Diyanet İşlerien ayrışan
Ey milletim! Ben beyinsiz değil, Alemlerin Rabbinin peygamberiyim
Elmalılı Hamdi Yazır
(Hûd), "Ey kavmim! Bende çılgınlık yok, ben âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir elçiyim." dedi.
Yaşar Nuri Öztürk
Hûd dedi: "Ey toplumum! Bende beyinsizlik yok, ben âlemlerin Rabbi'nden bir resulüm."
Süleyman Ateşen ayrışan
Ey kavmim, bende beyinsizlik yok, ben alemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir elçiyim. dedi.
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Hûd, kavmine cevap olarak şöyle dedi: "Ey kavmim! Bende bir akıl hafifliği veya delilik yok. Bilakis ben âlemlerin Rabbinin bir peygamberiyim.”
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
65- Âd kavmine de kardeşleri Hûd’u (gönderdik). O:“Ey kavmim, Allah’a ibadet edin. Sizin O’ndan başka hiçbir (hak) ilahınız yoktur. Hâlâ sakınmayacak mısınız?” dedi. 66- Kavminden kâfir olan ileri gelenler:“Biz gerçekten senin aklında bir hafiflik görüyoruz ve senin kesinlikle yalancılardan olduğunu düşünüyoruz” dediler. 67- “Ey kavmim, aklımda hiçbir hafiflik yok. Aksine ben, âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir peygamberim” dedi. 68- “Rabbimin vahyettiklerini size tebliğ ediyorum ve ben sizin için güvenilir bir nasihatçiyim.” 69- “Sizi uyarması için içinizden bir adam vasıtasıyla Rabbiniz tarafından size bir öğüt geldi diye şaştınız mı yoksa? Hatırlayın ki O, sizi Nûh kavminden sonra halifeler kıldı ve yaratılış itibari ile de size üstünlük verdi. O halde Allah’ın nimetlerini düşünün ki felaha eresiniz.” 70- Dediler ki:“Sen bize yalnızca Allah’a ibadet edelim ve babalarımızın ibadet ettiklerini terk edelim diye mi geldin? O halde eğer doğru söyleyenlerden isen bizi kendisi ile tehdit ettiğin (azabı) başımıza getir.” 71- Dedi ki:“Gerçekten Rabbinizden size bir azap ve gazap hak olmuştur. Allah’ın haklarında hiçbir delil indirmediği, kendinizin ve atalarınızın taktığı birtakım isimler hakkında mı benimle tartışıyorsunuz? O halde bekleyin, şüphesiz ben de sizinle birlikte bekleyenlerdenim.” 72- Bunun üzerine biz onu da onunla beraber olanları da tarafımızdan bir rahmetle kurtardık. Âyetlerimizi yalanlayıp iman etmeyenlerin ise köklerini kestik.
65. Yani Yemen topraklarında yaşayan ve “ilk Âd” olarak bilinen kavme nesep itibariyle “kardeşleri Hûd’u” kendilerini tevhide çağırmak, şirkten ve yeryüzünde azgınlık etmekten sakındırmak üzere “gönderdik. O” da onlara: “Ey kavmim, Allah’a ibadet edin. Sizin O’ndan başka hiçbir (hak) ilahınız yoktur. Hâlâ” bu haliniz üzere devam edecek olursanız başınıza gelecek olan Allah’ın gazab ve azabından “sakınmayacak mısınız? dedi.” Ancak onlar, ona olumlu karşılık vermediler ve ona itaat etmediler.
