Önceki ayet· 62:2Sonraki ayet· 62:4

Cuma Suresi 3. Ayet· 62:3

↗ Cuma suresi
Medeni
وَءَاخَرِينَ مِنۡهُمۡ لَمَّا يَلۡحَقُواْ بِهِمۡۚ وَهُوَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡحَكِيمُ
Onlardan başkalarına da -ki henüz onlara katılmamışlardır- Kitap ve hikmeti öğretmek üzere, Peygamberi gönderen Allah'tır. O, güçlüdür, Hakim'dir
Meal ihtilafı: 6% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Onlardan başkalarına da -ki henüz onlara katılmamışlardır- Kitap ve hikmeti öğretmek üzere, Peygamberi gönderen Allah'tır. O, güçlüdür, Hakim'dir
Elmalılı Hamdi Yazıren ayrışan
Henüz onlara katılmamış bulunan diğer insanlara da (o Peygamberi göndermiştir). O, çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
O resulü, ümmîlerden olup da henüz onlara katılmamış bulunan başka kimselere de gönderdi. O'dur Azîz, O'dur Hakîm.
Süleyman Ateş
(O Elçiyi) yine onlardan olup henüz kendilerine katılmamış bulunan başka kimselere de (gönderdi). O azizdir, hakimdir.
Diller arası (7 dil)ıraksama 14.8%
İngilizce
And [to] others of them who have not yet joined them. And He is the Exalted in Might, the Wise
Fransızca
ainsi qu'à d'autres parmi ceux qui ne les ont pas encore rejoints. C'est Lui le Puissant, le Sage
İspanyolca
Y [para que Su Mensaje se extienda] a otros que todavía no han llegado. Dios es el Poderoso, el Sabio
Rusça
А также к тем, которые не застали их. Он - Могущественный, Мудрый
Endonezce
dan (juga) kepada kaum yang lain dari mereka yang belum bertemu dengan mereka. Dan Dialah Yang Mahaperkasa, Mahabijaksana
Bengalce
এই রসূল প্রেরিত হয়েছেন অন্য আরও লোকদের জন্যে, যারা এখনও তাদের সাথে মিলিত হয়নি। তিনি পরাক্রমশালী, প্রজ্ঞাময়।
Çince
并教化还没有赶上他们的其他人。安拉是万能的,是至睿的。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
O (Allah); bu Peygamberi, Araplardan henüz gelmemiş, fakat gelecek olan diğer kimselere de gönderendir. O Azîz'dir/hiç kimsenin kendisine galip gelemeyeceği mutlak galiptir. Yaratmasında, şeriatinde ve takdir etmesinde çok hikmet sahibidir.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
2- Ümmîlere kendi içlerinden onlara Allah'ın âyetlerini okuyan, onları arındıran, onlara Kitap ve hikmeti/sünneti öğreten bir Peygamber gönderen O’dur. Halbuki daha önce onlar gerçekten apaçık bir sapkınlık içinde idiler. 3- (O, bu peygamberi) henüz onlara yetişmemiş olan diğer insanlara da (göndermiştir). O Azîzdir, Hakîmdir. 4- İşte bu, Allah’ın lütfudur ki O, onu dilediğine verir. Allah büyük lütuf sahibidir. 2. “Ümmîlere kendi içlerinden… bir Peygamber gönderen O’dur.” Ümmîlerden kasıt, ilâhi Kitapları olmayan, risaletten yana ellerinde bir miras bulunmayan, gerek Araplardan gerek Arap olmayanlar arasından Kitap ehli olmayan kimseler demektir. Yüce Allah, onlara öyle büyük bir lütuf ve ihsanda bulunmuştur ki bu, başkalarına olan lütuf ve ihsanından daha büyüktür. Çünkü onlar, ilim ve hayırdan yoksun ve apaçık bir sapıklık içindeydiler. Putlara, ağaçlara, taşlara tapıyorlardı Yırtıcı hayvanlar gibi davranıyorlar, güçlüleri güçsüzlerini yiyip bitiriyordu. Peygamberlerin getirdiği bilgileri bilmeyen, son derece cahil kimselerdiler. İşte Allah onlara kendi içlerinden nesebini, güzel sıfatlarını ve doğruluğunu bildikleri bir peygamber gönderdi. Bu peygambere Kitabını indirdi. Bu peygamber de onlara o Kitabı, iman etmelerini ve yakine ulaşmalarını gerektiren ve son derece kesin olan Allah'ın âyetlerini okuyordu. Yine bu peygamber üstün ahlâkı kendilerine geniş geniş açıklayarak, bu ahlâka sahip olmayı onlara teşvik ederek, kötü ve bayağı huylardan da uzak durmalarını isteyerek onları arındırmaktaydı. O, “onlara Kitap ve hikmeti/sünneti öğreten” bir peygamberdi. Yani öncekilerin de sonrakilerin de ilimlerini ihtiva eden Kitap ve sünnet ilmini öğretirdi. Bu öğretme ve arındırmanın akabinde onlar, insanların en bilginleri oldular. Hatta ilim ve din sahibi kimselerin önderleri, insanların ahlâken en mükemmelleri, doğruluk ve yaşayışları itibari ile en güzelleri oldular. Hem bizzat kendileri hidâyet buldular, hem de başkalarını hidâyete erdirdiler. Böylelikle hidâyete ermişlerin önderleri, takvâ sahiplerinin liderleri oldular. Bu yüzden bu peygamberi göndermesi sebebi ile Allah’ın onlara ihsan ettiği nimet, en mükemmel nimet, bu bağış en üstün ve en değerli bağıştır. 