Önceki ayet· 7:84Sonraki ayet· 7:86

A'râf Suresi 85. Ayet· 7:85

↗ A'râf suresi
Mekki
وَإِلَىٰ مَدۡيَنَ أَخَاهُمۡ شُعَيۡبٗاۚ قَالَ يَٰقَوۡمِ ٱعۡبُدُواْ ٱللَّهَ مَا لَكُم مِّنۡ إِلَٰهٍ غَيۡرُهُۥۖ قَدۡ جَآءَتۡكُم بَيِّنَةٞ مِّن رَّبِّكُمۡۖ فَأَوۡفُواْ ٱلۡكَيۡلَ وَٱلۡمِيزَانَ وَلَا تَبۡخَسُواْ ٱلنَّاسَ أَشۡيَآءَهُمۡ وَلَا تُفۡسِدُواْ فِي ٱلۡأَرۡضِ بَعۡدَ إِصۡلَٰحِهَاۚ ذَٰلِكُمۡ خَيۡرٞ لَّكُمۡ إِن كُنتُم مُّؤۡمِنِينَ
Medyen halkına da kardeşleri Şuayb'ı gönderdik, onlara şöyle dedi: "Ey milletim! Allah'a kulluk edin, O'ndan başka tanrınız yoktur. Rabbinizden size bir belge geldi. Ölçü ve tartıyı tam yapın, insanların eşyasını eksik vermeyin, düzelttikten sonra yeryüzünde bozgunculuk etmeyin; inanıyorsanız bilin ki, bunlar sizin için hayırlıdır
Meal ihtilafı: 4% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Medyen halkına da kardeşleri Şuayb'ı gönderdik, onlara şöyle dedi: "Ey milletim! Allah'a kulluk edin, O'ndan başka tanrınız yoktur. Rabbinizden size bir belge geldi. Ölçü ve tartıyı tam yapın, insanların eşyasını eksik vermeyin, düzelttikten sonra yeryüzünde bozgunculuk etmeyin; inanıyorsanız bilin ki, bunlar sizin için hayırlıdır
Elmalılı Hamdi Yazıren ayrışan
Medyen'e de kardeşleri Şuayb'ı (gönderdik): "Ey kavmim, dedi, Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka bir ilâhınız yoktur. Size Rabbinizden açık bir delil geldi: Ölçüyü ve tartıyı tam yapın, insanların eşyalarını eksik vermeyin, düzeltildikten sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın; eğer inanan (insan)lar iseniz, böylesi sizin için daha iyidir!"
Yaşar Nuri Öztürk
Medyen'e de kardeşleri Şuayb'ı gönderdik. Şöyle dedi: "Ey toplumum! Allah'a kulluk edin. Size O'ndan başka ilah yok! Size Rabbinizden açık bir kanıt gelmiştir. Ölçü ve tartıda dürüst davranın. İnsanların eşyasına el koymaya tenezzül etmeyin. Yeryüzünde, orası barışa kavuştuktan sonra bozgun çıkarmayın. Eğer inanan insanlarsanız bu sizin için daha hayırlıdır."
Süleyman Ateş
Medyen'e de kardeşleri Şuayb'i (gönderdik): "Ey kavmim, dedi, Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka tanrınız yoktur. Size Rabbinizden açık bir delil geldi. Ölçüyü ve tartıyı tam yapın, insanların eşyalarını eksik vermeyin, düzeltildikten sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın; eğer inananlar iseniz, böylesi sizin için daha iyidir!"