66. “Kavminden kâfir olan ileri gelenler” onun çağrısını reddederek ve görüşünü tenkid ederek: “Biz senin aklında bir hafiflik görüyoruz ve senin kesinlikle yalancılardan olduğunu düşünüyoruz” dediler.” Yani bizim gördüğümüz kadarıyla sen, aklı olgun olmayan, kıtakıllı birisin. Ayrıca biz senin büyük bir ihtimalle yalancılardan olduğunu düşünmekteyiz. Bu şekilde gerçeği tersyüz görüyorlardı ve tamamen körleşmişlerdi. Çünkü kendi peygamberlerini, asıl kendilerinin taşıdıkları sıfatlarla yermeye kalkışmışlardı. Oysa peygamberleri, insanlar içinde bu sıfatlardan en uzak olanıydı. Asıl kıtakıllı ve gerçek yalancı onlardı. Zira en açık gerçeği ret ve inkâr ile karşılayan, doğru yolu gösterip samimi olarak öğüt veren kimselere karşı büyüklük taslayan, kalbi ve kalıbı ile her türlü azgın şeytana itaat eden, kendisine hiçbir fayda sağlamayan ağaçlara ve taşlara ibadet edenlerin akılsızlığından daha büyük bir akılsızlık olabilir mi? Bütün bu sapıklıkları yapmakla birlikte bir de bunları Allah’a nispet edenlerin yalanlarından daha ileri yalan mı olur?
67. “Ey kavmim, aklımda hiçbir” yönden “hafiflik yok.” Aksine o, doğru yola ileten ve doğru yol üzere bulunan bir peygamberdi. “Aksine ben âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir peygamberim, dedi.”
68. “Rabbimin vahyettiklerini size tebliğ ediyorum ve ben sizin için güvenilir bir nasihatçiyim.” O halde sizin göreviniz, bunları kabul ile ve boyun eğerek karşılamanız, kulların gerçek Rabbine itaat etmenizdir.
69. “Sizi uyarması için içinizden bir adam vasıtasıyla Rabbiniz tarafından size bir öğüt geldi diye şaştınız mı yoksa?” Yani siz hiç de şaşılmaması gereken bir işe nasıl şaşarsınız? Bu iş Allah’ın durumunu bildiğiniz bir kişiyi peygamber olarak göndermesidir. Bu peygamber, faydanıza olan şeyleri hatırlatmakta, öğüt vermekte ve sizin için yararlı olan şeylere teşvik etmektedir. Siz ise bu işe, inkâr edenlerin hayret etmesi gibi hayret edip şaştınız. “Hatırlayın ki O, sizi Nuh kavminden sonra halifeler kıldı.” Yani Rabbinize şükür ve hamdetmelisiniz. Çünkü O, yeryüzünde size güç ve imkân verdi. Sizden önce peygamberleri yalanlayarak helak olmuş ümmetlerin yerlerine halifeler kıldı. Allah onları helak etti, sizi bıraktı. Bunun sebebi sizin ne şekilde amel edeceğinizi ortaya çıkarmasıdır. Bu yüzden onların sürdürdükleri şekilde siz de yalanlamayı sürdürmekten sakının. Çünkü o vakit onlara gelen musibetler sizi de gelip bulur. Yine Allah’ın özel olarak ihsan etmiş olduğu bir nimetini de hatırlayın ki O “yaratılış itibari ile” güç ve kuvvet bakımından “size üstünlük verdi” yani sizi iri yarı kılıp güçlü kuvvetli yaptı. “O halde Allah’ın nimetlerini” üzerinizdeki pek büyük nimetlerini ve birbiri ardınca gelen ihsanlarını “düşünün” şükrederek ve hakkını eda ederek bunları anın “ki felaha eresiniz.” istediğinizi elde edip korktuğunuzdan da kurtulasınız.
