Önceki ayet· 57:2Sonraki ayet· 57:4

Hadîd Suresi 3. Ayet· 57:3

↗ Hadîd suresi
Medeni
هُوَ ٱلۡأَوَّلُ وَٱلۡأٓخِرُ وَٱلظَّـٰهِرُ وَٱلۡبَاطِنُۖ وَهُوَ بِكُلِّ شَيۡءٍ عَلِيمٌ
O her şeyden öncedir; kendisinden sonraya hiçbir şeyin kalmayacağı son'dur; varlığı aşikardır; gerçek mahiyeti insan için gizlidir. O her şeyi bilir
Meal ihtilafı: 6% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
O her şeyden öncedir; kendisinden sonraya hiçbir şeyin kalmayacağı son'dur; varlığı aşikardır; gerçek mahiyeti insan için gizlidir. O her şeyi bilir
Elmalılı Hamdi Yazıren ayrışan
O ilktir, sondur, zahirdir, bâtındır. O herşeyi bilendir.
Yaşar Nuri Öztürk
Evvel'dir O, başlangıcı yoktur; Âhir'dir O, sonu yoktur; Zâhir'dir O, her şeyde belirir; Bâtın'dır O, gözlerden gizlenmiştir. Her şeyi en güzel biçimde bilendir o.
Süleyman Ateş
O, ilktir (kendisinden önce hiçbir varlık yoktur,) sondur (kendisinden sonra hiçbir varlık yoktur. Her şey yok olurken O kalacaktır,) zahirdir (delilleriyle varlığı gün gibi açıktır,) batındır (zatının hakikati gizlidir, akıllar O'nun özünü idrak edemez,) O, her şeyi bilendir.
Diller arası (7 dil)ıraksama 12.3%
İngilizce
He is the First and the Last, the Ascendant and the Intimate, and He is, of all things, Knowing
Fransızca
C'est Lui le Premier et le Dernier, l'Apparent et le Caché et Il est Omniscient
İspanyolca
Él es el Primero y el Último, el Manifiesto y el Oculto. Él conoce todas las cosas
Rusça
Он - Первый и Последний, Высочайший и Ближайший. Он знает о всякой вещи
Endonezce
(Dialah Yang Awal, Yang Akhir, Yang Zahir dan Yang Batin;830) dan Dia Maha Mengetahui segala sesuatu
Bengalce
তিনিই প্রথম, তিনিই সর্বশেষ, তিনিই প্রকাশমান ও অপ্রকাশমান এবং তিনি সব বিষয়ে সম্যক পরিজ্ঞাত।
Çince
他是前无始后无终的,是极显著极隐微的,他是全知万物的。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
O; Evvel, kendisinden önce hiçbir şey olmayan; Ahir, kendisinden sonra hiçbir şey olmayan; Zahir, üstünde hiçbir şey bulunmayan; Bâtın, O'ndan daha yakını olmayan; O her şeye kadir olandır. Hiçbir şey O'na gizli kalmaz.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
1- Göklerde ve yerde olanlar, Allah’ı tesbih ederler. O Azîzdir, Hakîmdir. 2- Göklerin ve yerin hükümranlığı yalnız O’nundur. O, hayat verir ve öldürür. O, her şeye gücü yetendir. 3- O, hem ilktir, hem sondur; hem zâhirdir, hem bâtındır. O, her şeyi en iyi bilendir. 4- O, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra da Arş’ın üzerine istivâ edendir. O, yere gireni de oradan çıkanı da, gökten ineni de oraya yükseleni de bilir. Nerede olursanız olun O, sizinle beraberdir. Allah yaptıklarınızı çok iyi görendir. 5- Göklerin ve yerin hükümranlığı yalnız O’nundur. Bütün işler Allah’a döndürülecektir. 6- Geceyi gündüze ekler, gündüzü de geceye ekler. O, kalplerde olanları çok iyi bilendir. (Medine’de inmiştir. 29 âyettir) Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile. 1. Yüce Allah, azamet ve celalini, egemenliğinin genişliğini, göklerde ve yerde bulunan konuşan ve konuşmayan bütün canlı ve cansızların, Rablerini hamd ile tesbih edip celâline yakışmayan şeylerden O’nu tenzih ettiklerini haber vermektedir. Hepsinin Rablerine itaat edip izzetine boyun eğdiklerini, bunların üzerinde hikmetinin etkilerinin açıkça görüldüğünü bildirmektedir. Bundan dolayı da:“O, Azîzdir, Hakîmdir” buyurmaktadır. Bu buyruk ile ulvi ve süfli âlemdeki bütün yaratıkların bütün hallerinde Rablerine muhtaç oldukları ve bunun hepsi için geçerli olduğu beyan edildiği gibi; O’nun izzetinin her şeye boyun eğdirdiği ve O’nun hikmetinin hem yaratmasında hem de emrinde her şeyi kapsadığını açıklamaktadır. Daha sonra Yüce Allah, mülk ve hükümranlığının genelliğini de haber vererek şöyle buyurmaktadır: 2. Yani bütün yaratıkları yaratan, rızıklarını veren, kudreti ile bütün işlerini çekip çeviren O’dur. “O, her şeye gücü yetendir.” 