Diller arası (7 dil)ıraksama 12.0%
İngilizce
And to [the people of] Madyan [We sent] their brother Shu'ayb. He said, "O my people, worship Allah; you have no deity other than Him. There has come to you clear evidence from your Lord. So fulfill the measure and weight and do not deprive people of their due and cause not corruption upon the earth after its reformation. That is better for you, if you should be believers
Fransızca
Et aux Madyan, leur frère Chu'aïb: «O mon peuple, dit-il, adorez Allah. Pour vous, pas d'autre divinité que Lui. Une preuve vous est venue de votre Seigneur. Donnez donc la pleine mesure et le poids et ne donnez pas aux gens moins que ce qui leur est dû. Et ne commettez pas de la corruption sur la terre après sa réforme. Ce sera mieux pour vous si vous êtes croyants
İspanyolca
A Madián le envié [como Profeta] a su hermano Jetró, quien les dijo: "¡Oh, pueblo mío! Adoren a Dios, pues no existe otra divinidad salvo Él. Les ha llegado un milagro de su Señor [que corrobora mi profecía]. Midan y pesen con equidad, no se apropien de los bienes del prójimo, y no siembren mal en la Tierra, corrompiéndola luego de haberse establecido la justicia. Esto es mejor para ustedes, si es que son creyentes
Rusça
Мы отправили к мадьянитам их брата Шуейба. Он сказал: «О мой народ! Поклоняйтесь Аллаху, ибо нет у вас другого божества, кроме Него. К вам явилось ясное знамение от вашего Господа. Наполняйте же меру и весы сполна, не придерживайте имущества людей и не распространяйте нечестия на земле после того, как на ней наведен порядок. Так лучше для вас, если только вы являетесь верующими
Endonezce
Dan kepada penduduk Madyan, Kami (utus) Syu'aib, saudara mereka sendiri. Dia berkata, "Wahai kaumku! Sembahlah Allah. Tidak ada tuhan (sembahan) bagimu selain Dia. Sesungguhnya telah datang kepadamu bukti yang nyata dari Tuhanmu. Sempurnakanlah takaran dan timbangan, dan jangan kamu merugikan orang sedikit pun. Janganlah kamu berbuat kerusakan di bumi setelah (diciptakan) dengan baik. Itulah yang lebih baik bagimu jika kamu orang beriman
Bengalce
আমি মাদইয়ানের প্রতি তাদের ভাই শোয়ায়েবকে প্রেরণ করেছি। সে বললঃ হে আমার সম্প্রদায়! তোমরা আল্লাহর এবাদত কর। তিনি ব্যতীত তোমাদের কোন উপাস্য নেই। তোমাদের কাছে তোমাদের প্রতিপালকের পক্ষ থেকে প্রমাণ এসে গেছে। অতএব তোমরা মাপ ও ওজন পূর্ন কর এবং মানুষকে তাদের দ্রব্যদি কম দিয়ো না এবং ভুপৃষ্টের সংস্কার সাধন করার পর তাতে অনর্থ সৃষ্টি করো না। এই হল তোমাদের জন্যে কল্যাণকর, যদি তোমরা বিশ্বাসী হও।
Çince
(我确已派遣)麦德彦人的弟兄舒阿卜去教化他们说:“我的宗族啊!你们要崇拜安拉,除他之外,绝无应受你们的崇拜的。从你们的主发出的明证,确已来临你们了,你们当使用充足的斗和秤,不要克扣别人所应得的货物。在改善地方之后,你们不要在地方上作恶,这对你们是更好的,如果你们是信道者。