Diyanet İşlerien ayrışan
İkiyüzlüler, inananlara: "Biz sizinle beraber değil miydik" diye seslenirler. Onlar: "Evet öyle; fakat sizler kendinizi aldattınız, bize pusu kurdunuz, Allah'ın buyruğu gelene kadar dinde şüpheye düştünüz; sizi kuruntular aldattı; sizi şeytanlar Allah'a karşı da ayarttı
Elmalılı Hamdi Yazır
(Münafıklar) onlara: "Biz sizinle beraber değil miydik?" diye seslenirler. (Müminler) de derler ki: "Evet ama, siz kendi canlarınıza kötülük ettiniz, gözlediniz, şüpheye düştünüz ve kuruntular sizi aldattı. O çok aldatan (şeytan) sizi, Allah hakkında bile aldattı. Nihayet Allah'ın emri gelip çattı.
Yaşar Nuri Öztürk
Onlara seslenirler: "Biz sizinle değil miydik?" Derler ki: "Evet, bizimleydiniz. Ancak siz kendinizi yaktınız, bekleyip durdunuz, şüphe ettiniz, hayal ve kuruntular/hurafeler/anlamını bilmeden okuyuşlar sizi aldattı; nihayet Allah'ın emri geldi. O yaman aldatıcı, sizi Allah ile aldattı."
Süleyman Ateş
(Münafıklar) onlara seslenirler: "Biz de sizinle beraber değil miydik?" (Mü'minler) derler ki: "Evet ama, siz kendi canlarınıza kötülük ettiniz, beklediniz (hemen tevbe etmediniz) kuşkulandınız, kuruntular sizi aldattı. Allah'ın emri (ölüm) gelinceye kadar (böyle hareket ettiniz,) o çok aldatıcı (şeytan,) sizi Allah(ın affı) ile aldattı."
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Münafıklar, Müminlere şöyle diyerek seslenirler: "İslam ve ibadetlerde sizinle beraber değil miydik?" Müminler da onlara şöyle derler: "Evet! Bizimle beraberdiniz, fakat sizler nifak ile kendinizi fitneye düşürerek helak ettiniz. Müslümanların yenilmesini bekleyip küfrünüzü ilan edecektiniz. Yüce Allah'ın Müminlere yardım edeceğinden ve ölümden sonra yeniden dirilişten şüphe ettiniz. Ölüm size gelene kadar yalancı tutkularınız sizi aldattı ve bu hal üzere öldünüz. Şeytan, sizleri Yüce Allah hakkında aldattı."
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
12- O gün mü’min erkeklerle mü’min kadınların nurlarının önlerinde ve sağlarında gitmekte olduğunu görürsün. “Bugün sizin müjdeniz, altlarından ırmaklar akan cennetlerdir ki siz orada ebediyen kalacaksınız. İşte bu, büyük kurtuluşun ta kendisidir.”(denir onlara). 13- O gün münafık erkeklerle münafık kadınlar, iman edenlere:“Bizi bekleyin de nurunuzdan aydınlanalım” diyecekler. Onlara:“Arkanıza dönün de (kendinize başka bir) nur arayın” denilecek ve aralarına kapısı olan bir duvar çekilecektir ki bu kapının iç tarafında rahmet, dış tarafında ise azap vardır. 14- Münafıklar onlara:“Biz sizinle beraber değil miydik?” diye seslenirler. Onlar da şöyle derler:“Evet; fakat siz nefislerinizi helâke sürüklediniz, bekleyip durdunuz, şüphe ettiniz ve boş ümitleriniz sizi aldattı da nihayet Allah’ın emri (ölüm) geldi çattı. Ayrıca o çok aldatıcı (şeytan) da sizi Allah ile aldattı.” 15- “Artık bugün ne sizden ne de kâfirlerden hiçbir fidye alınmaz. Varacağınız yer ateştir, size lâyık olan da odur. O, ne kötü bir dönüş yeridir!”
