Diyanet İşleri
Onları, yüreklerin ağıza geleceği, tasadan yutkunacakları, yaklaşan kıyamet günü ile uyar. Zalimlerin ne dostu ne de sözü dinlenecek şefaatçisi olur
Elmalılı Hamdi Yazır
Yaklaşmakta olan o felaket (kıyamet) gününü de onlara haber ver. O dem ki yürekler gırtlaklara dayanmıştır, yutkunup dururlar. Zalimler için ne ısınacak bir dost vardır, ne de sözü dinlenecek bir şefaatçi.
Yaşar Nuri Öztürk
Onları, yaklaşan felaket günü hakkında uyar! Yürekler gırtlaklara dayanmıştır; yutkunurlar. Zalimlerin ne bir dostu vardır ne de sözü dinlenir bir şefaatçıları.
Süleyman Ateşen ayrışan
Onları yaklaşan güne karşı uyar. Zira (o gün) yürekler, (korkudan adeta yerinden sökülüp) gırtlaklara dayanmıştır; (kederlerini) yutkunur dururlar. Zalimlerin ne bir dostu, ne de sözü tutulur bir aracıları yoktur.
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
-Ey Resul!- Kıyamet günü ile onları korkut. O kıyamet günü yaklaşmış ve gelecektir. Her gelecek olan şey yakındır. O günün şiddetli korkusundan kalpler, o kimselerin boğazlarına kadar yükselir. Rahman'ın izin verdikleri hariç, onlardan hiçbiri konuşamaz ve konuşmadan sessizce beklerler. Kendi nefislerine şirk ve günah ile zulmedenler için o gün bir dost ya da yakın yoktur. Eğer ona şefaat edecek olduğu farz edilse, sözü dinlenecek bir şefaatçisi de yoktur.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
18- Onları yaklaşan güne karşı uyar. Zira (o günün dehşetinden) yürekler ağza gelecek, gam ve kederle dolup yutkundukça yutkunacaklardır. Zalimlerin ne candan bir dostu, ne de şefaati kabul edilecek bir şefaatçisi olacaktır. 19- O, gözlerin hain bakışını ve kalplerin gizlediklerini bilir. 20- Allah hak ile hükmeder. Onların O’nun dışında yalvardıkları ise hiçbir şeye hükmedemez. Şüphesiz Allah her şeyi işitendir, görendir.
18. Yüce Allah, peygamberi Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e hitaben şöyle buyurmaktadır:“Onları yaklaşan güne karşı uyar.” Yani onları dehşetli hallerine, sıkıntılarına, sarsıntılarına kavuşma vaktinin oldukça yaklaştığı o Kıyamet günü ile korkut. “Zira (o günün dehşetinden) yürekler ağza gelecek, gam ve kederle dolup yutkundukça yutkunacaklardır.” Yani kalpler ta gırtlaklara dayanmış olacak, içleri her türlü düşünceden boşalmış olacaktır. Kalpler dehşet ve sıkıntılardan gırtlaklara kadar ulaşırken gözler de yuvalarından dışarı fırlamış olacaktır. “Rahman olan Allah’ın kendisine izin verdiklerinden başkası konuşmayacak ve onlar da doğruyu söyleyeceklerdir.”(en-Nebe’, 78/38) Kalplerinin içindeki büyük dehşetlerden, korkunç, rahatsız ve tedirgin edici hallerden dolayı yutkunacaklardır. “Zalimlerin ne candan bir dostu” yakını, arkadaşı “ne de şefaati kabul edilecek bir şefaatçisi olacaktır.” Çünkü şefaatçiler, şirk işleyerek nefsine zulmetmiş kimse için şefaat etmeyeceklerdir. Onların şefaat edeceklerini farz etsek dahi Yüce Allah, onların şefaatlerine razı olmayacak ve onu kabul etmeyecektir.
