Önceki ayet· 92:17Sonraki ayet· 92:19

Leyl Suresi 18. Ayet· 92:18

↗ Leyl suresi
Mekki
ٱلَّذِي يُؤۡتِي مَالَهُۥ يَتَزَكَّىٰ
O ki malını hayra vererek arınır, yücelir.
Meal ihtilafı: 8% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
O ki malını hayra vererek arınır, yücelir.
Elmalılı Hamdi Yazır
O ki, Allah yolunda malını verir, temizlenir.
Yaşar Nuri Öztürk
O ki, temizlenip arınsın diye malını verir.
Süleyman Ateş
O ki malını hayra vererek arınır, yücelir.
Diller arası (7 dil)ıraksama 12.4%
İngilizce
[He] who gives [from] his wealth to purify himself
Fransızca
qui donne ses biens pour se purifier
İspanyolca
aquel que da parte de su riqueza para purificarse [de la avaricia]
Rusça
который раздает свое имущество, очищаясь
Endonezce
yang menginfakkan hartanya (di jalan Allah) untuk membersihkan (dirinya)
Bengalce
যে আত্নশুদ্ধির জন্যে তার ধন-সম্পদ দান করে।
Çince
他虔诚地施舍他的财产,
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Günahlarından temizlenmek için malını iyilik yolunda infak eden.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
1- Andolsun örtüp bürüdüğü zaman geceye; 2- Açılıp aydınlandığı zaman gündüze; 3- Erkeği ve dişiyi yaratana ki; 4- Sizin amelleriniz farklı farklıdır. 5- Kim verir ve korkup sakınırsa, 6- En güzel (sözü) de tasdik ederse, 7- Biz ona en kolay yolu kolaylaştırırız. 8- Ama kim de cimrilik eder ve (Allah'a) ihtiyacı olmadığını düşünürse, 9- En güzel (sözü) de yalanlarsa, 10- Biz de ona en zor yolu kolaylaştırırız. 11- (Cehenneme) yuvarlandığı zaman da malı kendisine fayda vermez. 12- Şüphesiz doğru yolu açıklamak (ve ona ulaştırmak) Bize aittir. 13- Âhiret de dünya da yalnız Bizimdir. 14- İşte Ben sizi alev alev yanan bir ateşle uyardım. 15, 16- Oraya yalanlayıp yüz çeviren en bedbaht kimselerden başkası girmez. 17, 18- Malını arınmak için veren, en takvalı kimseler ise ondan uzak tutulur. 19- Böylesinin üzerinde hiçbir kimseye ait karşılığı verilmesi gereken bir iyilik yoktur. 20- (O nedenle o, verdiğini) ancak en yüce olan Rabbinin rızasını kazanmak için (verir). 21- Yakında da o, elbette (yaptıklarının karşılığını alarak) razı olacaktır. (Mekke’de inmiştir. 21 âyettir) Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile. 1. Burada Yüce Allah, kulların fiillerinin içinde bulundukları farklı hallerine göre ortaya çıktığı zamana yemin etmekte ve şöyle buyurmaktadır: "Andolsun” karanlığı ile bütün yaratıkları “örtüp bürüdüğü zaman” ve böylelikle her bir varlık kendi barınağına ve meskenine çekildiği ve kulların çalışmaktan yorulduktan sonra, dinlenmeye çekildiği vakit olan “geceye” 2. Işığı ile insanlar için “açılıp aydınlandığı zaman gündüze;” ki onlar onun aydınlığında işleri ve maslahatları için etrafa yayılırlar. 3. “Erkeği ve dişiyi yaratana ki;” Bu, Yüce Allah’ın erkek ve dişilerin yaratıcısı olma sıfatına sahip olması anlamında kendi şerefli zatına yapılmış bir yemin olabileceği gibi O’nun erkeği ve dişiyi yaratması fiiline yapılmış bir yemin de olabilir. Yüce Allah’ın bu husustaki hikmeti kemâl derecesindedir. Çünkü O, hayatta kalmalarını dilediği canlıların bütününü, erkek ve dişi olarak yaratmıştır. Böylelikle o canlı türü hayatta kalabilmekte ve yok olmamaktadır. Bunların birini de diğerine şehvet zinciri ile bağlamış ve her birini diğerine uygun olarak yaratmış bulunmaktadır. En güzel yaratıcı olan Allah’ın şanı ne yücedir! 