70. Peygamberleri Hud onlara öğüt verdi, onlara hatırlattı ve Allah’ı tevhid etmelerini emretti. Kendilerine asıl niteliğini ve onlara güvenilir ve samimi olarak öğüt veren birisi olduğunu hatırlattı. Allah’ın kendilerinden önceki kavimleri azap ile yakalaması gibi onları da azaba duçar etmesine karşı onları uyardı. Allah’ın onların üzerindeki nimetlerini, onlara bol bol rızık ihsan etmiş olduğunu da hatırlattı. Ancak onun emirlerine itaat ve çağrısını kabul etmediler. Aksine Hud’un bu çağrısını şaşkınlıkla karşıladılar ve ona itaat etmelerinin imkânsız olduğunu bildirerek şöyle dediler:“Sen bize yalnızca Allah’a ibadet edelim ve babalarımızın ibadet ettiklerini terk edelim diye mi geldin?” Kahrolasıcalar! En baş göreve ve mükemmel bir işe karşı çıkmak için atalarının üzerinde bulundukları hali ileri sürdüler. Sapkın atalarının üzerinde bulundukları şirki ve putlara ibadeti, peygamberlerin davet ettikleri yalnızca Allah’ı -O’na hiçbir şeyi ortak koşmaksızın- tevhid etmeye tercih ettiler, peygamberlerini yalanladılar ve ona:“O halde eğer doğru söyleyenlerden isen bizi kendisi ile tehdit ettiğin (azabı) başımıza getir.” dediler. Bu ise kendi aleyhlerine bir hükmün verilmesini istemeleri idi.
71. Hud aleyhisselâm “dedi ki: Gerçekten Rabbinizden size bir azap ve gazap hak olmuştur.” Bunun gelmesi kaçınılmazdır. Çünkü bunu gerektiren sebepler ortaya çıkmış ve artık helak olma vaktiniz gelmiştir. “Allah’ın haklarında hiçbir delil indirmediği, kendinizin ve atalarınızın taktığı birtakım isimler hakkında mı benimle tartışıyorsunuz?” Yani hakikatleri olmayan, ilah diye adlandırdığınız o putlar hakkında benimle nasıl tartışırsınız? Halbuki bunların ilahlık namına en ufak bir özellikleri ve zerre ağırlığı kadar dahi hakları yoktur. Allah, bunların gerçekliklerine dair bir delil indirmiş de değildir. Bunların ilahlıkları doğru bir şey olsaydı elbette Allah onlara dair bir delil indirirdi. O’nun bu hususta bir delil indirmemiş olması bunların batıl olduklarının delilidir. Çünkü ne kadar maksat ve istek varsa özellikle de önemli hususlar hakkında mutlaka Allah onlara delil olacak belgeleri ve delilleri indirmiş, açıklamış ve bu hususta kapalı bir taraf bırakmamıştır. “O halde” başınıza gelecek ve benim sizi kendisi ile tehdit ettiğim azabı “bekleyin, şüphesiz ben de sizinle birlikte bekleyenlerdenim.” Bu iki bekleyiş arasında ise önemli bir fark vardır. Başına azabın geleceğinden korkanın bekleyişi ile Allah’tan zafer ve mükâfaat umanın bekleyişi... Bu yüzden Yüce Allah her iki kesim arasında verdiği hükmünü şöylece beyan buyurmaktadır:
72. “Bunun üzerine biz onu” yani Hud’u “onunla beraber olanları” iman edenleri “tarafımızdan bir rahmetle kurtardık.” Çünkü onları imana ileten O’dur. İmanlarını da kendisi ile rahmetine nail olacakları bir sebep kılan O’dur. İşte onları bu rahmeti ile kurtarmıştır. “Âyetlerimizi yalanlayıp iman etmeyenlerin ise köklerini kestik.” Biz o çetin azap ile onların kökünü kazıdık ve onlardan geriye hiç kimse kalmadı. Allah onlara kısır bir rüzgarı musallat etti. “Bu rüzgar neye uğrarsa onu mutlaka kül gibi savuruyordu.”