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Medyen kavmine de kardeşleri Şuayb -aleyhisselam-'ı gönderdik. Şuayb onlara şöyle dedi: "Ey kavmim! Bir tek Allah’a ibadet edin. O'ndan başka ibadet edilmeye müstahak bir mabut yoktur. Sizlere Rabbimden getirmiş olduğumun doğruluğuna delalet eden, Allah’tan apaçık bir kanıt ve aşikâr deliller gelmiştir. Kilo ve ölçüyü tam tutarak insanlara haklarını verin. Mallarını kusurlu kılarak, miktarını azaltarak veya sahiplerini kandırarak insanların mallarından eksiltmeyin. Peygamberler gönderilerek ıslah edilmesinin ardından küfür ve günah işleyerek yeryüzünü ifsat etmeyin. Eğer Müminler iseniz, Allah’ın yasaklarından sakının, günahları terk edin. Yüce Allah’ın emrettiği şeyleri de yerine getirin. Zira bu emirlerin yerine getirilmesi kişiyi Yüce Allah'a yakınlaştırır.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
85- Medyen’e de kardeşleri Şuayb’ı (gönderdik). Dedi ki:“Ey kavmim! Allah’a ibadet edin, O’ndan başka hiçbir (hak) ilahınız yoktur. Rabbinizden size apaçık bir delil gelmiştir. Artık ölçeği ve teraziyi tam tutun. İnsanlara ait hiçbir şeyi eksik vermeyin. Islah edildikten sonra yeryüzünde fesat çıkarmayın. Eğer inanan kimselerseniz böylesi hakkınızda daha hayırlıdır.” 86- “Öyle her yolun başında oturup da (insanları) tehdit etmeyin, Allah’a iman edenleri Allah’ın yolundan alıkoymayın ve O’nun yolunu eğri göstermeye çalışmayın. Hatırlayın ki siz, (sayıca) az idiniz de O, sizi çoğalttı. Bir de fesat çıkaranların sonu nice olmuştur bir bakın.” 87- “Eğer içinizden bir kısmı benimle gönderilene iman eder, bir kısmı da iman etmezse artık Allah aramızda hükmedinceye kadar sabredin. O, hükmedenlerin en hayırlısıdır.” 88- Kavminden büyüklük taslayan ileri gelenler şöyle dediler:“Ey Şuayb, andolsun seni de seninle beraber iman edenleri de ülkemizden çıkaracağız ya da kaçarı yok siz bizim dinimize döneceksiniz!” O da: “Biz istemesek de mi?!” dedi. 89- “Allah, bizi ondan kurtardıktan sonra tekrar sizin dininize dönecek olursak kesinlikle Allah’a iftira etmiş oluruz. Rabbimiz olan Allah'ın dilemesi hariç ona dönmemiz olacak şey değildir. Rabbimizin ilmi her şeyi kuşatmıştır. Biz ancak Allah’a güvenip dayandık. Ey Rabbimiz, bizimle kavmimiz arasında hak ile hükmet! Sen hükmedenlerin en hayırlısısın.” 90- Kavminden kâfir olan ileri gelenler:“Eğer Şuayb’a uyarsanız o takdirde siz, andolsun ki büyük bir zarara uğrayacaksınız” dediler. 91- Bunun üzerine o şiddetli sarsıntı onları yakalayıverdi de yurtlarında diz üstü çöküp kaldılar. 92- Şuayb’ı yalanlayanlar, sanki orada hiç oturmamış gibi oldular. Şuayb’ı yalanlayanlar, işte zarara uğrayanlar onlar oldular. 93- Bunun üzerine onlardan yüz çevirdi ve dedi ki:“Ey kavmim, gerçekten ben size Rabbimin bildirdiklerini tebliğ ettim ve size içtenlikle öğüt verdim. Artık ben, kâfir bir topluma nasıl üzüleyim ki?!” 85. “Medyen’e de” orada yaşayan malum kabileye, soyca “kardeşleri Şuayb’ı gönderdik.” O, onları hiçbir şeyi ortak koşmaksızın yalnızca Allah’a ibadet etmeye davet ediyor, onlara ölçü ve teraziyi tastamam yapmalarını, insanların mallarını eksik vermemelerini, masiyetleri çoğaltmak sureti ile yeryüzünde fesat çıkartmamalarını, bozgunculuk yapmamalarını emrediyordu. Bundan dolayı onlara:“... ıslah edildikten sonra yeryüzünde fesat çıkarmayın. Eğer inanan kimselerseniz böylesi hakkınızda daha hayırlıdır” demişti. Çünkü Allah’ın emrine uyup O’na yakınlaşmak gayesi ile günahları terk etmek, elbette ki kul için Cebbar olan Allah’ın gazabını ve cehennem azabını gerektiren o günahları işlemekten daha hayırlı ve daha faydalıdır. 