Diyanet İşlerien ayrışan
Seni öksüz bulup da barındırmadı mı
Elmalılı Hamdi Yazır
O seni yetim bulup da barındırmadı mı?
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
O seni bir yetim olarak bulup da barınağa kavuşturmadı mı?
Süleyman Ateş
O, seni yetim bulup barındırmadı mı?
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Seni, küçükken baban ölmüş bir halde buldu ve önce sana merhamet eden deden Abdülmuttalib’i, ardından amcan Ebu Talib’i sana sığınak kıldı.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
1- Andolsun kuşluk vaktine, 2- Karanlığı çöktüğünde geceye ki; 3- Rabbin seni terk etmedi, sana kızmadı da. 4- Ahiret/sonrası senin için kesinlikle dünyadan/öncesinden daha hayırlıdır. 5- Rabbin sana elbette ihsanda bulunacak ve sen de hoşnut olacaksın. 6- O, seni yetimken barındırmadı mı? 7- Şaşkınken sana doğru yolu göstermedi mi? 8- Fakirken seni zengin kılmadı mı? 9- O halde yetimi sakın ezme; 10- İsteyeni sakın azarlama; 11- Rabbinin nimetini de anlat.
(Mekke’de inmiştir. 11 âyettir)
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.
1-3. Yüce Allah, Rasûlüne gösterdiği itina hakkında kuşluk vaktinde aydınlığı etrafa yayılan gündüze ve etrafı örtüp karanlığı koyulaştığı vakit geceye yemin ederek şöyle buyurmaktadır:“Rabbin seni terk etmedi” sana inâyetini ihsan ettiğinden beri seni terk etmedi, seni terbiye ve riâyetiyle gözettiğinden beri ihmal etmedi; aksine en mükemmel şekli ile seni terbiye etmeyi sürdürdü, derece derece seni yükseltip durdu. “Sana kızmadı da.” Allah, seni sevdiğinden bu yana sana asla kızmadı. Şüphesiz ki bir şeyin reddedilmesi, onun zıddının sabit olduğuna delildir. Katıksız bir ret ise zıddının kemal derece sabit oluşunu ihtiva etmediği sürece övgü olmaz. İşte Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in geçmişteki durumu ve halihazırdaki durumu... Bu, en mükemmel ve en eksiksiz bir haldir. Allah, onu sevmiş ve bu sevgisini sürekli kılmıştır. Kemâl derecelerinde onu yükseltip durmuş ve onun üzerindeki itinası devamlı olmuştur.
4. Gelecekteki durumuna gelince bu konuda da Allah şöyle buyurmaktadır:“Ahiret/sonrası senin için kesinlikle dünyadan/öncesinden daha hayırlıdır.” Yani sonraki her bir halin, şimdiki halinden daha iyi, sonraki halin de mutlaka bir önceki halinden üstün olacaktır. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem derece derece sürekli yüceliğe doğru yükselip durmuştur. Allah onun dininin iktidarını pekiştirmiş, düşmanlarına karşı onu muzaffer kılmış, ölünceye kadar bütün hallerinde ona doğruyu göstermiştir. O, öncekilerin de ulaşamadığı, sonrakilerin de ulaşamayacağı faziletlere ulaşmış, pek çok nimetlere, göz aydınlığına ve kalp sürûruna nâil olmuştur. Bundan sonra artık onun âhirette mazhar olacağı ilâhî lütufların teferruatını ve nimetlerin çeşitlerini sorma gitsin!
5. İşte bundan dolayı:“Rabbin sana elbette ihsanda bulunacak ve sen de hoşnut olacaksın” buyurmaktadır. Bu öyle bir konumdur ki bu konumu ancak bu özlü ve kapsamlı ifade ile dile getirmek mümkündür.