4. “Sizin amelleriniz farklı farklıdır.” Hakkında yemin edilen husus budur. Yani ey mükellefler, sizin yaptıklarınız birbirinden çok farklıdır. Bizzat ameller ve onların miktarları farklı olduğu gibi bu amelleri yapmaktaki gayretler ve bu amellerden gözetilen maksatlar da birbirinden çok farklıdır: Acaba yapılan bu amel, baki ve en yüce Allah’ın rızası için midir? Ki o takdirde bu amelin mükâfatı -Allah’ın baki olması sebebiyle kalıcıdır- ve sahibi ondan sürekli yararlanır. Yoksa bu amel, yok olmaya ve faniliğe mahkûm bir maksat için midir? Ki o takdirde de bu maksat batıl olduğu için onun için yapılan çaba da batıl olur. Bu gayenin yok oluşu ile amel de yok olur gider. İşte Allah’tan başkasının rızası gözetilerek yapılan bütün ameller böyledir. Bundan dolayı Yüce Allah, amelde bulunanlar arasında üstünlük farkı bulunduğunu belirtmekte ve onların amellerinin niteliklerini söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır: 5. “Kim verir” yani zekât, nafakalar, keffâretler, sadakalar, çeşitli hayır yollarına yapılan harcamalar gibi malî ibadetleri yerine getirirse; namaz, oruç ve buna benzer bedeni ibadetleri ifa ederse; hac, umre ve benzeri her ikisinin de bir arada bulunduğu (hem mali hem bedeni) ibadetleri yaparsa; “ve korkup sakınırsa” kendisine yasak kılınmış haramlardan ve masiyetlerden her türü ile uzak durursa; 6. “En güzel (sözü)”“Lâ ilâhe illallah”ı ve bunun delalet ettiği dinî akideleri ve bunun sonucu olarak verilecek mükâfatları “tasdik ederse;” 7. “Biz ona en kolay yolu kolaylaştırırız.” İşini ona kolaylaştırır, her türlü hayrı kolayca işlemesini, her türlü kötülüğü de kolayca terk etmesini sağlarız. Çünkü o, bu kolaylaştırmayı beraberinde getiren sebepleri işlemiştir. O bakımdan Allah da bunları ona kolaylaştırır. 8. “Ama kim de” emrolunduğu şeyleri yerine getirmekte “cimrilik eder” farz ve müstehab olan infakı terk edip de nefsi Allah’ın farzlarını eda etme noktasında cömert davranmazsa, “ve” Allah’a “ihtiyacı olmadığını düşünürse” nefsinin Rabbine son derece muhtaç olduğunu kabul etmeyerek O’na ibadeti bir kenara atarsa… Halbuki nefsin kurtuluşu, umduğunu elde etmesi ve felâhı, ancak Allah’ı sevmesi, O’nu esas gaye görüp O’nu yöneldiği mabudu olarak kabul etmesi ile olur. 9. “En güzel (sözü) de” Allah’ın kullarına farz kılmış olduğu güzel inançları tasdik etmeyerek “yalanlarsa;” 10. “Biz de ona” nerede olursa olsun, kötülüğü kolaylaştırmak ve masiyetleri işleme imkânını vermek sureti ile “en zor yolu” en zor hali ve en kötü hasletleri “kolaylaştırırız.” Allah’tan esenlik dileriz. 11. “(Cehenneme) yuvarlandığı” helâk olduğu “zaman da” kendisini azdıran, kendisi sebebi ile Allah’a ihtiyacı olmadığını düşündüğü ve cimrilik ederek infâk etmediği “malı kendisine fayda vermez.” Çünkü insan ile birlikte salih amelinden başka bir şey gitmez. Farz haklarını çıkarıp vermediği malına gelince bu, onun için bir vebal olur. Zira o maldan, âhirette yarayacak şeyleri önden göndermemiştir. 12. “Şüphesiz doğru yolu açıklamak (ve ona ulaştırmak) Bize aittir.” Dosdoğru yol olan hidâyet Allah’a ulaştırır, O’nun rızasına yakınlaştırır. Sapıklığın yolları ise Allah’a ulaşmaz. Kişiyi çetin azaptan başka bir yere de götürmez. 13. “Âhiret de dünya da” mülkiyet ve tasarrufları itibari ile “yalnız Bizimdir.” Her ikisinde de O’nun hiçbir ortağı yoktur. O halde istekleri olanlar, O’ndan istesinler. Yaratılmışlara bel bağlamasınlar. 14. “İşte Ben sizi alev alev yanan” alevli, kaynayıp coşan “bir ateşle uyardım.” 15-18. “Oraya” Allah'ın bildirdiklerini “yalanlayıp” Rabbinin emirlerinden “yüz çeviren en bedbaht kimseden başkası girmez. Malını” nefsini arındırmak, onu günahlardan ve kirlerden temizlemek ve Yüce Allah’ın rızasını ummak suretiyle “arınmak için veren en takvalı kimseler ise ondan uzak tutulur.” Bu buyruklar, şuna delil teşkil etmektedir: Eğer müstehap olan bir infak, beraberinde farz olan borç ödeme, nafaka ve benzeri bir farzı terk etmeyi getiriyorsa meşru değildir. Aksine böyle bir kimsenin verdiği, çoğu ilim adamlarının kanaatine göre geçersizdir. Çünkü böyle bir kimse, farzı yerine getirme imkânını ortadan kaldıran bir müstehab ile arınmış olmaz. 