Önceki ayet· 7:38Sonraki ayet· 7:40

A'râf Suresi 39. Ayet· 7:39

↗ A'râf suresi
Mekki
وَقَالَتۡ أُولَىٰهُمۡ لِأُخۡرَىٰهُمۡ فَمَا كَانَ لَكُمۡ عَلَيۡنَا مِن فَضۡلٖ فَذُوقُواْ ٱلۡعَذَابَ بِمَا كُنتُمۡ تَكۡسِبُونَ
Öncekiler sonrakilere, "Sizin bizden bir üstünlüğünüz yoktu, kazandığınıza karşılık azabı tadın" derler
Meal ihtilafı: 3% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
Öncekiler sonrakilere, "Sizin bizden bir üstünlüğünüz yoktu, kazandığınıza karşılık azabı tadın" derler
Elmalılı Hamdi Yazır
Öncekiler de sonrakilere derler ki: "Sizin bizden bir üstünlüğünüz yoktur. O halde yaptıklarınızdan dolayı azabı tadın".
Yaşar Nuri Öztürk
Öncekiler de sonrakiler için şöyle konuşurlar: "Artık sizin, bizim üzerimizde bir üstünlüğünüz yok. O halde kazandıklarınıza karşılık azabı tadın."
Süleyman Ateş
Öncekiler de sonrakilere dediler ki: "Sizin bize bir üstünlüğünüz yok. O halde siz de kazandıklarınıza karşılık azabı tadın!"
Diller arası (7 dil)ıraksama 13.5%
İngilizce
And the first of them will say to the last of them, "Then you had not any favor over us, so taste the punishment for what you used to earn
Fransızca
Et la première fournée dira à la dernière: «Mais vous n'avez sur nous aucun avantage. Goûtez donc au châtiment, pour ce que vous avez acquis»
İspanyolca
Los primeros dirán a los últimos: "Ustedes no son mejores que nosotros", [pero Dios dirá a ambos grupos]: "Sufran todos el castigo que merecen [por sus obras]
Rusça
Тогда первые из них скажут последним: «Вы не были лучше нас. Посему вкусите наказание за то, что вы приобретали»
Endonezce
Dan orang-orang yang (masuk) terlebih dahulu berkata kepada yang (masuk) belakangan," Kamu tidak mempunyai kelebihan sedikit pun atas kami. Maka rasakanlah azab itu karena perbuatan yang telah kamu lakukan
Bengalce
পূর্ববর্তীরা পরবর্তীদেরকে বলবেঃ তাহলে আমাদের উপর তোমাদের কোন শ্রেষ্ঠত্ব নেই অতএব, শাস্তি আস্বাদন কর স্বীয় কর্মের কারণে।
Çince
他们中最先的对最后的说:“那么,你们对我们并无任何优越,故你们当因自己的行为而尝试刑罚!”
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Kendilerine ittiba edilenlerin ileri gelenleri kendilerine ittiba edenlere şöyle dediler: "Ey takipçiler! Sizlerin bizim üzerimize azabın sizlerden hafifletilmesine dair hak ettiğiniz bir üstünlüğünüz yoktur. Ölçü, işlediğiniz amellerden elde ettiklerinizdir. Sizlerin batıla ittiba etmiş olmanızın herhangi bir mazereti yoktur. Ey takipçiler! Siz de bizim tattığımız gibi, küfür ve günahlardan kazandıklarınız sebebiyle tadın azabı!”