19. “O, gözlerin hain bakışını” kulun yanı başında oturandan, yakınında bulunandan gizlediği ve fark ettirmeden baktığı bakışı “ve kalplerin gizlediklerini” kulun başkasına açıklamadığı şeyleri “bilir.” Yüce Allah, bu kadar gizli ve saklı olanı bilir ki bunun dışında kalan açıktaki işleri bilmesi öncelikle söz konusudur.
20. “Allah hak ile hükmeder.” Çünkü O’nun sözü de haktır, şeriatındaki hükümleri de haktır. Amellere karşılık olarak vereceği cezaî hükmü de haktır. O, her şeyi ilmi ile kuşatmış, Levh-i Mahfuz’da yazmış ve tespit edip kayda geçirmiştir. O, zulümden, eksiklikten ve tüm kusurlardan münezzehtir. O, kaderî hükmü ile hükmedendir ki O’nun dilediği olur, dilemediği de olmaz. Dünyada mü’min ve kâfir kulları arasında hüküm veren, onlar arasından dostlarına ve sevdiklerine yardım ve zafer ihsan etmekle ayırt edici hükmünü veren de O’dur. “Onların O’nun dışında yalvardıkları ise” bu ifade, Allah’tan başka kendisine ibadet edilen her bir varlığı kapsar ki onlar, acizliklerinden, hayrı isteyecek iradeleri olmadığından ve esasen bunu yapmaya da güçleri yetmediğinden dolayı “hiçbir şeye hükmedemez. Şüphesiz Allah” değişik dillerle ifade edilen her türlü ihtiyacı ifadelendiren bütün sesleri “işitendir,” olmuşu, olanı ve olacağı “görendir.” Görüleni de görülmeyeni de kulların bildiklerini de bilmediklerini de görendir. Bu iki âyetin başında Yüce Allah: “Onları yaklaşan güne karşı uyar” buyurmakta, sonra da bu yaklaşan günü bu vasıfları ile nitelendirmektedir ki tüm bunlar, bu pek dehşetli güne hazırlanmayı gerektirmektedir. Çünkü bu açıklamalar, bu gündeki mükâfatları elde etmek için teşvik etmekte ve onun dehşetli hallerinden de sakındırmaktadır.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
“Buluşma günü”nde yani âhirette olup biteceklerin bir özeti verilmektedir. Buna göre bütün insanlar, –dünyadayken yaptıkları eylemlerin hiçbiri Allah’a gizli kalmaksızın– yeniden hayat sahnesine çıkacaklar; kendisinden başka hiç kimsenin hükümranlık yetki ve imkânının bulunmadığı, sınırsız otorite sahibi, dolayısıyla tek ve mutlak hâkim olan Allah’ın âdil ve süratli yargılamasının sonunda hiç kimseye en küçük bir haksızlık yapılmaksızın herkes dünyada yaptıklarının karşılığını bulacak; cenneti hak edenler cennete, cehennemi hak edenler cehenneme gönderilecektir.
Bir yoruma göre bütün insanlar mahşerde toplandıklarında bir görevli, 16. âyetteki ifadesiyle “Bugün hükümranlık kimindir?” diye seslenecek; bunun üzerine mahşerde toplananların hepsi bir ağızdan, “Elbette tek ve mutlak hükümran olan Allah’ındır!” diye cevap vereceklerdir. Soru soranın bir melekler topluluğu, cevap verenin de başka bir melekler topluluğu veya soru soranın ve cevap verenin bizzat yüce Allah olacağı yönünde görüşler de vardır (Râzî, XXVII, 46-47). 16. âyette, insanların ya inanmadıkları için hiç hesaba katmadıkları veya inanmakla birlikte gaflet ve ihmalleri yüzünden yeterince dikkate almadıkları âhiret gerçeğiyle yüz yüze gelince hissedecekleri korku ve çaresizliğin, içine düşecekleri yalnızlık halinin veciz ve sarsıcı bir ifadesi yer almaktadır.