Önceki ayet· 6:103Sonraki ayet· 6:105

En'âm Suresi 104. Ayet· 6:104

↗ En'âm suresi
Mekki
قَدۡ جَآءَكُم بَصَآئِرُ مِن رَّبِّكُمۡۖ فَمَنۡ أَبۡصَرَ فَلِنَفۡسِهِۦۖ وَمَنۡ عَمِيَ فَعَلَيۡهَاۚ وَمَآ أَنَا۠ عَلَيۡكُم بِحَفِيظٖ
Doğrusu size Rabbiniz'den açık belgeler gelmiştir; kim görürse kendi lehine ve kim körlük ederse kendi aleyhinedir. Ben sizin bekçiniz değilim
Meal ihtilafı: 4% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
Doğrusu size Rabbiniz'den açık belgeler gelmiştir; kim görürse kendi lehine ve kim körlük ederse kendi aleyhinedir. Ben sizin bekçiniz değilim
Elmalılı Hamdi Yazıren ayrışan
Muhakkak size Rabbinizden basiretler (kalb gözleri) geldi. Artık kim hakkı görürse faydası kendisine, kim de körlük ederse zararı kendisinedir. Ben sizin bekçiniz değilim!
Yaşar Nuri Öztürk
Gerçek şu ki, size Rabbinizden gönül gözleri gelmiştir. Kim görürse kendisi yararına, kim körlük ederse kendisi zararına... Ben sizin üzerinize bekçi değilim.
Süleyman Ateş
Doğrusu size Rabbinizden basiretler geldi. Artık kim (gerçeği) görürse yararı kendisine, kim de (gerçeğe karşı) kör olursa zararı kendisinedir. Ben sizin üzerinize bekçi değilim.
Diller arası (7 dil)ıraksama 12.3%
İngilizce
There has come to you enlightenment from your Lord. So whoever will see does so for [the benefit of] his soul, and whoever is blind [does harm] against it. And [say], "I am not a guardian over you
Fransızca
Certes, il vous est parvenu des preuves évidentes, de la part de votre Seigneur. Donc, quiconque voit clair, c'est en sa faveur; et quiconque reste aveugle, c'est à son détriment, car je ne suis nullement chargé de votre sauvegarde
İspanyolca
Han recibido evidencias de su Señor. Quien las comprenda será en beneficio propio, pero quien se enceguezca lo hará en detrimento propio. [Diles:] "Yo no soy su custodio
Rusça
Скажи: «К вам уже явились наглядные знамения от вашего Господа. Кто узрел, тот поступил во благо себе, а кто был слепым, тот навредил себе. Я не являюсь вашим хранителем»
Endonezce
Sungguh, bukti-bukti yang nyata telah datang dari Tuhanmu. Barang siapa melihat (kebenaran itu),321) maka (manfaatnya) bagi dirinya sendiri; dan barang siapa buta (tidak melihat kebenaran itu), maka dialah yang rugi. Dan aku (Muhammad) bukanlah penjaga(mu)
Bengalce
তোমাদের কাছে তোমাদের পালনকর্তার পক্ষ থেকে নিদর্শনাবলী এসে গেছে। অতএব, যে প্রত্যক্ষ করবে, সে নিজেরই উপকার করবে এবং যে অন্ধ হবে, সে নিজেরই ক্ষতি করবে। আমি তোমাদের পর্যবেক্ষক নই।
Çince
从你们的主发出的许多明证,已降临你们;谁重视那些明证,谁自受其益;谁忽视那些明证,谁自受其害;我不是监护你们的。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
-Ey insanlar!- Kesinlikle size Rabbinizden apaçık delil ve hüccetler gelmiştir. Her kim bunları idrak edip hakkı anlarsa, faydası kendi lehine döner, kim de kör olup idrak etmez ve itaat etmezse onun zararı yalnız kendisinedir. Ben sizin amellerinizin hesabını tutan başınızda bir gözetleyici değilim. Ancak ben Rabbim tarafından gönderilmiş bir elçiyim. Sizin gözeticiniz olan O'dur.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