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
37- Allah’a karşı yalan uydurup iftira edenden yahut O’nun âyetlerini yalanlayandan daha zalim kim olabilir? Onların kitapta (yazılı olan) nasipleri neyse kendilerine erişecektir. Nihâyet elçilerimiz ruhlarını almak için onlara geldikleri vakit diyecekler ki:“Hani, Allah’ı bırakıp da yalvardıklarınız nerede?” Onlar da: “Bizi (bırakıp) kayboldular” diyecekler ve kâfir olduklarına dair kendi aleyhlerine şahitlik edeceklerdir. 38- Diyecek ki:“Cin ve insanlardan sizden önce geçmiş topluluklarla birlikte siz de ateşe girin.” Her ümmet (ateşe) girdikçe yoldaşına lanet edecek. Nihâyet hepsi birbiri ardınca oraya girip toplandıkarı zaman da sonrakileri öncekiler için:“Rabbimiz, bizi işte bunlar saptırdılar. Onun için bunlara ateş azabını iki kat ver” diyecekler. Buyuracak ki:“Herkese iki kattır. Fakat siz bilmiyorsunuz.” 39- Öncekileri de sonrakilerine:“Sizin bize hiçbir üstünlüğünüz yoktu ki!” diyecek. (Allah şöyle buyuracak: Hepiniz) kazandıklarınıza karşılık azabı tadın.” 37. Yani “Allah’a” ortak koşmak, O’nun kemal sahibi değil de eksik olduğunu söylemek ve Allah’ın söylemediği şeyleri uydurup O’na nispet etmek sureti ile “Allah’a karşı yalan uydurup iftira edenden yahut O’nun” hakkı açıklayan, dosdoğru yola ileten apaçık “âyetlerini yalanlayandan daha zalim kim olabilir?” Yani böylesinden daha zalim kimse yoktur. “Onların kitapta (yazılı olan) nasipleri neyse kendilerine erişecektir.” Bunlar her ne kadar dünyalıklardan faydalansalar ve Levh-i Mahfuz’da kendilerine yazılı olan payları elde etseler de bunun onlara hiçbir faydası olmayacaktır. Kısa bir süre faydalanacaklar sonra da uzun uzadıya azap göreceklerdir. “Nihâyet elçilerimiz” yani ruhlarını almakla ve ecellerini bitirmekle görevli olan meleklerimiz “ruhlarını almak için onlara geldikleri vakit” bu durumda onları azarlayarak “diyecekler ki: Hani, Allah’ı bırakıp da yalvardıklarınız” putlar ve taşlar “nerede?” Eğer bunların size sağlayacakları bir fayda varsa yahut da herhangi bir zararı önlemeleri söz konusu ise işte onlara muhtaç olacağınız vakit, bu vakittir. Ancak onlar: “Bizi (bırakıp) kayboldular, diyecekler.” Yani yok oldular ve batıl oldukları ortaya çıktı. Onların Allah’ın azabına karşı bize en ufak bir faydaları yok. “Ve kâfir olduklarına dair” hakir kılan sürekli azabı hak ettiklerini belirterek “kendi aleyhlerine şahitlik edeceklerdir.” 38-39. Bunun üzerine melekler onlara:“diyecek ki: “Cin ve insanlardan sizden önce geçmiş” yani sizin gibi küfre sapmış ve büyüklük taslamış, buna bağlı olarak her türlü rüsvaylığı, yok oluşu ve de cehennemde ebedi kalışı hak etmiş “sizden önce geçmiş topluluklarla siz de ateşe girin.” Bu azgın ümmetlerden her bir ümmet ateşe girdi mi “yoldaşına lanet edecek.” Nitekim Allah bir başka yerde şöyle buyurmaktadır: “Sonra kıyamet gününde kiminiz kiminizi ret ve inkâr edecek ve bazınız bazınıza lanet edecektir.”(el-Ankebut, 29/25)“Nihâyet hepsi birbiri ardınca oraya girip toplandıkları zaman” yani öncekileri, sonrakileri, önderleri, başkanları, taklit edenleri ve tâbi olanları ile birlikte bütün cehennemlikler cehennemde bir araya gelecekleri vakit “sonrakileri” yani sonra gelenler ve önderlerine uyan kimseler “öncekiler için” yani önderleri hakkında Yüce Allah’a kendilerini saptırdıklarını şikâyet ederek: “Rabbimiz bizi işte bunlar saptırdılar. Onun için bunlara ateş azabını iki kat ver” yani bizi saptırdıkları, kötü amelleri bize güzel ve süslü gösterdikleri için sen onlara kat kat artırılmış bir azap ver “diyecekler”; Allah da “buyuracak ki:” Sizden “herkese iki kattır” ve azabtan belli bir pay vardır. “Fakat siz bilmiyorsunuz.” Ancak bilinen şu ki; başkanların, sapıklığın önderlerinin azabı onlara