3. “(O, bu peygamberi) henüz onlara yetişmemiş olan diğer insanlara da (göndermiştir).” Böylece o ümmilerin dışında başkalarına da lütuf ve ihsanda bulunmuştur. Yani o, ümmîlerin dışında kalıp kendilerinden sonra gelenlere de Kitap ehlinden olup da kendilerine yetişmemiş olanlara da kısaca Allah Rasûlünün davetine muhatap olanlar içerisinde bulunmayanlara da bir lütuftur. "onlara yetişmemiş olan” ifadesinin, “fazilet yönünden onlara yetişememiş olanlar” manasına gelme ihtimali olduğu gibi “zaman itibari ile onlara yetişmemiş olanlar” manasına gelmesi de ihtimal dahilindedir. Mana her iki halde de doğrudur. Çünkü Allah’ın, kendilerine peygamberini gönderdiği, onu gören, onun davetine doğrudan muhatap olan ve bu daveti kabul eden kimseler, öyle özellik ve faziletlere kavuşmuşlardır ki, bu fazilet ve özellikler noktasında herhangi bir kimsenin onlara yetişmesine imkân yoktur. Bu da Yüce Allah’ın izzet ve hikmetinin bir tecellisidir. 4. Çünkü O, kullarını ihmal etmemiş, başıboş bırakmamıştır. Aksine aralarından peygamberler göndermiş, onlara emir ve yasaklarını bildirmiştir. Bu da Yüce Allah’ın kulları arasından dilediği kimselere ihsan ettiği pek büyük lütfunun bir tecellisidir. Böyle bir lütuf, bedeni âfiyet, rızık bolluğu ve ibenzer dünyevî nimetlerin hepsinden daha büyük ve daha üstündür. Kurtuluşun ve ebedî mutluluğun kaynağı olan din nimetinden daha büyük hiçbir nimet yoktur.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Peygamberin temel görevi Allah’ın âyetlerini okuma yani aldığı vahyi olduğu gibi bildirme, insanları arındırma yani ruhen yücelmeleri, davranış güzelliğine erişmeleri ve insana yaraşmayan hallerden kurtulmaları için onları eğitme, tebliğ ve eğitimle yetinmeyip aynı zamanda öğretme ve açıklama (kitabı ve hikmeti öğretme) şeklinde özetlenmekte, Resûl-i Ekrem’in yalnız ilk muhataplarına değil daha sonra geleceklere de elçi olarak gönderildiği belirtilmekte, peygamber ve vahiy gönderme veya peygamberlik görevi vermenin ilâhî bir lutuf olduğu, bunun da ancak Allah’ın dilemesine bağlı bulunduğu bildirilmektedir. Ümmî kelimesi bu bağlamda, “büyük çoğunluğu okuma yazma bilmeyen Araplar” veya “kendilerine ait ilâhî bir kitabı olmayan topluluk” anlamlarıyla açıklanmıştır (peygamberin belirtilen görevleri ve muhatapların daha önce açık bir sapkınlık içinde olmaları hakkında bk. Bakara 2/129, 151; Âl-i İmrân 3/164; “hikmet” hakkında bk. Bakara 2/269; “ümmîler” kelimesinin anlamları hakkında bk. Bakara 2/78; Âl-i İmrân 3/20, 75; “ümmî peygamber” tabiri hakkında bk. A‘râf 7/157, 158). 3. âyetin “(O, ileride) onlardan (olacak), henüz kendilerine katılmamış bulunan daha başkalarına da (gönderilmiştir)” şeklinde çevrilen kısmı önceki âyete gramer açısından şu şekillerde bağlanabilmektedir: a) Ümmîlere ve –henüz kendilerine katılmamış olan– daha başkalarına da gönderilmiş bir elçi, b) Ümmîlere ve –henüz kendilerine katılmamış olan– daha başkalarına da Allah’ın âyetlerini okuyan (...) bir elçi (Şevkânî, V, 259). İbn Âşûr Arap dili kurallarına göre birinci şıkkı doğru bulmaz. Fakat her iki ihtimale göre âyetin mesajı açısından farklı bir sonuç çıkmamaktadır; kendisinin de belirttiği üzere burada amaç, Hz. Muhammed’in peygamberliğinin belirli bir dönem ve belirli bir toplumla sınırlı olmadığını ifade etmektir (XXVIII, 210-211). Bu anlamı daraltıcı yorumlar yapılmış olmakla beraber, bunlar sağlam bir delile dayanmamaktadır. Taberî de bu yorumları naklettikten sonra âyetin anlamının genel olduğunu belirtir (XXVIII, 95-96).
Cuma Suresi 3. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
O (Allah); bu Peygamberi, Araplardan henüz gelmemiş, fakat gelecek olan diğer kimselere de gönderendir. O Azîz'dir/hiç kimsenin kendisine galip gelemeyeceği mutlak galiptir. Yaratmasında, şeriatinde ve takdir etmesinde çok hikmet sahibidir.