Diyanet İşlerien ayrışan
Onların yanına bir takım yardakçılar koyarız da geçmişlerini geleceklerini onlara güzel gösterirler. Verilen söz, gerek cinlerden ve gerekse insanlardan, gelip geçmiş ümmetler içinde, onların aleyhine gerçekleşmiştir. Doğrusu onlar hüsranda idiler
Elmalılı Hamdi Yazır
Biz onlara birtakım arkadaşlar musallat ettik de onlar kendilerine önlerinde ve arkalarında ne varsa hepsini güzel gösterdiler. Böylece kendilerinden önce gelip, geçmiş olan cin ve insan toplulukları hakkındaki, azab sözü onlar için de hak oldu. Doğrusu onların hepsi de kendilerine yazık etmişlerdir.
Yaşar Nuri Öztürk
Biz onları birtakım yakınlarla/dostlarla çevreleyip sardık da onlar, önlerinde ve arkalarında ne varsa bunlara süslü gösterdiler. Kendilerinden önceki cin ve insan ümmetleri için hak olan söz, bunlar aleyhine de hak oldu. Çünkü bunlar, hüsrana uğrayanlardı.
Süleyman Ateş
Biz onlara birtakım (kötü) arkadaşlar sardırdık. Onların önlerinde ve arkalarında bulunan herşeyi onlara süslü gösterdiler (yaptıkları işlerin güzel olduğunu söylediler). Kendilerinden önce gelip geçmiş olan cin ve insan topluluklarına (uygulanan) söz, kendilerine de gerekli oldu (bunlar da azabı hak ettiler), çünkü hep ziyanda idiler.
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Bu kâfirlere eşlik edecek yakın arkadaşlar hazırladık. Dünyada yapmış oldukları kötü amelleri onlara süslü gösterdiler. Arkalarına bırakıp, attıkları ahiret ile ilgili hususları güzel gösterip, onu hatırlamayı ve onun için amel etmeyi unutturdular. Kendilerinden önce geçmiş cin ve insan toplumlarına gerçekleşen azap sözü, bunlar üzerine de gerçekleşmişti de onlar, kıyamet günü kendileri ve aileleri cehenneme girerek hüsrana uğrayanlar olmuşlardı.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
25- Biz, onlara (kötü) birtakım arkadaşlar musallat ettik de o arkadaşları onlara önlerindeki (ahirete) ve arkalarındaki (dünyaya yönelik çirkin amellerini) süslü gösterdiler. Böylece onlardan önce gelip geçen cinlerden ve insanlardan oluşan (kafir) ümmetler arasına dahil olarak onlar aleyhinde de (azap) sözü hak oldu. Şüphesiz onlar kendilerini zarara sokmuşlardır.
25. “Biz onlara” hakkı inkâr eden bu zalimlere şeytanlardan “birtakım arkadaşlar musallat ettik.” Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Bilmez misin ki biz şeytanları kâfirler üzerine salarız da onları alabildiğine (isyana) teşvik ederler.”(Meryem, 19/83) Yani onları masiyetlere doğru harekete geçirir ve onları işlemeye teşvik ederler. “o arkadaşları onlara önlerindeki (ahirete) ve arkalarındaki (dünyaya) yönelik amellerini süslü gösterdiler.” Dünyayı gözlerine güzel gösterdiler, onları dünyanın haram olan zevk ve şehvetlerine çağırdılar. Nihâyet onlar da dünyanın fitnesine kapıldılar, Allah’a isyana yönelerek şeytanların istediği şekilde Allah’a ve Rasûlü’ne savaş açtılar. Ahirete gelince onların bu arkadaşları onlara âhiretin uzak olduğunu telkin ettiler, onlara onu unutturdular. Hatta kimi zaman âhiret diye bir şeyin olmayacağı konusunda kalplerine şüphe ve tereddütler saldılar. Böylelikle kalplerinden âhiret korkusu silinip gitti. O arkadaşları da onları küfre, bid’atlere ve masiyetlere doğru sürüklediler. Yüce Allah’ın inkarcılara bu şekilde şeytanları musallat etmesinin sebebi, onların Allah’ı anmaktan ve âyetlerinden yüz çevirmeleri, hakkı da bile bile inkâr etmeleridir. Nitekim Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır:“Kim Rahman’ın zikrini görmezlikten gelirse, Biz ona bir şeytanı musallat ederiz de o, onun arkadaşı olur. Muhakkak bunlar onları doğru yoldan alıkoyarlar da onlar kendilerinin hidâyette olduklarını sanırlar.”