86. “Öyle” insanlara karşı “her yolun başında oturup da” çokça kullanılan yolları tutarak oradan geçenleri “tehdit etmeyin, Allah’a iman edenleri Allah’ın yolundan alıkoymayın” Allah’ın yolunu izleyip de hidâyet bulmak isteyenleri engellemeyin “ve O’nun yolunu eğri göstermeye çalışmayın.” Hevalarınıza uyup da Allah'ın yolunu eğri ve haktan uzak göstermeye çabalamayın. Tam aksine hem size hem de herkese düşen vazife, Yüce Allah’ın, rızasını elde etsinler, lütuf ve ihsan yurduna ulaşsınlar diye kulları için belirlemiş olduğu ve bununla da kullarına en büyük rahmetini ihsan etmiş olduğu bu yola gereken saygının gösterilmesidir. Sizler, insanları bu yolu izlemekten alıkoyan ve onları engelleyen kimseler değil, aksine bu yolun yardımcıları, davetçileri ve onu koruyanlar olmalıydınız. Çünkü böyle bir şey Allah’ın nimetine karşı bir nankörlük, O’nun emrine bir isyan ve en güzel, en doğru yolu saptırma girişimidir. Üstelik siz bu yolu izleyenleri çok çirkin bir şekilde ayıplamaktasınız. Allah’ın üzerinizdeki nimetlerini de “hatırlayın ki siz (sayıca) az idiniz de O, sizi çoğalttı.” Size ihsan etmiş olduğu zevceler, nesiller ve sağlık sayesinde sizi sayıca artırıp çoğalttı. Ayrıca O, sizleri veba yahut da sayınızı azaltıcı birtakım hastalıklara müptela kılmadığı gibi sizi imha edecek düşmanları da üzerinize musallat etmedi. Yine birliğinizi bozup sizi darmadağın etmedi. Aksine size bir arada bulunma, bol rızık ve çokça nesil nimetlerini ihsan etti. “Bir de fesat çıkaranların sonu nice olmuştur bir bakın.” Sizler, onların topluluklarının darmadağın olduğunu, yaşadıkları yerlerin de ıssız ve bomboş kaldığını göreceksiniz. Onlardan geriye güzel hiçbir anı kalmamıştır. Aksine lanet bu dünyada onların peşlerine takılmıştır. Kıyamet gününde de onlar daha da hor, hakir ve rezil olacaklardır. 87. “Eğer içinizden bir kısmı benimle gönderilene iman eder, bir kısmı da iman etmezse” ki bunlar çoğunluklarını teşkil ediyordu “artık Allah aramızda hükmedinceye kadar sabredin. O, hükmedenlerin en hayırlısıdır.” Dolayısıyla haklı olanı yardımı ile zafere kavuşturcak, haksız olanı da cezalandıracaktır. 88. “Kavminden büyüklük taslayan ileri gelenler” Bunlar, hevalarına uyan ve zevkleri ile oyalanan soylular ve ileri gelenlerdir. Bunlara hak geldiğinde onun, kendi alçak arzularına uygun düşmediğini görünce hakkı reddettiler ve ona karşı büyüklük tasladılar. Peygamberleri Şuayb aleyhisselâm’a ve onunla birlikte zayıf gördükleri mü’minlere “şöyle dediler: Ey Şuayb, andolsun seni de seninle beraber iman edenleri de ülkemizden çıkaracağız ya da kaçarı yok siz bizim dinimize döneceksiniz!” Hakka karşı aslan kesilerek güç kullandılar. Ne dine, ne anlaşmaya ne de hakka hukuka riâyet etmediler. Sadece ve sadece hevalarının, kendilerini