100- Cinleri Allah’a ortaklar edindiler, halbuki onları da O yaratmıştır. Bilgisizce O’na oğullar ve kızlar uydurup iftira ettiler. O, onların nitelemelerinden münezzehtir ve çok yücedir. 101- O, gökleri ve yeri yoktan var edendir. O’nun bir eşi yokken nasıl çocuğu olabilir?! Üstelik her şeyi de O yaratmıştır ve O, her şeyi hakkıyla bilendir. 102- İşte Rabbiniz Allah budur! O’ndan başka hiçbir (hak) ilah yoktur. O, her şeyin yaratıcısıdır. O halde O’na ibadet edin. O, her şeye vekildir. 103- Gözler O’nu kuşatamaz, O ise bütün gözleri kuşatır. O, Latiftir, her şeyden haberdardır. 104- Doğrusu size Rabbinizden basiretler gelmiştir. Artık kim görürse kendi lehinedir, kim de görmezden gelirse kendi aleyhinedir. Ben başınızda bir bekçi değilim. 100. Yüce Allah, kullarına karşı bu kadar ihsanına, onlara apaçık âyetleri ve delilleri ile kendisini tanıtmasına rağmen, Kureyşlilerin ve diğerlerinin Allah’a eş koştuklarını, Allah’tan başkalarına dua ve ibadet ettiklerini bildirmektedir. Onlar, cinlerden ve meleklerden bazılarını Allah’a ortak koştular. Halbuki onlar, sadece Allah’ın yarattıkları varlıklardandır. Onlarda rububiyet ve uluhiyet özelliklerinden hiçbir şey yoktur. Buna rağmen bu varlıkları, yaratma ve emretme sadece kendisine ait olan, her türlü nimeti ihsan eden ve her türlü musibeti uzaklaştıran Zat’a ortak koştular. Aynı şekilde kendi kafalarından, herhangi bir bilgiye dayanmaksızın Allah’a oğullar ve kızlar isnat ettiler, iftirada bulundular. Bir bilgiye dayalı olmaksızın Allah hakkında söz söyleyen ve Allah’ın tenzih edilmesi gereken en çirkin eksiklikleri O’na iftira ederek uyduranlardan daha zalim kim vardır? Bundan dolayı Yüce Allah, müşriklerin kendisi hakkındaki iftiralarından zatını tenzih ederek şöyle buyurmaktadır:“O, onların nitelemelerinden münezzehtir ve çok yücedir.” Çünkü O, bütün kemal sıfatlarına sahip, her türlü noksanlık ve kusurdan da münezzehtir. 101. “O, gökleri ve yeri yoktan var edendir.” Onları daha önceden herhangi bir benzeri olmaksızın en güzel şekilde, en mükemmel bir düzen içerisinde ve son derece sağlam bir şekilde yaratan O’dur. Özlü akıl sahipleri, hiçbir şekilde O’nun benzerini (yapmak şöyle dursun) tasavvur dahi edemezler. Göklerin ve yerin yaratılışında O’na ortaklık eden hiçbir kimse de yoktur. “O’nun bir eşi yokken nasıl çocuğu olabilir?!” Mutlk ilah, rab, eşi bulunmayan ve hiçbir şeye muhtaç olmayan Samed olduğuna göre Allah’ın nasıl çocuğu olabilir? O’nun eşi, yani hanımı yoktur. O, mahlukatının hiçbirisine muhtaç değildir, aksine hepsi O’na, bütün hallerinde ve zorunlu olarak muhtaçtırlar. Üstelik evladın, babasının türünden olması da kaçınılmaz bir şeydir. Yüce Allah ise her şeyi yaratandır ve hiçbir yaratık hiçbir yönüyle Allah’a benzememektedir. Allah genel olarak her şeyi yarattığını söz konusu ettikten sonra bilgisiyle onları çepeçevre kuşattığını da zikrederek:“ve O, her şeyi hakkıyla bilendir” buyurmaktadır. Bu şekilde yaratmaktan sonra bilmenin söz konusu edilmesi, O’nun ilim sahibi olduğuna dair aklî delile işarettir. İşte bütün bu yaratılmışlar, onlarda görülen mükemmel düzen ve göz kamaştırıcı yaratılış, hiç şüphesiz Yaratanın ilminin genişliğine ve hikmetinin mükemmelliğine bir delildir. Nitekim Yüce Allah bir başka yerde şöyle buyurmaktadır:“Yaratan bilmez mi hiç? O, Latiftir (ilmi eşyanın inceliklerini kuşatandır), her şeyden haberdardır.”(el-Mülk, 67/14); “O, yegane yaratandır, her şeyi en iyi bilendir.”(Yasin, 36/81) 102. “İşte” bütün yaratıkları yaratan ve bunları mükemmel bir ölçüye göre takdir eden “Rabbiniz Allah budur.” Huzurunda en ileri derecede zelil olunmaya, sevginin en ileri şekline layık olan mabud ve ilahınız da bütün yaratıkları nimetlerle terbiye eden, onlardan türlü sıkıntıları gideren rabbiniz de O’dur. “O’ndan başka hiçbir (hak) ilah yoktur. O, her şeyin yaratıcısıdır. O halde O’na ibadet edin.” O’nun kendisinden başka hak ilah olmayan Allah olduğu sabit olduğuna göre her türlüsü ile ibadeti yalnız O’na yapın ve bu ibadetinizi de O’na ihlasla yerine getirip O’nun rızasını arayın. İşte mükelleflerin yaratılmasından maksat budur:“Ben cinleri de insanları da ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.”