Önceki ayet· 70:7Sonraki ayet· 70:9

Meâric Suresi 8. Ayet· 70:8

↗ Meâric suresi
Mekki
يَوۡمَ تَكُونُ ٱلسَّمَآءُ كَٱلۡمُهۡلِ
Gök, o gün, erimiş maden gibi olur
Meal ihtilafı: 2% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
Gök, o gün, erimiş maden gibi olur
Elmalılı Hamdi Yazıren ayrışan
O gün gök erimiş bir maden gibi olur.
Yaşar Nuri Öztürk
O gün gök, erimiş bir maden gibi olur.
Süleyman Ateş
O gün gök, erimiş maden gibi olur.
Diller arası (7 dil)ıraksama 12.2%
İngilizce
On the Day the sky will be like murky oil
Fransızca
le jour où le ciel sera comme du métal en fusion
İspanyolca
El día que el cielo parezca masas de minerales fundidos
Rusça
В тот день, когда небо станет подобно расплавленному металлу (или осадку масла; или кровавому гною)
Endonezce
(Ingatlah) pada hari ketika langit menjadi bagaikan cairan tembaga
Bengalce
সেদিন আকাশ হবে গলিত তামার মত।
Çince
在那日天像熔铜,
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
O gün; gökyüzü erimiş bakır, altın ve diğer madenler gibi olur.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
8- O gün gök erimiş maden gibi olacak. 9- Dağlar da (didilmiş boyalı) yün gibi ol(up havada uçuş)acak. 10- Hiçbir dost dostunu sormayacak. 11- Onlar birbirlerine gösterilirler. Günahkâr kimse, o günün azabından dolayı (herkesi) feda etmeyi arzular: Oğullarını, 12- Eşini, kardeşini, 13- Kendisini barındıran aşiretini, 14- Ve yeryüzünde olan herkesi… yeter ki kendini kurtarsın. 15- Asla! O, alevli bir ateştir. 16- Derileri kavurup soyar. 17- (Kendine) çağırır arkasını dönen ve yüz çevireni; 18- (Mal) toplayıp da bir kenara yığanı. 8. “O gün” kendisinde bu pek büyük işlerin gerçekleşeceği Kıyamet günü “gök erimiş maden gibi olacak.” Çatlaklarından dolayı ve en ileri derecede dehşete maruz kalacağından, eritilmiş kurşun gibi olacak. 9-10. “Dağlar da (didilmiş boyalı) yün gibi ol(up havada uçuş)acak.” Yani atılmış yüne benzeyecek, ondan sonra da etrafa saçılıp darmadağın olacak. Bu son derece sağlam, oldukça büyük varlıklar, böyle bir dağılmaya, böyle bir hale maruz kalacaklarına göre günahlarının ve veballerinin ağır yükü altında kalmış olacak olan bu zayıf kula ne olacak dersin? Onun bu halde kalbinin yerinden oynaması, aklının başından gitmesi ve herkesi unutup hiçbirini hatırlamaması normal değil midir? İşte bundan dolayı Allah şöyle buyurmaktadır:“Hiçbir dost, dostunu sormayacak.” 11-14. “Onlar birbirlerine gösterilirler.” Yani her yakın dost ve arkadaş arkadaşını görür. Fakat kalbinde halini soracak takat olmaz. Aralarındaki arkadaşlık ve sevgi onu ilgilendirmez. Kendisinden başka hiçbir şeyi düşünmez. Azap göreceği muhakkak olan “günahkâr kimse, o günün azabından dolayı (herkesi) feda etmeyi arzular: Oğullarını, eşini, kardeşini, kendisini barındıran aşiretini…” Yani normalde dünyada birbirleri ile yardımlaşan, biri diğerine destek veren akrabalarını dahi feda etmek isteyecek. Çünkü Kıyamet gününde kimsenin kimseye faydası olmayacağı gibi Allah’ın izni olmaksızın hiçbir kimse şefaatte de bulunamayacaktır. Hatta azabı hak etmiş olan günahkâr, bilip tanıdığı herkesi fidye olarak vermeyi temenni edecektir:“Ve yeryüzünde olan herkesi… yeter ki kendini kurtarsın.” Ancak bunun da ona hiçbir faydası olmayacaktır. 