12. Yüce Allah, imanın üstünlüğünü ve kıyamet gününde iman sahiplerinin imrenilecek hallerini açıklamak üzere şöyle buyurmaktadır:“O gün mü’min erkeklerle mü’min kadınların nurlarının önlerinde ve sağlarında gitmekte olduğunu görürsün.” Yani kıyamet günü gelip de güneş ve ayın ışığı söndürüleceği, insanların karanlık içerisinde kalacağı, Sırat da cehennemin üzerine yerleştirileceği zaman sen, mü’min erkeklerle mü’min kadınların nurlarının önlerinde ve sağlarında hızla gitmekte olduğunu göreceksin. Onlar, bu dehşetli ve zorlu konumda imanları ile nurlarının aydınlığında yürüyeceklerdir. Herkes imanı oranında bu nuru elde etmiş olacaktır. İşte bu esnada da onlara en büyük müjde verilecek ve şöyle denilecektir:“Bugün sizin müjdeniz, altlarından ırmaklar akan cennetlerdir ki siz orada ebediyen kalacaksınız. İşte bu, büyük kurtuluşun ta kendisidir.” Allah’a yemin olsun ki, bu müjde kalplerine çok tatlı gelecek, ruhları bundan pek büyük bir zevk alacaktır. Çünkü bu sayede sevip istedikleri her şeyi elde etmiş, korkup çekindikleri her türlü kötülükten de kurtulmuş olacaklardır.
13. Münafıklar, mü’minlerin nurlarının aydınlığında yürümekte olduklarını, kendilerinin ise nurları söndürülüp karanlıklar içerisinde şaşkın bir halde kaldıklarını gördüklerinde mü’minlere:“Bizi bekleyin de nurunuzdan aydınlanalım” acele etmeyin de azaptan kurtulabilmek için nurunuzdan, aydınlığında yürüyebileceğimiz kadarını elde edelim, “diyecekler.” Onlara: “Arkanıza dönün de (kendinize başka bir) nur arayın, denilecek.” Eğer bu, mümkün ise böyle yapın. Ancak bu imkânsızdır. Hatta bu hiç olmayacak, düşünülemeyecek şeylerdendir. "Aralarına” mü’minlerle münafıklar arasına “kapısı olan” pek büyük bir engel ve oldukça sağlam “bir duvar çekilecektir ki bu kapının iç tarafında rahmet” bu, mü’minlerin bulunacağı taraf olacaktır “dış tarafında ise” bu da münafıkların bulunduğu taraf olacaktır “azap vardır.”
14. Münafıklar, mü’minlere seslenecek, kendilerine acımalarını isteyerek ve yakararak şöyle diyeceklerdir:“Biz” dünyada iken “sizinle beraber değil miydik?”“Lâ ilâhe illallah” diyor, oruç tutuyor, namaz kılıyor, cihad ediyor ve sizin yaptığınız amelleri yapıyorduk “diye seslenirler.”“Onlar da şöyle derler: “Evet” Dünyada iken bizimle beraberdiniz. Zahiren bizim gibi amellerde bulunurdunuz. Fakat sizin yaptıklarınız imansız, samimi ve salih bir niyet olmaksızın münafıkça yapılan amellerdi. “Fakat siz nefislerinizi helâke sürüklediniz, bekleyip durdunuz, şüphe ettiniz.” Allah’ın verdiği ve en ufak bir şüpheyi kabil olmayan haberler hakkında şüpheye düştünüz, sizler kesin bir inanca sahip olmadığınız halde mü’minlerin elde edecekleri mükâfatlara kavuşmayı temenni ettiniz, böylece “boş ümitleriniz sizi aldattı da nihayet Allah’ın emri” ölüm bu kötü halde bulunduğunuz vaziyette size “geldi çattı.”“Ayrıca o çok aldatıcı” size küfrü ve şüpheleri süslü gösteren şeytan “da sizi Allah ile aldattı.” Siz de O’na güvendiniz. O’nun size verdiği sözlere bel bağladınız ve O’nun verdiği haberleri doğruladınız.