bu anlamsız ve tutarsız sözleri söylemeye iten düşük akıllarının peşine takıldılar ve dediler ki: Ya sen ve seninle beraber iman edenler dinimize geri döneceksiniz yahut da andolsun ki sizleri ülkemizden çıkartacağız. Şuayb aleyhisselâm, önceleri iman ederler ümidi ile onları davet ediyordu. Ancak sonra öyle bir duruma geldi ki onların şerrinden yana emin olamadı. Zira kavmi, kendilerine tâbi olmayacak olursa onu ve beraberindekileri vatanından sürmekle tehdit ettiler. Oysa Şuayb ve beraberindekiler o vatanda kalmaya onlardan daha fazla hak sahibidirler. Bu yüzden de Şuayb aleyhisselâm onların bu sözlerine hayret ederek:“Biz istemesek de mi?! dedi.” Yani biz, batıl olduğunu bildiğimiz için sizin dininize girmeyi kabul etmeyecek olsak bile yine de böyle mi yapacaksınız? Halbuki o dine ancak ona girmeyi arzu eden kimseler çağrılabilir. Onu izlemeyi açıktan açığa alıkoymaya çalışan ve izleyenleri de yanlışlarını söyleyerek tenkit eden kimseler, nasıl olur da o dini kabule çağırılabilirler? 89. “Allah bizi ondan kurtardıktan sonra tekrar sizin dininize dönecek olursak kesinlikle Allah’a iftira etmiş oluruz.” Yani Allah, bizi ondan kurtarmış ve onun kötülüğünden korumuşken, biz tekrar sizin dininize dönecek olursak şahit olun ki biz, Allah’a karşı yalan uyduran ve iftira eden kimseleriz. Çünkü biz kesinlikle şunu biliyoruz ki Allah’a ortak koşan kimsenin iftirasından daha büyük bir iftira olamaz. Çünkü O birdir ve tektir, eşsizdir, hiç kimseye muhtaç olmayan Samed’dir. Eş ve çocuk edinmemiştir, mülkünde de O’nun hiçbir ortağı yoktur. “Rabbimiz olan Allah'ın dilemesi hariç ona dönmemiz olacak şey değildir.” Yani bizim gibi kimselerin tekrar sizin dininize dönmesine imkân yoktur. Böyle bir şey muhaldir. Şuayb aleyhisselâm onlara herhangi bir şekilde uymalarının mümkün olmadığını birkaç şekilde ifade etmiştir: 1. Öncelikle kavimlerinin dininden tiksindiklerini ve işlemekte oldukları şirke kin beslediklerini ifade etmiştir. 2. Diğer taraftan onların izledikleri yolun, yalan ve iftira olduğunu belirtip eğer kendisi ve yanındakiler de onların dinine uyacak olurlarsa kendilerinin de yalan ve iftira sahibi olacaklarına dair kavmini şahit tutmuştu. 3. Allah'ın kendilerini o dinden kurtarmasını bir nimet olarak sunmuştur. 4. Allah, kendilerine hidâyet verdikten sonra bu batıl dine geri dönüşlerinin imkânsız bir şey olduğunu ifade etmekle de kavimlerinin bu doğrultudaki ümitlerini kesmişlerdir. Çünkü mevcut halleri, kalplerinde Yüce Allah’ı tazim etmeleri, Allah’ın ubudiyetini, O’ndan başka hiçbir ilah olmadığını, yalnızca O’na ibadet edilmesi ve O’na ortak koşulmaması gerektiğini, müşriklerin kabul ettikleri uydurma ilahların batılın en batılı ve imkânsızın en imkânsızı olduklarını itiraf etmeleri ile böyle bir dine tekrar dönmelerinin imkânsız olduğunu ifade etmiş oluyorlardı. Zira Yüce Allah’ın ihsan ettiği akıllar vasıtası ile hakkı batıldan, doğruyu sapıklıktan ayırt edebilecek durumdaydılar. Yüce Allah’ın meşieti, yaratıkları hakkında