Diyanet İşleri
Biraz bekle, onlar da beklemektedirler (yakında başlarına neler geleceğini göreceklerdir).
Elmalılı Hamdi Yazır
Artık sen onların başlarına gelecekleri bekle: Çünkü onlar da bekleyip durmaktadırlar.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Artık, beklemeye geç! Çünkü onlar da beklemekteler.
Süleyman Ateş
Biraz bekle, onlar da beklemektedirler (yakında başlarına neler geleceğini göreceklerdir).
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Bizim sana, onların helakı için yardımımızı bekle! Şüphesiz onlar da senin helak olmanı bekliyorlar.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
51- Takvâ sahipleri ise güvenli bir yerdedirler. 52- Cennetlerde ve pınarbaşlarında. 53- İnce ve kalın ipeklerden giyer, karşılıklı otururlar. 54- İşte böyle. Hem biz onları güzel gözlü hurilerle evlendiririz. 55- Onlar orada güven içinde her türlü meyveden isterler. 56- Onlar orada ilk ölümden başka ölümü tatmazlar. Allah, onları cehennem azabından da korumuştur. 57- Bu, Rabbinden bir lütuftur. İşte en büyük kurtuluş budur. 58- Şüphesiz Biz, onu düşünüp öğüt alırlar diye senin dilinle indirip kolaylaştırdık. 59- O halde gözetle! Çünkü onlar da gözetlemektedirler.
51-52. Bu buyruklarda günahları terk etmek ve itaatleri işlemek sureti ile Allah’ı gazaplandıran ve azabına sebep olan işlerden sakınan takvâ sahiplerinin mükâfatı dile getirilmektedir. Allah’ın gazabı ve azabı, onlar hakkında söz konusu olmadığından Allah, onlardan razı olacak ve çok sayıdaki ağaçların koyu gölgeleri içerisinde, pek çok meyvelere, pınarlara, nimet ve mükâfatlara mazhar olacaklardır. Altlarından ırmaklar akacaktır. Onlar, bu ırmakları Naîm cennetlerinde akıtacaklardır. Yüce Allah’ın, cennetleri Naîme (nimetlere) izafe etmesinin sebebi, bu cennetlerin ihtiva ettiği her şeyin her bakımdan mükemmel nimetler ve sevindirici şeyler oluşundan dolayıdır. Orada bunları gölgelendirecek, lezzetlerini olumsuz yönde etkileyecek hiçbir şey olmayacaktır. 53. Oradaki elbiseleri ise canlarının istediği şekilde ince ve kalın yeşil ipekten olacaktır. Üstelik onlar “karşılıklı otururlar.” Kalpleri de yüzleri de birbirine dönüktür. Tam bir rahat, huzur, karşılıklı sevgi, güzel muamele ve adaba riâyet onların özellikleridir.
54. “İşte böyle.” Eksiksiz mükemmel nimetler ve mükemmel sevinçler... “Hem biz onları güzel gözlü hurilerle evlendiririz.” Yani güzellikleri dolayısı ile bakanların hayrete düştüğü, aklın adeta baştan gittiği, kemalleri dolayısı ile zihnin kendisini kaybettiği çok güzel hanımları onlara eş yaparız ki onların gözleri iri ve güzeldir.
55. “Onlar orada” cennette “güven içinde her türlü meyveden isterler” onların bitmesinden yana güvende oldukları gibi ayrıca kendilerine zarar görmekten, kederlendirici ve üzücü hiçbir şeyle karşılaşmaktan, oradan çıkarılmaktan ve ölmekten yana da güven içindedirler. Hem dünyada ismen bilinen meyvelerden hem de dünyada eşi benzeri olmayan meyvelerden isterler. Hangi tür ve çeşitten meyve isterlerse derhal, herhangi bir yorgunluk ve külfete katlanmaksızın huzurlarına getirilir. İşte her şeyden özellikle de ölmekten yana güven içinde olacaklarından dolayı devamla şöyle buyrulmaktadır:
56. “Onlar orada ilk ölümden başka ölümü tatmazlar.” Orada kesinlikle ölüm yoktur. Eğer orada istisnâ edilecek türden bir ölüm bulunmuş olsa idi, dünyadaki ölüm olan ilk ölüm istisnâ edilmezdi. Böylelikle onlar, bütün sevdiklerini ve bütün istediklerini elde etmiş olacaklar. Zira “Allah, onları cehennem azabından da korumuştur.”
57. “Bu, Rabbinden bir lütuftur.” Bunca nimetlerin elde edilmesi ve azabın onlardan uzaklaştırılması, Allah’ın onlar üzerindeki lütuf ve keremindendir. Onların âhiret hayırlarına ulaşmalarını sağlayan, onları salih amellere muvaffak kılan ve amellerinin kendilerini ulaştırması söz konusu olmayan bunca nimetleri onlara veren Yüce Allah’tır. “İşte en büyük kurtuluş budur.” Allah’ın rızasına nail olmak, O’nun cennetine yerleşmek, O’nun azap ve gazabından yana da esenlikte bulunmaktan daha büyük bir kurtuluş olabilir mi?
58. “Şüphesiz Biz onu” Kur’ân-ı Kerîm’i “düşünüp öğüt alırlar” kendilerine faydalı olacak şeyleri hatırlayıp onu işlerler, kendilerine zararlı olacak şeylerden de kaçınırlar “diye” dillerin kayıtsız ve şartsız olarak en fasihi ve en üstünü olan “senin dilinle kolaylaştırdık.” Böylelikle bu dil sayesinde hem lafzı kolaylaşmış, hem de manası kolaylaşmıştır.
59. “O halde” Rabbinin sana vaat etmiş olduğu hayır ve zaferi “gözetle! Çünkü onlar da” başlarına gelecek olan azabı “gözetlemektedirler.” Her iki gözetleme arasında ise büyük bir fark vardır. Allah Rasûlü ve ona uyanlar, dünya ve âhirette hayırlı şeyleri gözetlerken, onların karşıtları dünya ve âhirette şerden başkasını gözetlememektedirler.
Duhân Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Yüce Allah’a hamdolsun. Minnet duygularımız yalnız O’nadır.
***
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Sûre, Kur’an’ın önemine dikkat çekerek başlamış, yeri geldikçe onun müstesna niteliklerine temas etmişti. Son âyetlerinde yine aynı temayı işlemekte, insanların anlamak ve üzerinde düşünmek için Kur’an’a yönelmelerini tavsiye etmektedir. Onu anlamak kolaydır, Hz. Peygamber’in kavmiyle konuşup anlaştığı dilde vahyedilmiştir, içinde hedef kitlenin anlamakta güçlük çekecekleri çetrefil ifade ve kavramlar yoktur.
Kur’an tebliğ edildikten sonra ona inananlar da inanmayanlar da bekleyecekler, bildirdiği şeylerin dünyada ve âhirette bir bir gerçekleştiğini göreceklerdir.