Diyanet İşlerien ayrışan
Eğer kulak vermiş veya akletmiş olsaydık, çılgın alevli cehennemlikler içinde olmazdık" derler
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve derler ki: "Eğer biz dinleseydik, yahut düşünüp anlasaydık şu çılgın ateşin halkı arasında bulunmazdık!"
Yaşar Nuri Öztürk
Ve derler ki: "Eğer söz dinleseydik yahut aklımızı çalıştırsaydık şu çılgın ateşin dostları arasında olmazdık."
Süleyman Ateş
Ve dediler ki: "Eğer söz dinleseydik, yahut düşünseydik, şu çılgın ateşin halkı arasında bulunmazdık!"
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Kâfirler şöyle dediler: “İstifade edeceğimiz bir şekilde dinliyor ya da hak ile batılı birbirinden ayırt edebilecek şekilde düşünebiliyor olsaydık, cehennem ashabı zümresinden biri olmaz, bilakis peygamberlere iman edip getirdiklerini tasdik edenlerden ve cennet ehlinden biri olurduk.''
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
5- Andolsun Biz, (dünyaya) en yakın göğü kandillerle süsledik ve onları şeytanlara atış taneleri yaptık. Onlar için çılgın alevli bir azap da hazırladık. 6- Rablerini inkâr edenlere de cehennem azabı vardır. O, ne kötü bir dönüş yeridir! 7- Oraya atıldıklarında onun, fokur fokur kaynarken çıkardığı korkunç sesini işitirler. 8- Öfkesinden nerede ise çatlayacak olur. İçine bir grup atıldığı her defasında oranın bekçileri onlara:“Size bir uyarıcı (peygamber) gelmemiş miydi?” diye sorarlar. 9- Onlar da şöyle derler:“Evet, bize bir uyarıcı gelmişti. Fakat biz yalanlamış ve: ‘Allah hiçbir şey indirmemiştir. Siz ancak büyük bir sapıklık içindesiniz’, demiştik.” 10- Yine derler ki:“Eğer dinleseydik veya aklımızı kullanmış olsaydık şimdi cehennemlikler arasında olmazdık.” 11- Böylelikle günahlarını itiraf edeceklerdir. O halde cehennemlikler (ilahi rahmetinden) uzak olsun!
5. “Andolsun Biz” sizin görmekte olduğunuz ve size yakın olan “(dünyaya) en yakın göğü kandillerle” nur ve aydınlıkları itibari ile birbirinden farklı olan yıldızlarla “süsledik.” Şâyet semadaki yıldızlar olmasaydı, orası güzelliği ve göz alıcılığı bulunmayan kapkaranlık bir tavan gibi olurdu. Ancak Yüce Allah, bu yıldızları semâya bir süs, bir güzellik ve bir aydınlık kılmıştır. Bunların aydınlığı ile karanın ve denizin karanlıklarında gidilecek yerin yolu bulunur. Yüce Allah’ın dünya semâsını kandillerle süslemiş olduğunu haber vermesi, pek çok yıldızın yedi kat semânın üstünde olmasına aykırı değildir. Çünkü semâlar şeffaftır. Bu yolla da dünyaya yakın olan semânın süsü de -yıldızlar orada bulunmasalar dahi- gerçekleşmiş olmaktadır. "Onları” yani (yıldızlar demek olan) kandilleri, semânın haberini kulak hırsızlığı ile öğrenmek isteyen “şeytanlara atış taneleri yaptık.” Yüce Allah, bu yıldızları şeytanların oradaki haberleri alıp dünyaya götürmelerine karşı semâ için bir koruma aracı kılmıştır. İşte yıldızlardan gelen bu alevli ateşleri Yüce Allah, dünyada şeytanlar için hazırlamıştır. "Onlar için” âhirette “çılgın alevli bir azap da” Allah’a karşı isyan edip kullarını saptırdıkları için “hazırladık.”
6. O şeytanlara uyan kâfirler de onlar gibidir. Allah, onlar için de cehennem azabını hazırlamıştır. Bundan dolayı şöyle buyurulmaktadır:“Rablerini inkâr edenlere de cehennem azabı vardır. O, ne kötü bir dönüş yeridir!” Oraya girecekler, en ileri derecede hakir düşürülecek ve zelil edileceklerdir.
7. “Oraya” hakir düşürülerek ve zelil kılınarak “onun, fokur fokur kaynarken çıkardığı korkunç” oldukça yüksek ve dehşetli “sesini işitirler.”