(ez-Zuhruf, 43/36-37)“Böylece onlardan önce gelip geçen cinlerden ve insanlardan oluşan (kafir) ümmetler arasına dahil olarak onlar aleyhinde de (azap) sözü hak oldu.” Onların azap edileceklerine dair söz hak olmuş ve bir kaza ve kader olarak onların tepesine inmiştir. “Şüphesiz onlar kendilerini zarara sokmuşlardır.” Dinlerini de âhiretlerini de kaybetmişlerdir. Bu şekilde zarar eden bir kimsenin ise zelil ve bedbaht olması, azaba uğraması kaçınılmaz bir şeydir.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Klasik tefsirlerde “arkadaşlar”la, Hz. Peygamber’e ve Kur’an’a inanmamakta ısrar eden müşriklere dünyada musallat olan şeytanların kastedildiği belirtilir. İbn Âşûr ise bu arkadaşların, insanın ya dışında veya içinde olabileceğini, dışındakilerin “küfür davetçileri ve öncüleri” olan insanlar, içindekilerin ise kişiye vesveseler veren, onu günah ve kötülüklere, haksızlıklara kışkırtan şeytanlar olduğunu ifade eder (XXIV, 274).
“Sonra bunlar, önlerinde bulunanı da arkalarında olanı da onlara şirin gösterdi” diye çevirdiğimiz âyetin ilgili kısmı hakkında yapılan ve müfessirlerin çoğunluğu tarafından benimsenen açıklamaları Şevkânî’den (IV, 588) yararlanarak şöyle özetleyebiliriz: Sözü edilen arkadaşları kendilerine, içinde yaşadıkları dünya işlerini, onun bayağı zevklerini çekici gösterdiler; onları tamamen dünyaya bağlayarak günah ve isyanlara boğulmalarını sağladılar; kezâ dünya hayatının ötesiyle yani âhiretle ilgili olarak da onları aldattılar; yeniden dirilme, âhiret sorgusu, cennet, cehennem gibi geleceğe dair inanç konularını inkâr ettirdiler. İbn Âşûr ise âyetin aynı bölümünü özetle şöyle açıklar: “Önlerinde bulunan” ifadesi dünya işleriyle ilgilidir ve şu anlama gelir: Kötü arkadaşları onlara putlara tapmak, evlât katli, başkasının malını yemek, el ve dil ile insanlara zarar vermek, kumar oynamak, ahlâksızlık yapmak, zina etmek gibi çirkin işleri şirin gösterdi; onları bu işlere alıştırdı. “Arkalarında olan” ise Allah’ın sıfatları, âhiret halleri gibi duyu sınırlarını aşan, gayb âlemine dahil olan konulardır. Putperestlerin Allah’a ortak koşmaları, ona evlât nisbet etmeleri, gizli yaptıkları işlerin Allah’ın bilgisi dışında kalacağı şeklindeki ahmakça kanaatleri, peygamberler gönderilmesini imkânsız görmeleri, yeniden dirilme ve âhiret sorgusu gibi inanç esaslarını reddetmeleri saptırıcı arkadaşlarının putperestlere şirin gösterdiği tavırlardan bazılarıdır (XXIV, 275). Âyet, sosyal çevrenin, arkadaşlık ve dostluk ilişkilerinin, inanç ve ahlâk telakkilerinin oluşması ve gelişmesi üzerindeki tesirine de dikkat çekmektedir.
Cin kelimesi Kur’an’da genellikle varlığı kabul edilen, insanlar gibi yükümlülük taşıyan, iyileri ve kötüleri bulunan, duyu ötesindeki ruhanî varlıkları ifade eder. Bunların kötüleri ve putperestler hakkında kesinleştiği bildirilen “hüküm”, Peygamber ve Kur’an’ın ikazlarını, irşatlarını ciddiye alacakları yerde onlara karşı mücadele açan ve böylece kendilerine musallat kılınan arkadaşların saptırıcı kışkırtmalarıyla yanlış inançlara ve kötülüklere boğulanların mâruz kalacakları dünyevî ve uhrevî ceza hükmüdür. Âyette onların bu âkıbetleri “hüsran” olarak değerlendirilmektedir.