geçerli olan ve hiçbir kimsenin dışına çıkma imkânını bulamadığı iradesi açısından da eğer bütün sebepler bir araya gelse ve bütün güçler bir arada toplansa dahi onlar, hiçbir zaman kendileri hakkında bir şeyi yapabileceklerine yahut o şeyi terk edebileceklerine dair kesin hüküm veremezler. İşte bu yüzden Şuayb aleyhisselam:“Rabbimiz olan Allah'ın dilemesi hariç” diyerek istisnada bulunmuştur. Yani bizim de başka kimselerin de Allah’ın ilim ve hikmetine tâbi olan meşietinin dışına çıkabilme imkânımız yoktur. Çünkü “Rabbimizin ilmi her şeyi kuşatmıştır.” O, neyin kullarının faydasına olduğunu ve hangi esaslar çerçevesinde onların işlerini çekip çevirdiğini çok iyi bilendir. “Biz ancak Allah’a güvenip dayandık.” Bizler bize dosdoğru yol üzerinde sebat vereceği ve cehenneme ulaştıran bütün yollardan da bizi koruyacağı hususunda yalnız O’na güvendik. Şüphesiz ki Allah kendisine güvenip dayananlara yeter, onlara dinini de dünyasını da kolaylaştırır. “Rabbimiz, bizimle kavmimiz arasında hak ile hükmet!” Mazlum ve hak sahibi kimselere, hakka karşı inatlaşan zalime karşı yardım et ve zafer ver. “Sen hükmedenlerin en hayırlısısın.” Yüce Allah’ın kulları hakkındaki hükmü iki türlüdür: Birincisi hakkı batıldan, doğruyu sapıklıktan, dosdoğru yol üzerinde yürüyenleri, o yoldan sapmış olanlardan ayırdetmeyi sağlayan ilmî (bilgiye dair) hükmü. İkincisi de Yüce Allah’ın zalimleri cezalandırması, salih kimseleri de kurtarıp onlara lütfunu ihsan etmesi şeklindeki hükmüdür. İşte mü’minler de Yüce Allah’ın kendileri ile kavimleri arasında hak ve adalet ile hüküm vermesini, kendilerine her iki kesimi birbirinden ayıracı hükmü teşkil edecek şekilde âyetlerini, mucize ve ibretlerini göstermesini istemişlerdi. 90. “Kavminden kâfir olan ileri gelenler” Şuayb’e uymaktan sakındırmak üzere “Eğer Şuayb’a uyarsanız o takdirde siz, andolsun ki büyük bir zarara uğrayacaksınız” dediler” Ancak bu, nefislerinin kendilerine süslediği bir batıldan ibaretti. Onlara göre bedbahtlık ve zarar, doğruluğa ve hidâyete tâbi olmaktadır. Oysa onlar, en ileri derecedeki zararın, üzerinde bulundukları sapıklığın ve saptırmanın devamı olduğunu bilmiyorlardı. Bu gerçeği ancak ibretli ceza ve intikam gelip kendilerini bulduğunda öğrenebildiler. 91. “Bunun üzerine o şiddetli sarsıntı” yani o çok çetin zelzele “onları yakalayıverdi de yurtlarında diz üstü çöküp kaldılar” ölü ve hareketsiz bir halde yere serildiler. 92. Yüce Allah, başlarına gelen felaketi haber vererek şöyle buyurmaktadır:“Şuayb’ı yalanlayanlar, sanki orada hiç oturmamış gibi oldular.” Yani sanki yurtlarında hiç kalmamış, oradan hiç yararlanmamış, gölgeliklerinde hiç oturmamış, ırmaklarının kıyılarında hiç dolaşıp vakit geçirmemiş ve ağaçlarının meyvelerinden hiç yememiş gibi oldular. Azap onları yakalayarak oyun, eğlence ve lezzet yurdundan ebedî hüzün, bedbahtlık ve ceza yurduna ve azap çukurlarına taşıdı. İşte bundan dolayı devamla “Şuayb’ı yalanlayanlar, işte zarara uğrayanlar onlar oldular” buyrulmaktadır. Yani âdeta zarara uğramak sadece onlara hastır. Çünkü onlar kıyamet gününde hem kendilerini hem de aile halklarını zarara uğratmış olacaklardır ki apaçık hüsran işte budur. Yoksa onların:“Eğer Şuayb’a uyarsanız o takdirde siz, andolsun ki büyük bir zarara uğrayacaksınız” dedikleri kimseler hüsrana uğramamışlardır. 