Diyanet İşleri
Fakat insan, devamlı suç işleyerek ilerisini berbadetmek ister.
Elmalılı Hamdi Yazır
Fakat insan günahı devam ettirmek ister.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Fakat insan kendi önünde rezillik sergilemeyi ister.
Süleyman Ateş
Fakat insan, devamlı suç işleyerek ilerisini berbadetmek ister.
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Bilakis insan, yeniden dirilişi inkâr ederek içinde bulunduğu hatalara hiç ara vermeden gelecekte de devam etmek ister.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
1- Kıyamet gününe yemin olsun, 2- Kendini kınayan nefse de yemin olsun ki (siz kesinlikle diriltileceksiniz). 3- İnsan, Bizim onun (çürüyüp dağılmış) kemiklerini bir araya getir(ip dirilt)emeyeceğimizi mi sanıyor? 4- Elbette (bunu yapabiliriz); hatta biz, onun parmak uçlarını dahi düzenleyip (eski haline getirmeye) kâdiriz. 5- Ama insan, günah işlemek için önündeki (kıyameti) yalanlamayı tercih eder. 6- “Ne zamanmış o kıyamet günü?” diye sorar.
(Mekke’de inmiştir. 40 âyettir)
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.
1. Burada “لا: hayır” kelimesi, ne nafiye/olumsuzluk edatıdır, ne de zaid/fazladan gelmiştir. Bu, kendisi ile başlanılmak ve daha sonraki buyruklara gereken önemi verip dikkati çekmek için kullanılmıştır. Bu edat, yemin ile birlikte çokça kullanıldığından dolayı -aslı itibari ile söz başlangıcında kullanılmasa da- bununla söze başlamanın garip kaçacak bir tarafı yoktur. Burada kendisine yemin edilen şeyle hakkında yemin edilen şeyler aynıdır. O da ölümden sonra diriliş, insanların kabirlerinden kalkmaları, sonra da yüce Rableri haklarında ne hüküm verecek diye beklemek üzere durmalarıdır.
2. “Kendini kınayan nefse de yemin olsun ki…” Kasıt, iyi ve kötü bütün nefislerdir. Bunlara “kendini kınayan” denmesinin sebebi, çokça değişip durması, değişik noktalar arasında gidip gelmesi, belli bir hal üzerinde sebat göstermemesidir. Diğer bir sebep de şudur: Nefis, ölüm esnasında yaptıkları dolayısı ile sahibini kınayacaktır. Hatta mü’minin nefsi bile dünyada iken yaptığı kusurlardan, herhangi bir hakkı yerine getirmemekten yahut gaflete düşmekten dolayı kendini kınar. O halde bu yemin ile hem amellerin karşılığının verileceğine, hem amellerin karşılığının kendisine, hem de amelinin karşılığını hak edene bir arada yemin edilmiş olmaktadır.
3. Daha sonra yüce Allah, buna rağmen kimi inatçıların, Kıyamet gününü yalanlamakta olduklarını haber vererek şöyle buyurmaktadır:“İnsan, Bizim onun (çürüyüp dağılmış) kemiklerini” ölümünden sonra “bir araya getir(ip dirilt)emeyeceğimizi mi sanıyor?” Nitekim Yüce Allah, bir başka yerde şöyle buyurmaktadır:“Çürümüş haldeki kemikleri kim diriltecekmiş? dedi.”(Yâsîn, 36/78) Bu kimse, cahilliği ve haksızlığı sebebiyle Allah’ın, bedenin direği durumunda olan kemiklerini yaratmaya kâdir oluşunu çok uzak bir ihtimal olarak görmektedir. 4. Yüce Allah da onun bu kanaatini reddederek şöyle buyurmaktadır:“Elbette (bunu yapabiliriz); hatta biz, onun parmak uçlarını dahi düzenleyip (eski haline getirmeye) kâdiriz.” Onun parmak uçlarını ve bunların kemiklerini toplayıp bir araya getireceğiz. Bu da bedenin bütün bölümlerinin diriltileceğini ifade eder. Çünkü parmak uçları dahi tekrar yaratılacağına göre artık beden tamamen yaratılacak demektir.
5-6. Onun Yüce Allah’ın kudretini inkâr edişi, bu kudrete delil teşkil eden hususların azlığından değildir. Onun bu hale düşmesi, ileride karşı karşıya kalacağı öldükten sonra dirilişi yalanlama irade ve maksadına sahip oluşundan dolayıdır. Âyet-i kerimede geçen fücur; bile bile ve kastî olarak yalanlamak demektir.
Daha sonra Yüce Allah, Kıyametin hallerini söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
“Günah” diye çevirdiğimiz fücûr kelimesinin “haktan sapma” anlamına geldiğini, bu sapmanın sözle de eylemle de olabileceğini belirten Şevkânî, âyetle ilgili açıklamaları şöyle özetler: İnsanoğlu bugünüyle yarınıyla her zaman günah işlemeyi öne alır; günahı peşin işler, tövbeyi tehir eder. İbnü’l-Enbârî’nin yorumuna göre insan, yaşadığı sürece hep günah işlemek ister, işlediği günahtan dönmek, günahkârlığı terketmek gibi bir niyet taşımaz. Mücâhid, Hasan-ı Basrî, İkrime, Süddî ve Saîd b. Cübeyr de âyeti şöyle açıklamışlardır: “İnsan ölünceye kadar hep tövbe edeceğini söyler durur; sonuçta en kötü hallerini yaşarken ölüm onu yakalar.” Dahhâk’e göre insanın bu haline “emel” denir; yani o, “Daha yaşayacağım, dünyadan nasibimi alacağım” der, ölümü hiç hatırına getirmez (bk. V, 388).
Âyetteki fücûr kelimesine “inkâr” anlamı verenler de olmuştur. Buna göre âyetin mânası şöyledir: “Fakat insan önündekini (kıyameti) inkâr etmek istiyor.” Devamındaki âyette kıyamet gününün ne zaman geleceğine dair sorulan sorunun bu mânayı desteklediği düşünülebilir.