3. “O hem” kendisinden önce hiçbir şey bulunmayan “ilktir, hem” kendisinden sonra hiçbir şey bâkî kalmayacak olan “sondur. Hem” kendisinin üstünde hiçbir şey bulunmayan “zâhirdir, hem” kendisinden öte hiçbir şey var olmayan “bâtındır.” “O, her şeyi en iyi bilendir.” O’nun ilmi zâhirdekileri de bâtındakileri de, gizli ve saklı olanları da, öncekileri de sonrakileri de bütünüyle kuşatmıştır. 4. “O gökleri ve yeri” ilki pazar, sonuncusu da cuma günü olmak üzere “altı günde yaratan, sonra da Arş’ın üzerine” celâline yakışır şekilde “istivâ edendir.” Bütün yaratılmışların üstündedir. "O,” tohum, hayvan, yağmur vb. gibi “yere gireni de oradan” bitki, ağaç, canlı vb. gibi “çıkanı da, gökten” melek, ilâhî takdir, rızık vb. gibi “ineni de oraya” melekler, ruhlar, dualar, ameller vb. gibi “yükseleni de bilir.”“Nerede olursanız olun O sizinle beraberdir.” Bu Yüce Allah’ın şu buyruğunu andırmaktadır: “Üç kişi fısıldaştığında mutlaka O, onların dördüncüleridir. Beş kişi olmasınlar mutlaka O, onların altıncılarıdır. İster bundan daha az ister daha çok olsunlar, nerede bulunurlarsa bulunsunlar O, mutlaka onlarla beraberdir.”(el-Mücâdele, 58/7) Buradaki “beraber oluş”, ilim ve haberdar olmak anlamındaki beraberliktir. Bundan dolayı Yüce Allah, devamla amellerin karşılığını vereceğini hem vaat hem tehdit anlamında bildirmektedir:“Allah yaptıklarınızı çok iyi görendir.” Yani O, yaptığınız amelleri, bu amellerin kaynaklandığı iyi ve kötü hallerinizi çok iyi görendir. Bu yüzden bu amellerinizi tespit etmektedir ve onların karşılığını size verecektir. 5. Bunlar mülkiyetleri itibari ile O’nun olduğu gibi, O’nun tarafından yaratılmışlardır ve hepsi de O’nun kullarıdır. Onlarda dilediği şekilde, Rabbânî hikmetine uygun olarak cereyan eden kaderî ve şer’î emirleri ile tasarrufta bulunan O’dur. Ameller de amellerde bulunanlar da dahil “bütün işler Allah’a döndürülecektir.” Kullar kendisine arz olunacak, O da iyiyi kötüden ayırt edecektir. İyilikte bulunan kimseye iyiliğinin, kötülükte bulunan kimseye de kötülüğünün karşılığını verecektir. 6. Yani geceyi gündüzün üzerine getirir ve böylelikle gece karanlığı yaratıkları örter. Hareketten kesilir ve sükûn bulurlar. Sonra da gündüzü gecenin üzerine getirir, yeryüzündeki karanlık gider ve ortalık aydınlanır. Kullar harekete geçerler. Maslahatlarını gerçekleştirmeye ve geçimlerini sağlamaya koyulurlar. Yüce Allah, geceyi gündüze, gündüzü de geceye bürüyüp durur. Eksiltmek, artırmak, uzatmak ve kısaltmak sureti ile bunların yerlerini değiştirip durur. Nihâyet bu yolla mevsimler meydana gelir, zamanın akışı doğru bir şekilde sağlanmış olur ve bu yolla pekçok maslahatlar da gerçekleşir. Kullarına gizli ve açık nimetleri ihsan eden, pek cömert, lütfu pek bol, âlemlerin Rabbi olan Allah’ın şanı ne büyüktür, ne yücedir! “O kalplerde olanları” bütün mahlukatın kalplerinde bulunanı “çok iyi bilendir.” O bakımdan ehil olduğunu bildiği kimselere ilâhî tevfikini verir, hidâyetine lâyık olmadığını bildiği kimseleri de yardımsız bırakır.