İnsana nimet verdiğimiz zaman yüz çevirerek yan çizer; başına bir kötülük gelince uzun uzun yalvarır
Meal ihtilafı: 5% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
İnsana nimet verdiğimiz zaman yüz çevirerek yan çizer; başına bir kötülük gelince uzun uzun yalvarır
Elmalılı Hamdi Yazır
Biz insana bir nimet verdiğimiz zaman o yüz çevirir, yan çizer. Ona bir kötülük dokunduğu zaman da uzun uzun yalvarır.
Yaşar Nuri Öztürk
İnsana nimet verdiğimizde yüz çevirir, yan yatar. Kendisine şer dokununca, hemen duaya koyulur.
Süleyman Ateşen ayrışan
İnsana bir ni'met verdik mi yüz çevirir; yan çizer. Ona bir şer dokundu mu yalvarıp durur.
Diller arası (7 dil)ıraksama 14.4%
İngilizce
And when We bestow favor upon man, he turns away and distances himself; but when evil touches him, then he is full of extensive supplication
Fransızca
Quand Nous comblons de bienfaits l'homme, il s'esquive et s'éloigne. Et quand un malheur le touche, il se livre alors à une longue prière
İspanyolca
Cuando agracio a la persona se aparta y se vuelve soberbio. Pero si lo azota un mal, entonces no deja de suplicar
Rusça
Если Мы одаряем человека благами, он отворачивается и удаляется (или превозносится). Если же зло касается его, он начинает произносить пространные молитвы
Endonezce
Dan apabila Kami berikan nikmat kepada manusia, dia berpaling dan menjauhkan diri (dengan sombong); tetapi apabila ditimpa malapetaka maka dia banyak berdoa
Bengalce
আমি যখন মানুষের প্রতি অনুগ্রহ করি তখন সে মুখ ফিরিয়ে নেয় এবং পার্শ্ব পরিবর্তন করে। আর যখন তাকে অনিষ্ট স্পর্শ করে, তখন সুদীর্ঘ দোয়া করতে থাকে।
Biz insana sıhhat, afiyet gibi nimetler verdiğimiz zaman Allah'ın zikrinden ve O'na itaat etmekten gaflete düşer, kibirlenerek yüz çevirir. Ona hastalık ve fakirlik gibi bir sıkıntı başına gelince de üzerinden sıkıntısını gidermesi için Allah'a çokca dua eder. O Rabbi, kendisine nimet verdiği zaman O'na şükretmez. Ona bir bela verdiğinde ise o belaya da sabretmez.
49- İnsan (Rabbinden dünyevi) iyilikler dilemekten usanmaz. Ama ona kötülük dokunursa hemen ye’se düşüp (O’ndan) ümidini tamamen keser. 50- Andolsun biz, kendisine dokunan bir sıkıntıdan sonra ona tarafımızdan bir rahmet tattırsak o, kesinlikle şöyle der:“Bu benim hakkımdır. Ben Kıyametin kopacağını da sanmıyorum. Eğer olur da Rabbime döndürülsem hiç şüphesiz O’nun katında benim için en güzeli vardır.” Andolsun Biz kâfirlere yaptıklarını haber vereceğiz ve kesinlikle onlara çok şiddetli bir azaptan tattıracağız. 51- Biz insana nimet verdiğimizde yüz çevirir ve yan çizip uzaklaşır. Ama ona kötülük isabet edince bu sefer de (bize) uzun uzadıya dua eder.
49. Bu buyruk, insan tabiatının mahiyetini haber vermekte, onun sabırsız ve dayanıksız olduğunu bildirmektedir. O, hayra karşı da şerre karşı da dirençsizdir. Ancak Yüce Allah’ın bu halden kemal derceye taşıdığı kimseler müstesnâdır. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“İnsan (Rabbinden dünyevi) iyilikler dilemekten usanmaz.” Yüce Allah’tan kurtuluş, mal sahibi olmak, çocuk sahibi olmak vb. gibi dünya ihtiyaçlarını dilemeyi, dünyevi dileklerde bulunmayı her zaman sürdürür, bundan usanmaz. Bunun için de sürekli çalışır. Dünyanın azına da çoğuna da kanaat etmez. Dünyalıktan elde ettikleri, istediği kadar çok olsun yine de daha fazlasını istemeye devam eder. “Ama ona kötülük” hastalık, fakirlik, çeşitli belâlar vb. gibi hoşlanılmayan şeyler “dokunursa hemen ye’se düşüp (O’ndan) ümidini tamamen keser.” Allah’ın rahmetinden ümit keser. Bu belânın kendisini helâke götüreceğini zanneder. İstemediği ve hoşlanmadığı türlü sebeplerin üzerine gelişinden dolayı şaşırır kalır. İman edip salih amel işleyenler ise böyle değildir. Onlara hayır, nimet ve sevdikleri bir şey isabet ettiğinde; bundan dolayı Yüce Allah’a şükrederler ve Allah’ın, üzerlerindeki bu nimetlerinin bir istidrac ve azap öncesi bir mühlet tanıma olmasından endişe ederler. Eğer canlarında, mallarında ve çoluk çocuklarında kendilerine bir musibet isabet edecek olursa, buna da sabrederler. Rablerinin lütfunu umar ve ümitsizliğe kapılmazlar.