15-16. “Asla” onların kurtulma çareleri yoktur. Kimse onlara yardım edemeyecektir. Çünkü bu gibi günahkârlar hakkında Rabbinin azap sözü hak olmuştur. Akraba ve arkadaşların fayda sağlayabilecekleri haller geride kalmıştır. “O, alevli bir ateştir. Derileri kavurup soyar.” Yani aşırı hararetinden dolayı görünen ve görünmeyen azaları soyup sıyıran bir ateştir. 17-18. “(Kendine) çağırır arkasını dönen ve yüz çevireni; (mal) toplayıp da bir kenara yığanı.” Haktan yüz çeviren, hakka sırtını dönen, malları yığıp keselere, kasalara dolduran, kendisine faydalı olacak ve ateşi kendisinden uzaklaştıracak yerlere harcamayan kimseleri cehennem ateşi kendisine doğru çağırır ve alevi ile onları yakmaya hazırlanır.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Kıyamet olayının; inkârcı ve mücrimlerin mahşer ve hesap ortamında yaşadıkları derin bunalımın, onları bu âkıbete sürükleyen başlıca kötülüklerin ve cehennem azabının kısa fakat kuşatıcı ve oldukça etkileyici bir anlatımı olan bu âyetlerde, ilâhî kudret ve hikmetin verdiği düzen içinde varlığını sürdüren gök cisimlerinin vakti gelince yine Allah’ın iradesiyle erimiş madenlere, dağların atılmış yüne, pamuğa dönüşeceği bildirilmekte; bu tasvirin ardından da insanın âkıbetinden sarsıcı bir kesit verilmektedir. Buna rağmen o gün suçlu kişinin, en değerli varlıkları olan eşini, çocuklarını ve diğer yakınlarını, sevdiklerini, dahası bütün yeryüzündekileri gözden çıkaracak ölçüde dehşetli bir psikolojik bunalım, kaygı ve korkuya kapılacağı anlatılmaktadır. Müfessirler, burada ruh hali tasvir edilen “mücrim”in (suçlu) inkârcıları veya daha genel olarak günahkârları ifade ettiğini belirtirler. 15 ve 16. âyetler cehennemin şiddetli azabını hatırlatmakta, 17 ve 18. âyetler ise oraya girenlerin bu sonuçla karşılaşmalarının başlıca sebeplerine dikkat çekmektedir ki bunlar, a) Peygamberin getirdiği hak dine, tevhid inancına sırt çevirmek, b) Servetinden muhtaçları faydalandırmamak, yani toplumda geçim sıkıntısının hafifletilmesi için üzerine düşeni yapmamaktır. Bu iki günah, yani putperestlerin tevhid davetine sırt çevirmeleri ve maddî konularda bencillik edip insanların geçim sıkıntılarını hafifletecek harcamalar yapmaktan kaçınmaları Kur’an-ı Kerîm’in bütününde, özellikle de Mekke’de inen sûrelerde onların en fazla eleştirilen kötülükleri olmuştur. Bu tesbite göre Kur’an-ı Kerîm’in insanlığa yüklediği görevlerin en önemlisi ve en kuşatıcı olanı, a) Allah’ın varlık ve birliğini tanımak, b) İnsanlara yardım ve iyilik etmektir. İslâm âlimleri bu iki büyük görevi kısaca “Allah’ın buyruğuna saygı, Allah’ın yarattıklarına şefkat” şeklinde özetlemişlerdir.
Meâric Suresi 8. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
O gün; gökyüzü erimiş bakır, altın ve diğer madenler gibi olur.