15. Yeryüzü dolusu altını ve hatta onunla birlikte bir o kadarını daha fidye verecek olsanız bile yine de bu, sizden kabul edilmeyecektir. "Varacağınız” karar kılıp barınacağınız “yer ateştir, size lâyık olan da odur.” Size dostluk edecek ve sizi bağrına basacak yer orasıdır. “O” ateş “ne kötü bir dönüş yeridir!” Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Artık kimin tartıları hafif gelirse onun anası (varacağı yer) Hâviyedir (cehennemdir). Onun ne olduğunu sana ne bildirdi? O, çok sıcak bir ateştir.”(el-Karia, 101/8-11)
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Âhiret hayatına ait önemli bir sahneye yer verilen bu âyetleri, kalabalık bir insan kitlesinin, etrafı uçurumlar ve tehlikelerle dolu bir ortamda, ama karanlıklar içinde yol almaya çalıştıklarını göz önüne getirerek anlamak daha kolay olacaktır. Bu şartlar altında önleri ve yanları özel olarak aydınlatılmış grup hızla ve kolayca yol alabilmekte ve esenliğe kavuşmakta; daha önemlisi kendilerine kurtuluşa erdikleri ve ebedî mutluluğu hak ettikleri müjdesi verilmektedir. İşte bunlar kadınıyla erkeğiyle müminlerdir. Arkalarında ise böyle bir aydınlıktan mahrum, onlara yetişmeye, ışıklarından yararlanmaya çalışan kadınlı erkekli münafıklar topluluğu bulunmakta ve onlara kendilerini beklemeleri veya ışıklarından yararlandırmaları için yalvarmaktadırlar. Ama onlara söylenecek olan şudur: Geriye dönün ve kendinize başka ışık arayın! Bu esnada iki kesim arasına –kapısı olan fakat aşılamaz– bir duvar konmuştur. Muhtemelen müminler kapıdan girecekler, münafıklar dışarıda kalacaklar; içerisi rahmet ve nimetle dolu olacak ama dış tarafında azap bulunacaktır. Münafıkların kullanabilecekleri tek argüman kalmıştır: “Dünyada sizinle beraber değil miydik?” diye sormak. Alacakları cevabın baş kısmı olumludur: “Evet.” Gerçekten, münafıklar içlerindeki inkârcılığı ve müminlere besledikleri husumeti gizledikleri için zâhiren müslüman muamelesi görmüşler, hatta mescidde beraberce namaz bile kılmışlardı. Ne var ki artık her şeyin içyüzü, hakikati ortaya çıkmış ve onların dünyada iken ne yaptığı ayan beyan anlaşılmıştır; bu sebeple müminlerin cevabı şöyle devam edecektir: “Ama siz başınızı belâya kendiniz soktunuz, fırsat kolladınız, hep şüphe içinde oldunuz ve Allah’ın emri gelip çatıncaya kadar geleceğe yönelik kuruntularınız sizi oyaladı; bundan ötürü o aldatan (şeytan) da Allah hakkında sizi kandırıp durdu.”
12. âyette geçen nûr kelimesi “hidayet” ve “içinde bulundukları hoşnutluk hali” mânasıyla da açıklanmıştır; fakat genel kanaate göre maksat gerçek anlamda “ışık ve aydınlık” demektir. “Sağ yanlarından” ifadesi bazı müfessirlerce “bütün yönlerinden” mânasında anlaşılmıştır. Bazılarınca bu ifadeyle Araplar’da sağ tarafın uğurlu ve değerli sayılması telakkisi arasında bağ kurulmuştur. Diğer bir yoruma göre burada, amel defterlerinin sağ yanlarından verilmesine işaret vardır (İbn Atıyye, V, 261; ayrıca bk. Vâkıa 56/1-10).
13. âyette “Bizi bekleyin de yetişip nurunuzdan bir parça alalım” diye çevrilen cümle, “Bize bakın da nurunuzdan bir parça alalım” şeklinde de anlaşılmıştır. Bu âyetteki “Geriye dönün de başka bir nur arayın!” anlamına gelen sözü meleklerin veya müminlerin söyleyeceği yorumları yapılmıştır. Bu sözde asıl amaç onları azarlamaktır. “Geriye” denirken “nurun elde edilmesine vesile olan amellerin işlendiği dünya” veya “nur taksim edilen yer” ya da –istihza yollu– “arkalarındaki karanlık” kastedilmiş olabilir; fakat ilk ihtimal daha kuvvetli görünmektedir. Yine bu âyette geçen ve “duvar” diye çevrilen sûr kelimesi “a‘râf, münafıkların müminlerden talepte bulunmalarına mani olacak engel, cennet ile cehennem arasında bir set” mânalarıyla açıklanmıştır (Zemahşerî, IV, 65-66; İbn Atıyye, V, 261-262; Şevkânî, V, 197; Elmalılı, VII, 4739-4740; a‘râf hakkında bilgi için bk. A‘râf 7/46-48).