8. “Öfkesinden nerede ise çatlayacak olur.” Yani onun bir arada bulunan yapısı nerede ise birbirinden ayrılıp dağılacak, kâfirlere karşı olan aşırı öfkesinden dolayı birbirinden kopup uzaklaşacak. Hal böyleyken kâfirler oraya varacaklarında onlara ne yapacağını düşünebiliyor musun? Daha sonra cehennem bekçilerinin cehennemlikleri azarlayacakları söz konusu edilerek şöyle buyrulmaktadır:“İçine bir grup atıldığı her defasında oranın bekçileri onlara: “Size bir uyarıcı (peygamber) gelmemiş miydi?” diye sorarlar.” Yani cehennem azabını hak edeceğiniz sanki size haber verilmemiş gibi, sanki uyarıcılar bu azabı size bildirerek sizi sakındırmamış gibi bir haliniz var.
9. Böylece hem kendilerine gelenleri yalanlamış olduklarını, hem de Allah’ın bütün indirdiklerini toptan yalanlamış olduklarını haber vereceklerdir. Bununla da yetinmeyerek kendilerini uyarıp korkutan ve gerçekte hidâyet üzere bulunup hidâyete ileten peygamberlerin sapık olduklarını söylediklerini, hatta bununla da yetinmeyerek bu sapıklıklarının pek büyük olduğunu da ileri sürdüklerini açıklamaktan geri kalmayacaklardır. Böyle bir inat, kibir ve zulmün bir benzeri görülmüş müdür?
10. Bu sözleriyle kendilerinin hidâyet bulmaya ve doğru yolu izlemeye layık kimseler olmadıklarını itiraf ederler. Yine kendilerinin hidâyet bulma yollarına sahip olmadıklarını da söylemiş olacaklar. Bu yollardan biri Allah’ın indirdiklerini ve peygamberlerin gönderdiklerini dinlemektir. Diğeri de kişiye faydalı olan, onun eşyanın gerçek mahiyetini bilmesini sağlayan, hayrı tercih ettiren ve kötü âkıbete götüren her bir husustan da uzak kalmasını emreden akıldır. Ama onların ne dinleyen kulakları, ne de düşünen akılları var. Yakîn ve irfan ehli, doğruluk ve iman sahibi kimseler ise böyle değildir. Onlar, imanlarını peygamberlerin getirdikleri sem’î (işitmeye dayalı nakli) delillerle desteklediler. Allah’tan geleni, Allah’ın Rasûlünün getirdiğini dinlediler, öğrendiler ve gereğince amel ettiler. Yine imanlarını hidâyeti sapıklıktan, güzeli çirkinden ve hayrı şerden ayırt etmeye yarayan aklî delillere de kulak verdiler. Onların imanları, Yüce Allah’ın kendilerine lütfettiği kadarıyla akıl ile kavranılan ve nakil ile bildirilen gerçeklere uymak şeklindedir. Lütfunu dilediği kimselere veren, kullarından dilediği kimselere ihsanda bulunan ve hayra elverişli olmayanları da tevfikine mazhar kılmayan Allah’ın şanı ne yücedir!
11. Yüce Allah, cehenneme giren, zulüm ve inatlarını da itiraf eden bu kimseler hakkında şöyle buyurmaktadır:“Böylelikle günahlarını itiraf edeceklerdir. O halde cehennemlikler (ilahi rahmetinden) uzak olsun!” Bedbaht olsunlar, hüsrana uğrasınlar! Onlar ne kadar bedbahttırlar ve ne kadar büyük bir helake duçar olmuşlardır! Çünkü Allah’ın mükâfatını elden kaçırmışlar, üstelik bedenlerini alev alev yakan ve kalplerine kadar tırmanan cehennem ateşine ayrılmamak üzere girmişlerdir.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Bazı âhiret sahnelerini tasvir eden bu âyetler, kimlerin daha güzel davranacağını sınamak için ölümün ve hayatın yaratıldığını ifade eden 2. âyetle irtibatı olup, bu dünyada Allah’a isyan edenlerin öte dünyada çekecekleri cezayı, O’na karşı saygılı olup günah işlemekten korunanların elde edecekleri ödülleri açıklamaktadır. 6-8. âyetlerdeki tasvirler cezanın ne derece şiddetli olduğunu daha iyi hissettirme amacına yöneliktir. 8. âyette “uyarıcı” diye çevirdiğimiz nezîrden maksat peygamberdir (İbn Âşûr, XXIX, 25). Âyette dünyada peygamberin çağrısına ve uyarılarına kulak tıkayıp inkâr ve isyanlarını sürdürmekte direnenlere, yarın kıyamet gününde, “Size bir uyarıcı gelmemiş miydi?” diye sorulacağını bildiren ifade aslında yaşayanlar için bir uyarıdır. 9-11. âyetler o gün iş işten geçtikten sonra değil, fakat bugün fırsat eldeyken o uyarıya kulak vermek, yani peygamberi tanımak, ayrıca Allah’ın insanlığa büyük lutfu olan aklı ve diğer bilgi imkânlarını da kullanarak hak ve hidayet yolunu bulmak gerektiğine, ebedî kurtuluşun ancak bu sayede kazanılabileceğine işaret etmektedir. 12. âyet ise müminlerin nâil olacağı uhrevî mutluluğun veciz bir özetidir.