Diyanet İşlerien ayrışan
O, (ışığıyla karanlığı) delen yıldızdır
Elmalılı Hamdi Yazır
O, karanlığı delen yıldızdır.
Yaşar Nuri Öztürk
Parlayan, ışığıyla karanlığı delen yıldızdır o.
Süleyman Ateşen ayrışan
Parlayan yıldızdır.
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
O, parıldayan ışığıyla gökyüzünü delen bir yıldızdır.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
1- Andolsun göğe ve Târık’a. 2- Târık’ın ne olduğunu sen nereden bileceksin ki? 3- O, (ışığı karanlığı) delip geçen yıldızdır. 4- Üzerinde bir gözcü (meleğin) bulunmadığı hiçbir kimse yoktur. 5- O halde insan neyden yaratılmış olduğuna bir baksın! 6- O, hızla atılan bir sudan yaratılmıştır. 7- O su, (erkeğin) beli ile (kadının) göğüs kemikleri arasından çıkar. 8- Şüphesiz O, onu tekrar yaratmaya elbette kadirdir. 9- O gün gizlilikler açığa çıkartılacaktır. 10- Onun ne bir gücü ne de bir yardımcısı olmayacaktır. 11- Andolsun sürekli dönen göğe; 12- Devamlı yarılan yere ki 13- O (Kur'ân), kesin ve (hakla batılı) ayırt edici bir sözdür. 14- Şaka değildir. 15- Şüphesiz onlar, bir tuzak kuruyorlar. 16- Ben de bir tuzak kuruyorum. 17- O nedenle sen kâfirlere mühlet tanı; evet; onlara azıcık mühlet ver.
(Mekke’de inmiştir. 17 âyettir)
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.
1-3. Yüce Allah:“Andolsun göğe ve Târık’a” buyurduktan sonra Târık’ı: “O, delip geçen yıldızdır” diye açıklamaktadır. Yani o, ışığı gökleri delip geçen ve yeryüzünde görününceye kadar bunu sürdüren parlak bir yıldızdır. Doğrusu bunun, delip geçici özelliğe sahip bütün yıldızları kapsayan bir cins/tür ismi olduğudur. Bunun yedi semayı delip geçen ve oradan yere ulaşarak görülen Zuhal/Satürn gezegeni olduğu da söylenmiştir. Buna Târık denilmesi, geceleyin ortaya çıkışından dolayıdır. 4. Hakkında yemin olunan şey ise şudur:“Üzerinde bir gözcü (meleğin) bulunmadığı hiçbir kimse yoktur.” Bu gözcü, o kişinin iyi ve kötü amellerini kaydeder ve herkes de kayedilen amellerinin karşılığını görecektir.
5-7. “O halde insan neyden yaratılmış olduğuna bir baksın !” Yaratılışını ve ilk var edilişini düşünsün. Çünkü “o, hızla atılan bir sudan” yani meniden “yaratılmıştır. O su, (erkeğin) beli ile (kadının) göğüs kemikleri arasından çıkar.” Bunun erkeğin beli ile kadının göğüs kemikleri olma ihtimali vardır. Bu atılıp dökülen meniden kastedilenin sadece erkeğin menisi olma ihtimali de vardır. Onun çıkıp ayrıldığı yer ise onun beli ile göğüs kemikleri arasıdır. Bu mananın daha uygun olma ihtimali vardır. Çünkü bu, somut olarak döküldüğü bilinen o “hızla atılan su”yun sıfatı olarak zikredilmiştir ki bu da erkeğin menisidir. Aynı şekilde “göğüs kemikleri” anlamındaki “الترائب” kelimesi de erkekler için kullanılır. Eğer burada kadın kastedilmiş olsa idi farklı bir ifade kullanılması gerekirdi. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.
