Kızgın bir ateştir.
(Mekke’de inmiştir. 11 âyettir)
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.
1-3. “Dehşeti yüreklere çarpan”(anlamı verilen)“القارعة”; Kıyamet gününün isimlerinden birisidir. Ona bu ismin veriliş sebebi, insanların kapısını çalması ve dehşetleri ile onları şaşkına çevirmesidir. İşte bundan dolayı Yüce Allah, Kıyametin büyüklüğünü ve dehşetli halini dile getirerek şöyle buyurmaktadır: “Dehşeti yüreklere çarpan! Nedir o dehşeti yüreklere çarpan? O dehşeti yüreklere çarpanın ne olduğunu sen nereden bilebilirsin ki?”
4. “O gün insanlar” ileri derecedeki korku ve dehşetin etkisinden dolayı “etrafa dağılmış pervaneler gibi olacak.” Dalgalar halinde birbirine giren, etrafa saçılıp savrulan pervaneleri andıracak. Pervaneler (الفراش); geceleyin çıkan ve nereye gideceğini bilemeyen, birbirlerine karışıp duran (kelebek benzeri) birtakım hayvanlardır. Yanan bir ateş görürlerse idrakinin zayıflığı dolayısı ile hemen bu ateşe atılırlar. İşte akıl sahibi insanların hali de kıyamette bu olacaktır.
5. O sapasağlam güçlü dağlara gelince; onlar da “(didilmiş boyalı) yün gibi ol(up havada uçuş)acak.” Yani en basit bir rüzgarın uçuruverdiği, son derece güçsüz bir hal almış, didilmiş yüne dönecekler. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Sen dağları görür ve onları yerinde duruyor sanırsın. Halbuki onlar, bulutların gitmesi gibi giderler.”(en-Neml, 27/88) Bundan sonra da dağlar, darmadağın olacak ve etrafa saçılmış toz toprağa döneceklerdir. Onlardan gözle görülecek bir şey kalmayacaktır. İşte o vakit mizan/tartı kurulacak ve insanlar bahtiyar kimselerle bedbaht kimseler olmak üzere iki kısma ayrılacak:
6-7. “Artık kimin tartıları ağır gelirse” iyilikleri kötülüklerinden ağır basarsa “O,” nimet dolu cennetlerde “hoşnut edici bir yaşayış içindedir.”
8-9. “Kimin de” kötülüklerini karşılayabilecek kadar iyilikleri olmadığı için “tartıları hafif gelirse, onun anası” varacağı ve kalacağı yer “Hâviyedir.” Cehennem ateşidir. el-Hâviye, cehennemin isimlerinden birisidir. Tıpkı yavrusundan ayrılmayan anne gibi ateş de onun yakasını bırakmayacaktır. Nitekim Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır:“Çünkü onun azabı sahibinin yakasını bırakmaz.”(el-Furkân, 25/65) Bu buyruğun şu anlama geldiği de söylenmiştir: Kişinin, (ana merkezi olan) başı ceheneme yuvarlanacak, yani tepe üstü cehennem ateşine atılacaktır. 10-11. “Onun ne olduğunu sen nereden bilebilirsin ki?” Bu, cehennemin pek dehşetli olduğunu anlatmak içindir. Daha sonra da bunu:“Kızgın bir ateştir” diye açıklamaktadır. Yani, sıcağı pek çetindir. Onun harareti, dünya ateşinin hararetinden yetmiş kat fazladır. O ateşten Allah’a sığınırız. Kâria Sûresi’nin tefsiri, burada sona ermektedir.
***
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
“Tartılan ameller” diye çevirdiğimiz mevâzîn kelimesi ya “tartılan şey” anlamına gelen ve amelleri ifade eden mevzûn kelimesinin veya “terazi” anlamına gelen mîzanın çoğuludur. Meâlde birinci anlam tercih edilmiştir. İkinci anlama göre de kelime kinaye olarak yine tartılan amelleri ifade eder. Zira terazilerin ağır gelmesi, “onlarda tartılan eşyanın ağır gelmesi” demektir. “Tartılan amellerin ağır gelmesi” hayır ve iyiliklerin fazla olmasını anlatmakta ve Allah’ın rızâsının bu sayede kazanılacağını göstermektedir. 6-7. âyetler iyilikleri kötülüklerinden çok olan kimselerin nimetlerle donatılmış cennetlerde ebedî olarak mutlu ve müreffeh bir hayat süreceklerini ifade eder. Amellerin hafif olması ise kulun dünyada yaptığı iyiliklerin azlığı veya bulunmaması demektir. Bu âyet, dolaylı olarak “günahları ağır basarsa” anlamını da içermektedir. Bu ve benzeri ifadeler, konuyu insanların kavramasını sağlamaya yönelik temsilî anlatımlar olup, temel amaç, insanların adaletli bir şekilde yargılanıp hesap vereceklerini bilerek inanç ve amel hayatlarını sorumluluk bilinciyle oluşturmalarını sağlamaktır. Âyetlerde bildirilenler dışında âhiret olayları gayb âleminden olduğu için amellerin nasıl tartılacağı veya ölçüleceği hakkında söz söylemek yahut fikir yürütmek ise mümkün değildir.
9. âyette “kucaklayacak olan” diye çevirdiğimiz ümm kelimesi sözlükte “anne” anlamına gelir. Burada mecaz olarak “barınak” mânasında kullanılmıştır. Âyette, annenin çocuğuna kucak açıp onu bağrına basmaya can attığı gibi cehennemin de suçlulara kucak açarak onları içine almak için iştiyakla beklediğini ifade eden kinayeli bir anlatım söz konusudur (bu ve başka yorumlar için bk. İbn Âşûr, XXX, 514-515). 8-9. âyetler, böyle iyi işleri az, kötülükleri çok olan kimselerin gidecekleri yerin cehennem olduğunu göstermektedir. Tefsirlerde buradaki hâviye kelimesinin cehennemin isimlerinden biri olduğu belirtilmiştir.