uyanların azabından daha ileri ve daha ağırdır. Nitekim hidâyet önderlerinin ve başkanlarının nimetleri de onlara uyanların mükâfaatından daha büyük olacaktır. “Öncekileri de sonrakilerine” yani önderler, kendilerine uyan kimselere “sizin bize hiçbir üstünlüğünüz yoktu ki!” Yani sapıklık ve azgınlıkta da azabı hak ettiren sebebleri işlemekte de hep ortaktık; o halde sizin bize ne üstünlüğünüz var ki? diyeceklerdir. Allah da şöyle buyuracak: Sizden “herkese iki kattır” ve hepnizin azaptan bir payı vardır. “(Hepiniz) kazandıklarınıza karşılık azabı tadın.” Ancak bilindiği üzere liderlerin ve dalalet önderlerinin azabı, onlara tabi olanların azabından daha feci ve ağır olacaktır. Nitekim hidayet önderlerinin ve liderlerinin mükafatı da onlara tabi olanlardan daha fazla olacaktır. Zira Yüce Allah da şöyle buyurmaktadır:“Kâfir olup da Allah’ın yolundan alıyokanların Biz -çıkarageldikleri fesatlara karşılık- azaplarına azap katarız.”(en-Nahl, 16/88) Bu âyet-i kerimeler ve benzerleri, Allah’ın âyetlerini yalanlayan bütün yalancıların, azapta ebedi kalacaklarını, amellerine, inatlarına, zulümlerine ve iftiralarına göre azap miktarları farklı olsa dahi aslı itibari ile azapta ortak olacaklarını, dünya hayatında aralarındaki sevginin kıyamet gününde düşmanlığa ve karşılıklı lanetleşmeye dönüşeceğini göstermektedir.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
İnsanlar ve cinler (yükümlülük altındaki gözle görülmeyen varlıklar; bk. En‘âm 6/100) âhiret hayatına adım attıklarında, ilâhî ferman uyarınca, her “ümmet”, benzer inanç ve değerleri paylaşmış; benzer hayat felsefesini benimseyip yaşamış ve yaşatmış olan eski topluluklara katılır. Böylece, insanlık tarihi boyunca Allah’ın âyetlerini ve peygamberlerini yalanlayıp sapkın inançlar ve ideolojiler türetenlerle bunları benimseyip yaşatanlar âhirette bir araya gelince, artık inkârcıların kendi kendilerinin aleyhlerinde şahitlik edecekleri ölçüde hak ve bâtıl, iyi ve kötü apaçık ortaya çıktığı için sonrakiler öncekilere veya inkârları ve kötülükleri yaşatanlar bunları türetenlere, kendilerini ayartıp saptırdıkları gerekçesiyle lânet okuyup suçlarının iki katıyla cezalandırılmalarını isterler; diğerleri de onların kendilerinden farklı yanlarının bulunmadığını yani onların da kendileri kadar suçlu olduklarını belirtirler. Mutlak hâkim olan Allah da buyurur ki: “Zaten hepiniz için bir kat daha azap vardır.” Çünkü iki kat suç işlemişlerdir; yani öncekiler ve önderler hem kötü oldukları hem de kötülük yollarını açtıkları için, diğerleri ise onlara uymaları yanında, fikirleri, malları, güçleri, mevkileri, tutum ve davranışlarıyla onları destekleyip yüreklendirdikleri, güçlerine güç kattıkları, bâtıl ideolojilerini yaşatıp yaydıkları ve sonrakilere kötü örnek oldukları için iki kat suçludurlar ve iki kat ceza göreceklerdir. Bu âyetler, aldatıcı dünya zevk ve menfaatleri akıl ve basîretlerini bağladığı için nefislerinin isteklerini akıllarının hükmü zannedenler, bu suretle ilâhî ve fıtrî gerçeklerle bağdaşmayan inanç ve fikirleri hakikat diye kabul edip savunanlarla aynı sebepler yüzünden onların bâtıl fikirlerini yaşatıp yaygınlaştırma yönündeki emellerine alet olan kitleleri uyarma amacı taşıması bakımından önemlidir.
A'râf Suresi 39. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Kendilerine ittiba edilenlerin ileri gelenleri kendilerine ittiba edenlere şöyle dediler: "Ey takipçiler! Sizlerin bizim üzerimize azabın sizlerden hafifletilmesine dair hak ettiğiniz bir üstünlüğünüz yoktur. Ölçü, işlediğiniz amellerden elde ettiklerinizdir. Sizlerin batıla ittiba etmiş olmanızın herhangi bir mazereti yoktur. Ey takipçiler! Siz de bizim tattığımız gibi, küfür ve günahlardan kazandıklarınız sebebiyle tadın azabı!”