(ez-Zariyat, 51/56)“O, her şeye vekildir.” Yani her şey yaratılması, tedbiri ve çekilip çevrilmesi itibari ile Allah’ın koruması ve idaresi altındadır. Bilindiği gibi belli bir tasarruf sonucu meydana gelen bir işin istikameti, kemali ve düzeninin mükemmelliği onu koruyup gözeten, onun idaresini üstlenenin (vekilin) durumuna bağlıdır. Şanı Yüce Allah’ın varlıklar üzerinde vekil olması ise yaratılmışların vekilliğine benzemez. Onların vekilliği başkasının yerine geçmek şeklindeki geçici bir vekilliktir ve bu gibi işlerde vekil kimse kendisini vekil tayin edene tâbidir. Yaratıcının vekilliği ise kendi zatındandır ve kemal derecede ilim, en güzel şekildeki idare, ihsan ve adaleti içerir. Herhangi bir kimsenin Yüce Allah’ın bir eksikliğini telafi etmesi, O’nun yarattıklarında bir tutarsızlık, bir aksaklık görmesi, tedbir ve idaresinde bir eksiklik ve kusur tespit etmesi imkansızdır. Dinini açıklaması, onu bozacak ve değiştirecek unsurlardan koruması, mü’minleri korumayı ve onların din ve imanlarını bozacak şeylere karşı onları muhafaza etmeyi üzerine almış olması da Yüce Allah’ın vekilliği kapsamı içerisindedir. 103. “Gözler” azameti, celali ve kemali dolayısı ile “O’nu kuşatamaz”; yani âhirette gözler Allah’ı görecek, O’nun kerim zatına bakmakla sevince gark olacak olsa bile yine de O’nu kuşatamazlar. Burada gözlerin O’nu kuşatmasının nefyedilmesi, görülmesinin nefyedilmesi demek değildir. Aksine bu buyruğun mefhumu görmeyi isbat etmektedir. Çünkü bu buyruk görmenin en özel niteliği olan “kuşatmayı” nefyetmektedir. Bu ise ruyetin (Allah’ın ahirette görülmesinin) sabit olduğuna delildir. Çünkü Yüce Allah “görmeyi” nefyetmeyi murad etmiş olsaydı: “Gözler onu göremez” buyurur veya benzeri bir ifade kullanırdı. Böylelikle âyet-i kerimede âhirette Rablerinin görülmesini kabul etmeyen Muattile (Mutezile vb.) mezhebi lehine delil olacak bir taraf yoktur. Aksine onların görüşlerinin tam aksine delil vardır. “O ise bütün gözleri kuşatır” İlmi görüleni ve görülmeyeni, işitmesi açık ve gizli bütün sesleri, görmesi de küçüğü ile büyüğü ile görülmeye konu olan her şeyi kuşatır. Bundan dolayı Yüce Allah:“O, Latiftir, her şeyden haberdardır” buyurmaktadır. Yani O her bir şeyi bütün incelikleri ve ayrıntıları ile bilir. O kadar ki gizlilikleri, saklı olan şeyleri, üstü kapalı olan şeyleri de idrak edip bilir. Kulunu dininin maslahatlarına yönlendirmesi, fark etmeyeceği hatta uğrunda çaba ve gayret harcamadığı birtakım yollarla bu maslahatları ona ulaştırması da O’nun Latif oluşunun bir tecellisidir. Yine Yüce Allah kulunu ebedi mutluluğa, sonu gelmez kurtuluşa ummadığı yerlerden ulaştırır. Hatta kulun hoşlanmadığı, acı duyduğu ve Allah’a onları kaldırması için dua ettiği şeyleri bile kulu hakkında takdir eder ki bunu da Yüce Allah’ın, böylesinin kulun dini açısından daha uygun olduğunu ve onun mükemmele doğru ilerlemesinin bunlara bağlı olduğunu bildiği için yapar. Dilediği şekilde lütufta bulunan ve mü’minlere çok merhametli olan Allah’ın şanı ne yücedir! 