50. Daha sonra Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır:“Andolsun biz, kendisine dokunan bir sıkıntıdan sonra ona tarafımızdan bir rahmet tattırsak” yani hayır dilemekten usanmayan ve bir kötülük isabet ettikten sonra da ümidini kesen insana, Allah hastalığından afiyet vermek yahut fakirlikten sonra onu zenginleştirmek sureti ile ona bir rahmet verecek olursa o, Yüce Allah’a şükretmez. Aksine haddi aşıp azar ve “kesinlikle şöyle der: Bu benim hakkımdır.” Yani ben böyle bir şeye layık olduğum için Allah, bunu bana vermiştir. “Ben Kıyametin kopacağını da sanmıyorum.” Bu, onun öldükten sonra dirilişi inkâr ettiğini göstermektedir. Bu tutumu ile o, Allah’ın kendisine tattırmış olduğu rahmet ve nimete karşı da nankörlük etmiş olur. “Eğer olur da Rabbime döndürülsem hiç şüphesiz O’nun katında benim için en güzeli vardır.” Yani Kıyametin kopacağını ve benim de Rabbime döneceğimi varsaysak dahi O’nun yanında benim için iyilik ve güzellik vardır. Dünya hayatında ben nimetlere kavuştuğum gibi âhirette de nimetlere nail olacağım. Bu ise herhangi bir bilgiye dayanmaksızın Yüce Allah hakkında küstâhca söz söylemektir. Bundan dolayı Yüce Allah böyle birisini şu buyrukları ile tehdit etmektedir:“Andolsun Biz kâfirlere yaptıklarını haber vereceğiz ve kesinlikle onlara çok şiddetli bir azaptan tattıracağız.”
51. “Biz insana” sağlık, bol rızık veya başka herhangi bir “nimet verdiğimizde” Rabbinden ve O’na şükretmekten “yüz çevirir.” Kendisini beğenerek ve büyüklük taslayarak “yan çizip uzaklaşır.”“Ama ona” hastalık, fakirlik veya başka herhangi bir “kötülük isabet edince bu sefer de (bize) uzun uzadıya” sabırsızlığından dolayı oldukça fazla “dua eder.” Ne darlıkta sabreder, ne de bollukta şükreder. Allah’ın hidâyete ilettiği ve lütufta bulunduğu kimseler bundan müstesnâdır.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
“İyi” diye çevirdiğimiz metindeki hayır kelimesi, bu bağlamda özellikle zenginlik, sağlık, mevki, itibar, güç gibi dünyevî imkân ve menfaatleri ifade ettiği için kelimeyi bu bağlamda “çıkarına uygun şeyler” diye anlamak uygun olur.
Burada aslında Mekke putperestlerinin karakter yapısına dair bilgi verilmekle birlikte, daha genel olarak sağlıklı bir din ve ahlâk eğitiminden geçmemiş, ruhsal yetkinlik kazanmamış pek çok insanı da kuşatan bir karakter tipi tanıtılmaktadır. 49. âyette ilâhî vahyin terbiyesinden geçip gönül zenginliğine ulaşamamış, ruhsal arınmasını gerçekleştirememiş insanın dünyevî menfaatler konusundaki açgözlülüğü; ayrıca böyle birinin, yine ruhî gelişmemişlik ve mânevî yoksulluk nedeniyle hayatın mihnetleriyle, belâ ve sıkıntılarıyla karşılaştığında sergilediği dayanıksızlık, ümitsizlik ve karamsarlık dile getirilmektedir.
Bir sıkıntıdan sonra nimet ve bolluğa, rahatlığa kavuştuğunda bunu Allah’ın lutfu bilerek O’na şükran ve minnet duygularını arzetmek yerine, “Bu benim hakkımdır; bunu hak ederek kazandım; buna lâyık bir adam olduğum için Allah lutfetti” gibi sözler söylemek veya bu anlama gelebilecek küstahça bir tavır takınmak, 51. âyetteki ifadesiyle “arkasını dönüp uzaklaşmak” da açıkça Mekke putperestlerinin “cehâlet ve sefâhet” olarak anılan barbarlık zihniyetiyle örtüşen bir iman ve ahlâk yoksulluğu, hamlık ve cehâlet alâmeti, ahmakça bir kendini beğenmişlik ve kendine güven işaretidir. Kezâ bu tiplerin, “Rabbime varacak olsam bile O’nun huzurunda benim için güzel şeyler bulunduğundan eminim” şeklindeki ifadeleri de aynı zihniyet ve karakter yapısının dışa yansıması olan bir sorumsuzluk, ciddiyetsizlik ve küstahlık örneğidir. Bu âyetlerden çıkardığımız derse göre iman ve ahlâkta kemale ermiş olan kişi ise, tam aksine, Allah karşısında kulluğunun bilincinde olur; nimeti O’ndan bilir, sahip olduğunda şükreder, kaybettiğinde sabreder; yoklukta olduğu gibi varlıkta da Allah’a kulluğunu ve niyazını sürdürür; nihayet âhiret konusunda tam bir sorumluluk kaygısı duyar, buna göre yaşar, buna göre konuşur.
Biz insana sıhhat, afiyet gibi nimetler verdiğimiz zaman Allah'ın zikrinden ve O'na itaat etmekten gaflete düşer, kibirlenerek yüz çevirir. Ona hastalık ve fakirlik gibi bir sıkıntı başına gelince de üzerinden sıkıntısını gidermesi için Allah'a çokca dua eder. O Rabbi, kendisine nimet verdiği zaman O'na şükretmez. Ona bir bela verdiğinde ise o belaya da sabretmez.