6. Daha sonra Yüce Allah, kendisinin de bilmiş olduğu ona yönelik özel birtakım lütuflarını hatırlatarak şöyle buyurmaktadır:“O, seni yetimken barındırmadı mı?” Yani senin annen de baban da yoktu. Anne-babası vefat ettiğinde kendi işini kendi göremeyecek bir halde idi. Ama Allah onu barındırdı ve dedesi Abdulmuttalib’in himayesine verdi. Dedesi öldükten sonra da amcası Ebu Talib onu himayesine aldı ve bu, Allah ona yardım edip de mü’minlerle destek verinceye kadar devam etti. 7. “Şaşkınken sana doğru yolu göstermedi mi?” Daha önce sen Kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Ama bilmediklerini sana öğretti. En güzel amellere muvaffak ve en üstün ahlâka sahip kıldı. 8. “Fakirken seni” sana fethetmeyi müyesser kıldığı, malları ve vergileri toplanıp sana getirilen ülkelerle “zengin kılmadı mı?” İşte bu gibi eksiklikleri senden uzaklaştıran, hiç şüphesiz her türlü eksikliği de senden uzaklaştıracaktır. O halde seni zengin kılan, barındıran, hidâyete erdiren ve sana yardım edenin nimetlerine şükür ile karşılık ver! Bundan dolayı devamla şöyle buyrulmaktadır:
9. “O halde yetimi sakın ezme” yetime kötü davranma, ona kızma, onu azarlama, bilakis ona ikramda bulun, elinden geldiğince ona bir şeyler ver. Senden sonra yetim bırakacağın evladına nasıl muamele edilmesini istiyorsan, ona öylece davran. 10. “İsteyeni sakın azarlama.” İsteyene karşı azarlama ve kaba bir şekilde davranma suretiyle onu istediğini vermeksizin geri çevirme anlamına gelecek türden bir söz, senden duyulmasın. Aksine yanında bulunandan, kolayına geleni ver yahut da güzel ve iyi sözlerle onu geri çevir. Bunun kapsamına mal isteyene de ilim öğrenmek isteyene de karşılık vermek girmektedir. Bundan dolayı öğretmene düşen, öğrettiği kimseye karşı güzel ahlâklı olması, ona öncelikle kendisinin ikramda bulunması ve ona şefkatle davranmasıdır. Çünkü bu şekilde bir davranış, öğrencinin maksadını elde etmesine yönelik bir destek, kullara ve ülkeye faydalı olmak için çalışan bu kimseye bir ikramdır. 11. “Rabbinin nimetini de anlat.” Bu da hem din, hem dünya nimetlerini kapsar. Yani bu nimetler dolayısı ile Allah’ı öv, yücelt. Eğer bir maslahat söz konusu ise bu nimeti özellikle zikret. Değilse mutlak olarak Allah’ın nimetlerinden söz et. Çünkü Allah’ın nimetini dile getirmek, o nimetlere şükretmeyi ve kalplerin bu nimetleri ihsan edeni sevmesini sağlar. Çünkü ihsan sahibini, iyilikte bulunanı sevmek, kalbin mayasında olan bir özelliktir. Duha Sûresi’nin tefsiri -Yüce Allah’ın yardımı ile- burada sona ermektedir. Yüce Allah’a hamdolsun
***
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Hz. Peygamber, annesi ona hamileyken babasını, altı yaşındayken de annesini kaybetmiş; önce dedesi Abdülmuttalib’in, onun ölümünden sonra da amcası Ebû Tâlib’in himayesinde yetişmiştir. Ebû Tâlib, yeğeninin peygamberliğini kabul ettiğini açıkça ilân etmemekle birlikte düşmanlarına karşı onu korumuştur. Fakat Ebû Tâlib ve Hz. Peygamber’in eşi Hatice vefat edince müşrikler ona karşı saldırılarını arttırmışlardı. Bu sûrede Allah, o güne kadar peygamberine verdiklerini hatırlatarak teselli etmiş, geleceğinin daha iyi olacağını da müjdelemiştir.
“Seni yol bilmez halde bulup yol göstermedi mi?” diye çevirdiğimiz 7. âyeti bazı müfessirler, “Resûlullah küçükken Mekke vadilerinden birinde yolunu şaşırıp kaybolmuştu. Allah onun yolunu bulup dedesine gelmesini sağladı” şeklinde yorumlarken, bazıları da “Resûlullah amcası Ebû Tâlib’le birlikte Suriye’ye giderken yolda kaybolmuştu, Allah’ın yardımıyla amcasını buldu” demişlerdir (Ebû Hayyân, el-Bahru’l-muhît, VIII, 486, Beyrut 1983). Buna benzer başka yorumlar da olmakla birlikte bunlar âyetin amacına açıklık getirici nitelikte görünmemektedir. Bizim de katıldığımız müfessirlerin çoğunluğunun yorumuna göre ise bu âyette Hz. Muhammed’in peygamberlikten sonraki dönemiyle önceki dönemi arasında bir karşılaştırma yapılmaktadır. Nitekim o peygamber olmadan önce de başta putperestlik olmak üzere kendi toplumunda hâkim olan inanç ve yaşayışın yanlışlığını, insanın varlık amacına yakışmadığını görüyor, bu gidişi asla beğenmiyordu; ama onların bundan nasıl kurtulacaklarını da bilmiyordu. Âyetteki deyimiyle bu konuda “yol bilmez bir halde” idi. İşte yüce Allah Kur’an’ı göndererek onu bu durumdan kurtarıp yolunu aydınlattı; ona hem varacağı hedefi hem de o hedefe nasıl varacağını öğretti (Râzî, XXXI, 215-216; Elmalılı, VIII, 5900-5901).
Hz. Peygamber Kureyş’in soylu bir ailesine mensup olmakla birlikte yetim ve himayeye muhtaç olarak büyümüştü; çocukluğu ve gençliğinin ilk yılları yoksulluk içerisinde geçmiş, daha sonra gerek kendisinin ticarî faaliyetleri gerekse zengin bir tüccar olan Hz. Hatice ile evlenmesi ve eşinin tüm servetini onun yönetimine bırakması neticesinde fakirlikten kurtulmuştur. Ancak buradaki zenginleştirmeyi, Allah Teâlâ’nın resulüne gönderdiği vahiy ile onun ruh ve kalp dünyasını zenginleştirmesi, onu hem kendisini hem insanlığı aydınlatabilecek zenginlikte hakikatlere mazhar kılması şeklinde anlamak da mümkündür. Bazı müfessirlere göre 8. âyette, onun hayatındaki bu gelişme hatırlatılarak kendisine bu imkânları sağlayan Allah’ın ona darılmasının, kendisini terketmesinin söz konusu olamayacağı bildirilmiştir (bk. Muhammed Abduh, Tefsîru cüz’i ‘Amme, s. 112; Elmalılı, VIII, 5902).