93. Şuayb’ın kavmi helak olduktan sonra peygamberleri onlardan yüz çevirerek döndü, onları azarlayarak ve ölümlerinden sonra onlara hitap ederek:“Dedi ki: Ey kavmim, gerçekten ben size Rabbimin bildirdiklerini tebliğ ettim.” Sizlere ulaştırdım ve açıkladım. Öyle ki bu tebliğim, bu konuda ulaşılabilecek en ileri dereceye kadar ulaştı ve sizin kalplerinizin derinliklerine kadar vardı. “Ve size içtenlikle öğüt verdim.” Ancak siz benim öğüdümü kabul etmediniz, irşadıma itaat etmediniz, aksine fasıklık ve azgınlık ettiniz. “Artık ben, kâfir bir topluma nasıl üzüleyim ki?!” Ben, hayır kendilerine ulaşınca onu reddeden, kabul etmeyen, kötülükten başka bir şeyi kendilerine yakıştırmayan, hayır namına hiçbir özellikleri bulunmayan bir topluma nasıl üzülür, nasıl tasalanırım? Onlar için üzülmeye değmez. Onlar buna layık değildirler. Aksine böylelerinin helakine ve yok edilmelerine sevinilir. Allah’ım, rezillikten, rüsvaylıktan sana sığınırız. İnsanlar arasında en ileri derecedeki samimiyetle onların iyiliklerini isteyen bir kimsenin şimdi onlardan uzak olduğunu ilan edecek bir noktaya gelmesinden daha ileri bir bedbahtlık ve daha büyük bir ceza olabilir mi?
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Medyen, Mısır ile Filistin arasında, Sînâ yarımadasının kuzeyindeki bölgenin adıdır. Hz. Şuayb döneminde buralarda Araplar’ın Emur (Amoriler) koluna mensup kabileler oturuyordu. İslâmî kaynaklarda Medyen’le ilgili daha farklı bilgiler de verilmektedir. Bir görüşe göre Medyen’in, Hz. İbrâhim’in oğlunun ismi olduğu, zamanla onun soyundan gelenlerin de bu isimle anıldığı söylenir. Akabe körfezinin doğu kıyısındaki Maan yakınlarında bulunan eski bir şehir bu adı taşımaktaydı (bk. Yâkut, Mu‘cemü’l-büldân, Beyrut 1410/1990, V, 92-93; Fr. Buhl, “Medyen Şuayb”, İA, VII, 473-474; a.mlf., “Şu‘ayb”, İA, XI, 579-580). İbn Kesîr’e göre Medyen halkı “Eyke halkı” diye de anılırdı. Bunlar ağaçlara taptıkları için gür ağaçları ifade etmek üzere kullanılan Eyke ismiyle anılmışlardır (III, 443; VI, 168). Medyen halkı Şuayb aleyhisselâm döneminde Mısır krallarına bağlıydı. Araplar’la yakın ilişkileri neticesinde zamanla Araplaşmışlardır (İbn Âşûr, VIII, 239-240). Aynı soydan gelen Şuayb’ın şeceresi kaynaklarda İbrâhim oğlu Medyen oğlu Yeşcur oğlu Mîkâil oğlu Şuayb şeklinde verilir. Şeceresi hakkında farklı bilgiler de vardır (bk. Şevkânî, II, 256). Tevrat’ta ismi, Çıkış, 2/18’de Reuel; Çıkış, 3/1’de Midyan kâhini Yetro; Sayılar 10/18’de Reuel oğlu Hobab gibi farklı şekillerde verilmektedir. Kasas sûresinde (28/22-29) anlatıldığına göre Hz. Mûsâ Mısır’dan çıktıktan sonra Medyen’e gelmiş, Hz. Şuayb ile tanışarak kızıyla evlenmiş ve on yıl