104. Yüce Allah, istenen ve maksat olarak gözetilen bütün alanlarda hakka delil olan apaçık âyetleri ve delilleri beyan ettikten sonra kullarının dikkatini bunlara çekmekte, hidâyet bulmalarının da bunun aksi durumu seçmelerinin de kendi ellerinde olduğunu haber vererek şöyle buyurmaktadır:“Doğrusu size Rabbinizden basiretler” yani hakkı açıkça ortaya koyan, onu kalpler için gözler önündeki güneş gibi apaçık bir hale getiren âyetler gelmiştir. Bu apaçık oluş, âyetlerin ihtiva ettiği lafızların fesahati, açıklığı, netliği, bu lafızların üstün ve yüce manalara ve değerli gerçeklere mutabık düşmesinden dolayıdır. Çünkü bu âyet-i kerimeler, yarattıklarını görünen ve görünmeyen çeşitli nimetleri ile besleyen yüce Rabden gelmiştir. Bu nimetlerin en faziletlisi ve en değerlisi ise bu âyetlerin açıklanması ve içinden çıkılmaz meselelerin vuzuha kavuşturulmasıdır. “Artık kim” bu âyetler sayesinde ibret alınacak yerleri “görürse” ve bunlar gereğince amel ederse “kendi lehinedir.” Çünkü Allah'ın hiçbir şeye ihtiyacı yoktur; her halde övgüye layık olandır. “Kim de görmezden gelirse” gösterildiği halde görmeye çalışmaz, sakındırıldığı halde sakınmaz, hak kendisi için besbelli olmakla birlikte hakka uymaz ve hakkın önünde alçakgönüllülük göstermezse “kendi aleyhinedir.” Yani onun bu körlüğünün zararı kendisinedir. “Ben” yani peygamber “başınızda” amellerinizi tespit eden ve sürekli olarak sizi gözetleyen “bir bekçi değilim.” Bana düşen apaçık tebliğden ibarettir. Ben de bunu yerine getirdim ve Allah’ın bana indirdiklerini tebliğ ettim. Benim görevim işte budur. Bunun dışındaki şeyler ise benim görev alanıma girmez.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Besâir kelimesi “kalbin nuru, kalpte hâsıl olan bilgi ve idrak” anlamına gelen basîretin çoğuludur. Beden gözüyle algılamaya basar, akıl ve zihin melekeleriyle algılamaya da basîret denir. Âyette, Allah tarafından geldiği bildirilen “basîretler”den maksat, hakka davet eden, kurtuluş yolunu gösteren âyetler ve özellikle yukarıda geçen tevhid akîdesinin ispatına dair âyetler ile –Râzî’ye göre– Cenâb-ı Hakk’ın insan fıtratına bahşettiği, küfrü terkedip imana yönelme istidadı yani bilgi ve düşünme melekesidir (XIII, 134). Buna göre Hz. Peygamber’in hakka davetini doğru bir şekilde kavrayan, bununla ilgili delilleri akıl ve düşünme yeteneğini isabetle kullanarak değerlendiren ve bu sayede hidayeti bulan kimse kendine iyilik etmiş; gurur ve kibre kapılarak bunun aksine davranan da kendine kötülük etmiş olur. Âyetin son cümlesi, Hz. Peygamber’in, bu şekilde basîretsizliği yüzünden helâke doğru gidenleri koruma ve engelleme imkânının bulunmadığını bildirmektedir. Bunun bizzat Hz. Peygamber’in ağzından ifade edilmesi, müfessirlerin çoğunluğuna göre, âyetin başında veya bu son cümlesinden önce Resûlullah’a hitaben “de ki” şeklinde bir zımnî emrin bulunduğunu gösterir. Elmalılı Hamdi Yazır bu görüşü isabetsiz bularak meâlinde “bekçi” anlamı verilen hafîz kelimesine Allah’ı ifade edecek şekilde mâna verirken (bk. III, 2020), tasavvufî hatta bir ölçüde vahdet-i vücûdcu bir yaklaşımı tercih eden Süleyman Ateş’e göre bazı âyetlerde görülen bu durum “vahyin Hz. Muhammed’in iç benliği ile ilişkisi”nden ileri gelmektedir ve aynı durum, mutasavvıfların “Hak sıfatıyla mevsûf insan” tanımıyla izah edilebilir (bk. III, 216).
En'âm Suresi 104. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
-Ey insanlar!- Kesinlikle size Rabbinizden apaçık delil ve hüccetler gelmiştir. Her kim bunları idrak edip hakkı anlarsa, faydası kendi lehine döner, kim de kör olup idrak etmez ve itaat etmezse onun zararı yalnız kendisinedir. Ben sizin amellerinizin hesabını tutan başınızda bir gözetleyici değilim. Ancak ben Rabbim tarafından gönderilmiş bir elçiyim. Sizin gözeticiniz olan O'dur.