(ez-Zariyat, 51/42) Helak oldular ve “sabah olduğunda meskenlerinden başka bir şey görünmez oldu.”(Ahkaf, 46/25)“Bak bakalım uyarılanların akıbeti nice oldu!”(Yunus, 10/73) İşte kendilerine karşı delil ortaya konulup da bunlara itaat etmeyen, iman etmeleri emrolunup da iman etmeyen toplumun akıbetinin nasıl olduğuna bir bak! Sonuçta helak edildiler, rezil ve rüsvay oldular. Yüce Allah Hud kavminin helaki ile ilgili olarak bir başka yerde şöyle buyurmaktadır:“Bu dünyada da kıyamet gününde de onlara lanet arkalarından yetiştirildi. Haberiniz olsun ki Âd kavmi Rab’lerini inkâr ettiler ve yine haberiniz olsun ki Hud’un kavmi olan Âd -Allah’ın rahmetinden- uzak düştü.”(Hud, 11/60)“Ayetlerimizi yalanlayıp” hiçbir şekilde “iman etmeyenlerin ise köklerini kestik” Bunların özellikleri yalanlamak, inat, büyüklenme ve fesatçılıktan ibarettir.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Muhtemelen Âd, Yemen’in Uman ile Hadramut arasındaki Ahkāf denilen geniş çöl bölgesinde yaşamış eski ve önemli bir Arap toplumudur (Kur’an’ın 46. sûresi Ahkāf ismini taşır; ayrıca bk. Fecr 89/6-9). İsmini, Hz. Nûh’un oğlu Sâm’ın üçüncü kuşaktan torunu Âd’dan aldığı söylenir. Bu kavim, İslâm’ın zuhurundan asırlarca önce yok olup yitmekle birlikte Araplar arasında bazı hatıraları anlatılmaktaydı.
Hûd aleyhisselâm ise bir görüşe göre Âd’ın soyundan, başka bir görüşe göre Âd’ın dedesi Sâm’ın diğer bir oğlunun soyundandır. İslâm kaynaklarında çoğunlukla şeceresi Nûh oğlu Sâm oğlu İrem oğlu Avs (Us) oğlu Âd oğlu Halud (veya Hâris) oğlu Rebâh (Reyâh) oğlu Abdullah oğlu Hûd şeklinde Hz. Nûh’a bağlanır. Kabrinin Hadramût’ta, Kâbe’nin civarında, Şam’da, Filistin’de bulunduğu yolunda değişik rivayetler vardır. Bir rivayete göre Hz. Hûd, kavminin cezalandırılması üzerine Yemen’deki Şihr bölgesine göç etmiş, iki yıl sonra vefat etmiş ve Hadramut’taki Berehût vadisine defnedilmiştir. Burada ona atfedilen kabir önemli bir ziyaret merkezidir.
Hz. Nûh hakkındaki âyetlerde yer alan diyalog ve tartışmaların benzeri, hemen hemen aynı ifadelerle bu âyetlerde de geçmektedir. Burada ilgili peygamberlerin sözleri aynen aktarılmış olabileceği gibi, sözler değişik olmakla birlikte, öz ve anlam itibariyle konuları birbirinden farklı olmadığı için benzer ifadelere döküldüğü de düşünülebilir.
Hz. Hûd kavmini ikna etmeye çalışırken Allah’ın onlara olan lutuflarından bilhassa ikisini hatırlatmaktadır: a) Allah’ın Nûh’tan sonra onları “halifeler” kılması. b) Onları sağlam yapılı ve güçlü yaratması. Bunlardan ilki, Âd kavminin tûfandan sonra ilk teşkilâtlanan ve yeryüzünü imar faaliyetlerine girişen nesil olduğunu; ikincisi de Nûh soyundan gelen öteki kabilelere göre daha iri yapılı insanlardan oluştuğunu gösterir. Ancak “Allah yaratılışta sizi onlardan üstün kıldı” meâlindeki cümleden, bu toplumun bireyleri arasında geniş bir sevgi ve dayanışma bulunduğu anlamının çıkarılabileceği de düşünülmüştür (bk. Râzî, XIV, 157-158). Peygamberleri onlara, bu nimetlerin asıl sahibinin Allah olduğunu hatırlatarak buna göre davranmaları gerektiğini, kurtuluşlarının buna bağlı olduğunu bildirmiştir.