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Evrendeki bütün varlıkların Allah’ı tesbih ettiklerinin belirtilmesini takiben, O’nun eşsizliğini ve benzersizliğini gösteren niteliklerine dikkat çekilerek bu tesbihin gerekçesi sayılabilecek bir açıklama yapılmaktadır: O, üstün güç ve engin hikmet sahibidir (azîz ve hakîmdir); göklerde ve yerde mutlak egemenlik O’nundur; O, hem hayat verme hem hayatı sona erdirme kudretini haizdir ve gücünün yetmeyeceği iş yoktur; O, evvel ve âhir, zâhir ve bâtındır, ilmi her şeyi kuşatmıştır; belli hikmetlerle gökleri ve yeri yaratmıştır, kendisi ise zamandan ve mekândan münezzehtir, ama her yerde hâzır ve nâzırdır. Yerde ve gökte cereyan eden her şeyi ve yapılanları görmektedir. Göklerin ve yerin egemenliği öylesine O’nundur ki onların ve oralarda bulunanların âkıbetine hükmedecek olan da yalnız O’dur ve bütün işler dönüp dolaşıp O’na varır. Kulların içinde yaşadığı zamanın gece ve gündüz şeklinde dilimlere ayrılması da O’nun kudretinin eseridir, dolayısıyla O’ndan gizlenebilecek hiçbir şey yoktur. O kalplerin derinliklerinde bulunanları dahi bilmektedir. Tesbih, kısaca, bir yandan şuurlu varlıkların iradî olarak Allah Teâlâ’nın her türlü noksanlıktan uzak olduğunu söz ve davranışlarla ortaya koymaları diğer yandan da evrendeki bütün varlıkların ilâhî yasalara zorunlu olarak boyun eğip O’nun hükümranlığını itiraf etmeleri anlamına gelir (ayrıca bk. İsrâ 17/44). 3. âyette zikredilen “evvel, âhir, zâhir, bâtın” isimleri Hz. Peygam­ber’in, Allah’ın doksan dokuz isminin sayıldığı “esmâ-i hüsnâ” ile ilgili hadisin yanı sıra, onun şu şekilde başlayan bir münâcâtında da yer alır: “Allahım! Sen evvelsin, senden önce olan yoktur; sen âhirsin, senden sonra da hiçbir şey yoktur. Sen zâhirsin, senden daha açık ve üstün olan yoktur; Sen bâtınsın, senden daha gizli ve senden öte hiçbir şey yoktur...” (Müslim, “Zikr”, 61; Tirmizî, “Da‘avât”, 19). Bunların anlamları kısaca şöyledir: a) Evvel: Allah Teâlâ kadîmdir, ezelîdir; varlığının başlangıcı yoktur; O, her şeyin başlangıcı ve başlatıcısıdır. b) Âhir: Allah Teâlâ bâkidir, ebedîdir; varlığının sonu yoktur; her şey sonludur ve sonunda O’na ulaşmak üzere vardır. c) Zâhir: Allah Teâlâ’nın varlığı ve varlığının kanıtları, kudretinin eserleri açıktır. O açıkta olanları bilir; üstündür, yücedir, hikmet sahibidir. d) Bâtın: O’nun zâtının mahiyeti gizlidir, yaratılmışlarca bilinemez; gözler O’nu göremez, akıllar O’nu idrak edemez, muhayyileler O’nu kuşatamaz. O ise bütün gizlilikleri bilir, her şeye nüfuz eder (bilgi için bk. Bekir Topaloğlu, “Âhir”, “Bâtın”, “Evvel” maddeleri, DİA, I, 542, V, 187, XI, 545). Âyeti “O evveldir, âhirdir, zâhirdir, bâtındır” veya “O evvel, âhir, zâhir ve bâtındır” şeklinde de çevirmek mümkündür; meâlde, “ve” bağlaçlarının rolüyle ilgili olarak Zemahşerî’nin yaptığı açıklama (IV, 63-64) esas alınıp bu isimlerden ilk ikisiyle son ikisi arasındaki bağı belirginleştiren bir tercüme yapılmıştır. İbn Âşûr ise bu yaklaşımı isabetli bulmaz (bk. XXVII, 363; bu konudaki bazı mâna incelikleri ve kelâm problemleri hakkında bilgi için bk. Râzî, XXIX, 209-214; Allah’ın gökleri ve yeri altı günde yaratması ve arşa istivâ etmesi hakkında bilgi için bk. A‘râf 7/54; “gökten inen ve ona yükselen” ifadesi için bk. Sebe’ 34/2; Allah’ın geceyi gündüze, gündüzü geceye katması hakkında bk. Âl-i İmrân 3/27).
Hadîd Suresi 3. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
O; Evvel, kendisinden önce hiçbir şey olmayan; Ahir, kendisinden sonra hiçbir şey olmayan; Zahir, üstünde hiçbir şey bulunmayan; Bâtın, O'ndan daha yakını olmayan; O her şeye kadir olandır. Hiçbir şey O'na gizli kalmaz.