kadar onun yanında çalışmıştır. Şuayb da Nûh’un davetini tekrarlayarak Medyen halkını Allah’a kulluk etmeye ve O’ndan başka tanrı tanımamaya çağırmış; ayrıca onlara, âyette mahiyeti hakkında bilgi verilmeyen bir “beyyine” (mûcize veya belge) göstermiştir. Medyen’in, inkârcılıkları yanında, başta gelen toplumsal hastalıkları ticaret ahlâkının bozulması ve din hürriyetinin ortadan kalkmasıydı. Bu yüzden peygamberleri onları bundan menetti; ölçü ve tartıda adaletli olmaya; insanların haklarını nicelik veya nitelik olarak eksiltmeden, zarar vermeden ödemeye; ülkenin düzenini bozup halkın huzurunu kaçırmaktan, gerçeği arayan insanların yollarını keserek onları tehdit etmekten, Allah yolunda gitmelerini engellemekten ve içlerinde kuşku uyandırmaktan vazgeçmeye çağırdı. Bu son ifadelerden anlaşıldığına göre Medyen’in inkârcı insanları, Hz. Şuayb ile görüşüp onun mesajını öğrenmek üzere huzuruna gelmek isteyen insanların yollarını kesiyor, onları tehdit ediyor, içlerine kuşku salıyor, peygamberle görüşmelerini engelliyorlardı. Fahreddin er-Râzî’ye göre 85. âyetteki Allah’a ibadet buyruğu ile peygamberin getirdiği “beyyine”yi ifade eden kısım “Allah’ın emrine saygı” (et-ta‘zîm li-emrillâh) ilkesinin; ardından gelen üç buyruk da “Allah’ın yarattıklarına şefkat” (eş-şefkatü alâ halkıllâh) ilkesinin kapsamına girer (XIV, 174). Ölçü ve tartıda dürüstlük buyruğu müşterinin haklarını, “insanların mallarının değerini düşürmeyin” buyruğu da satıcının haklarını korumayı hedefler (İbn Âşûr, VIII/2, s. 243-244). Aynı âyetin sonunda, insanların bu buyruklara uymalarının bizâtihi kendi iyiliklerine olduğu da belirtilmek suretiyle gerek iman, gerekse ahlâk kurallarının insanların yine kendilerine dünya ve âhiret saadeti kazandıracağına işaret edilmiş; buna mukabil 86. âyetin sonunda da inkârcılık ve haksız davranışlarıyla din ve dünya düzenini bozanların uğradıkları kötü âkıbet hatırlatılmıştır. 87. âyette ise Şuayb’ın davetine inananlardan da inanmayanlardan da bir süre sabredip beklemeleri istenmekte; hüküm verenlerin en iyisi olan yüce Allah’ın, mutlak adaletiyle kimin haklı olduğunu ortaya çıkaracağı bildirilmektedir.
A'râf Suresi 85. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Medyen kavmine de kardeşleri Şuayb -aleyhisselam-'ı gönderdik. Şuayb onlara şöyle dedi: "Ey kavmim! Bir tek Allah’a ibadet edin. O'ndan başka ibadet edilmeye müstahak bir mabut yoktur. Sizlere Rabbimden getirmiş olduğumun doğruluğuna delalet eden, Allah’tan apaçık bir kanıt ve aşikâr deliller gelmiştir. Kilo ve ölçüyü tam tutarak insanlara haklarını verin. Mallarını kusurlu kılarak, miktarını azaltarak veya sahiplerini kandırarak insanların mallarından eksiltmeyin. Peygamberler gönderilerek ıslah edilmesinin ardından küfür ve günah işleyerek yeryüzünü ifsat etmeyin. Eğer Müminler iseniz, Allah’ın yasaklarından sakının, günahları terk edin. Yüce Allah’ın emrettiği şeyleri de yerine getirin. Zira bu emirlerin yerine getirilmesi kişiyi Yüce Allah'a yakınlaştırır.