8. İnsanı hızla atılan bir sudan yaratan ve bu suyu o zorlu yerden çıkartan, âhirette öldükten sonra diriliş, amellerinin görülmesi ve karşılıklarının verilmesi için tekrar yaratmaya kadirdir. Bu ayetin şu anlama geldiği de söylenmiştir: Yüce Allah, belden atılıp dökülen bu suyu oraya geri döndürmeye kadirdir. Bu anlam lafzen doğru olmakla birlikte âyet-i kerimede kastedilen mana bu değildir. Bundan dolayıdır ki daha sonra şöyle buyrulmaktadır: 9. “O gün gizlilikler açığa çıkartılacaktır.” Yani kalplerdeki gizlilikler sınanır, kalplerde bulunan hayır ve şer yüzlerde açıkça görülür. Nitekim Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır:“O gün kimi yüzler ağaracaktır, kimi yüzler de kararacaktır.”(Âl-i İmran, 3/106) Dünyada pek çok şeyler gizlenip saklanabilir ve insanlar tarafından açıkça görülmeyebilir. Ama Kıyamet gününde iyilerin iyilikleri, günahkârların günahları ortaya çıkacak ve her şey açıkça görülecektir. 10. “Onun ne bir gücü ne de bir yardımcısı olmayacaktır.” Yani ne kendisini savunacak bir gücü olacaktır, ne de dışarıdan yardım alacak bir desteği. Buradaki yemin, amelde bulunanlar, onların amelde bulunmaları ve amellerinin görülmesi ile ilgili bir yemindi. İkinci olarak Allah, Kur’ân’ın doğruluğuna dair yemin ederek şöyle buyurmaktadır:
11-12. “Andolsun sürekli dönen göğe ve devamlı yarılan yere ki...” Semâ her yıl yağmur ile geri döner ve yer de bitirdiği mahsullerin çıkması için yarılıp çatlar. Böylelikle insanlar ve hayvanlar yaşama imkânını bulurlar. Yine semâ, her zaman için ilâhî kader ve işler ile döner durur. Yer de ölüleri dışarı çıkarmak için yarılıp çatlayacaktır. 13-14. “O” yani Kur’ân-ı Kerîm “kesin ve (hakla batılı) ayırt edici bir sözdür.” Doğrudur, gerçektir, apaçıktır. “Şaka değildir.” Çok ciddidir. O, çeşitli gruplar ve farklı görüşler arasında hüküm verip haklıyı haksızdan ayırt eden bir sözdür. Onun hükmü ile anlaşmazlıklar sona erer.
15. “Şüphesiz onlar” yani Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i ve Kur’ân-ı Kerîm’i yalanlayanlar, hakkı bertaraf etmek ve batılı desteklemek maksadı ile “bir tuzak kuruyorlar.” 16. “Ben de” kâfirler hoş görmese dahi hakkı galip getirmek ve onların ileri sürdükleri batılı bertaraf etmek için “bir tuzak kuruyorum.” Ki bu yolla kimin galip olduğu da bilinmiş olacaktır. Hiç şüphesiz Âdemoğlu kurduğu hile ve tuzaklarla, pek güçlü ve her şeyi bileni yenik düşüremeyecek kadar güçsüz ve acizdir. 17. “O nedenle sen kâfirlere mühlet tanı; evet; onlara azıcık mühlet ver.” Zira ilahî azabın gelip başlarına ineceği vakit, yaptıklarının âkıbetini bileceklerdir.
Târık Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Hamd âlemlerin Rabbi Allah’adır.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
“Gece çakıp görünen” şeklinde çevirdiğimiz târık, sözlükte “gece gelen, kapı çalan, şiddetle vuran” anlamlarına gelir. Yıldızlar gece görünüp gündüz kaybolduğu için onlara da târık denmiştir. Müfessirler buradaki târıkın özel bir yıldız mı yoksa genel anlamda yıldız mı olduğu konusunda farklı görüşler ileri sürmüşlerse de (bk. Zemahşerî, IV, 240-241; Şevkânî, V, 486-487) ışığı gecenin karanlığını delip yeryüzüne ulaştığı için 3. âyette bunu “delen yıldız” anlamında “en-necmü’s-sâkıb” tamlamasıyla tarif etmişlerdir. Bu tariften târıkın genel anlamda yıldız olduğu anlaşılmaktadır. Bu âyetlerde söze, göğe ve yıldıza yemin edilerek başlanmasının sebebi, 4. âyette belirtilen asıl konunun, yani insanın dünyadaki hayatının daima bir denetleyicinin, koruyucunun kontrolünde olduğu gerçeğinin önemine dikkat çekmektir.
“Yıldızlarla da insanlar yollarını bulurlar” (Nahl 16/16) meâlindeki âyetin mecazi anlamından hareketle târık, “mânevî semadan gelip vicdana işleyen ve zihinlere nakşedilerek insanı içindeki ve dışındaki karanlıklardan çıkarıp aydınlatan ilâhî irşatlar” olarak da yorumlanmıştır (bk. Elmalılı, VIII, 5699).
4. âyette “gözetleyen” diye çevirdiğimiz hâfız kelimesini bazı müfessirler, “Oysa sizi gözetleyen muhafızlar, değerli yazıcılar var” (İnfitâr 82/10-11) meâlindeki âyetleri dikkate alarak “insanın yaptığı hayır ve şerri kaydeden yazıcı melekler” diye tefsir ederken (Zemahşerî, IV, 241; Elmalılı, VIII, 5701), bazıları da “Kişinin önünde ve arkasında Allah’ın emriyle onu kayıt ve koruma altına alan takipçiler vardır” (Ra‘d 13/11) âyetine dayanarak musibetlere karşı insanları koruyan muhafız melekler olarak tefsir ederler (İbn Kesîr, VIII, 396). Bununla birlikte hâfız kelimesini, “meleklerin yapıp ettiklerini de kontrol eden ve bilen, her şeyin koruyucusu (Hûd 11/57), her şeyi hakkıyla gözeten (Ahzâb 33/52) ve her şeye şahit olan (Mâide 5/117) Allah’tır” diye yorumlamak da mümkündür.