19. “Böylesinin üzerinde hiçbir kimseye ait karşılığı verilmesi gereken bir iyilik yoktur.” Bu “en takvalı kimse” üzerinde mahlukattan herhangi bir kimsenin, karşılığı verilmesi gereken bir iyiliği yoktur. Kimin ona iyiliği dokunmuşsa o, mutlaka ona karşılığını vermiştir. Hatta belki kendisinin diğer insanlar üzerinde karşılığı ödenmedik iyilikleri vardır. Bu bakımdan o, Allah’ın halis bir kuludur. Çünkü yalnızca O’nun ihsanının kölesidir. İnsanların lütuf ve iyiliği karşısında borçlu kalan kimse, eğer bunların karşılığını vermeyecek olursa mutlaka onların hatırı için bir şeyleri terk eder ya da yapar ki bu da onun ihlâsını eksiltir. Bu âyet-i kerime elbette ki Ebû Bekir es-Sıddîk radıyallahu anh’ı kapsamına alır. Hatta bu âyetin nüzul sebebinin o olduğu dahi söylenmiştir. Çünkü onun üzerinde kimseye karşılığını vermesi gereken bir minnet borcu yoktur. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in bile. Zira onun, onun üzerinde sadece karşılığının ödenmesine imkân bulunmayan Allah Rasûlü olma nimeti vardır. Bu da İslâm dinine davet etmek, hidâyeti öğretmek ve hak dini göstermek nimetidir. Bu yönüyle Allah’ın ve Rasûlünün herkes üzerinde nimeti ve lütfu vardır. Bu lütfun karşılığını vermeye ise imkân yoktur. Bu âyet-i kerime Ebu Bekir radıyallahu anh’ı öncelikle kapsamına almakla birlikte elbette ki bu üstün vasfa sahip olup hiçbir mahluka karşı minnet borcu olmayan ve böylelikle bütün amelleri sırf Allah rızası için olan herkesi de kapsamına alır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 20-21. “(O nedenle o, verdiği) ancak en yüce olan Rabbinin rızasını kazanmak için (verir). Yakında da o, elbette (yaptıklarını karşılığını alarak) razı olacaktır.” Bu, en takvalı kişi, Allah’ın kendisine bağışlayacağı pek çok lütuf, ihsan ve mükâfat çeşitlerinden dolayı hoşnut olacaktır. Leyl Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Alemlerin Rabbi Allah'a hamdolsun. ***
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Bazı müfessirler 19-21. âyetlerin (bk.Taberî, XXX, 146), bazıları ise 5-19. âyetlerin (bk. Elmalılı, VIII, 5881), müşriklerin işkence ettiği köleleri satın alıp âzat ederek hürriyetlerine kavuşturan Hz. Ebû Bekir hakkında indiğini söylemişlerdir. Âyetler böyle bir özel olay üzerine gelmiş olsa da, hükümleri ve mesajları geneldir. Müşrikler Hz. Ebû Bekir’in bu yaptıklarını, mukabil bir iyilik veya bir menfaat karşılığında yaptığını iddia etmişlerdi. Burada, böyle bir iddia vesilesiyle şöyle bir temel ilke ortaya konmuş bulunuyor: İman ve amelde takvâ düzeyine ulaşmış bir mümin, birine iyilik yapmak için mutlaka ondan bir iyilik görmek, bir karşılık ve menfaat elde etmek gerektiğini düşünmez; mümin, her türlü nimetin yalnızca Allah’ın bir lutfu olduğuna, iyiliklerin de ilke olarak bir çıkar hesabıyla değil, sadece Allah rızâsı için yapılması gerektiğine inanır. Böylece bu âyetlerde müşriklerin bencil ve çıkarcı zihniyet ve ahlâk yapılarının yansımasından ibaret olan yukarıdaki iddiaları reddedilmiş, Hz. Ebû Bekir örneğinde gönüllerini insan sevgisi ve cömertlikle bezeyen müminler Allah tarafından takdirle anılmıştır. “Takvâ ehli” diye çevirdiğimiz etkā kelimesinin kök anlamı, “büyük bir tehlikeye karşı kendine bir şeyi siper edinerek korunmak”tır. Bu kökten gelen takvâ kavramı Kur’an’da ağırlıklı olarak, “kötülüklerden uzak durup iyilikler yapmak ve bu amelleri sayesinde kendini cehennem azabına karşı korumak” anlamında geçmektedir. Nitekim burada da 14. âyette muhataplar “alev alev yanan ateş”e karşı uyarıldıktan sonra 17-20. âyetlerde, birine borçlu olmadıkları, kimsenin kendilerinde bir hakkı bulunmadığı halde bile, sırf Allah rızâsı için insanlara mal yardımı yapıp manen arındıkları ve bu sayede ateşten uzak tutulacakları bildirilmiştir. Nihayet son âyette, Allah rızâsına böylesine değer veren, kendisini bu rızâdan mahrum bırakacak günahlardan sakınan, tamamen karşılıksız olarak seve seve insanlara yardım edenlerin, Allah tarafından razı edilecekleri; yani korktuklarından emin ve umduklarına nâil olacakları müjdelenmiştir ki, inanan bir kimse için bundan daha büyük bir müjde olamaz.
Leyl Suresi 18. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Günahlarından temizlenmek için malını iyilik yolunda infak eden.