Önceki ayet· 4:142Sonraki ayet· 4:144

Nisâ Suresi 143. Ayet· 4:143

↗ Nisâ suresi
Medeni
مُّذَبۡذَبِينَ بَيۡنَ ذَٰلِكَ لَآ إِلَىٰ هَـٰٓؤُلَآءِ وَلَآ إِلَىٰ هَـٰٓؤُلَآءِۚ وَمَن يُضۡلِلِ ٱللَّهُ فَلَن تَجِدَ لَهُۥ سَبِيلٗا
Arada yalpalayıp dururlar. Ne bunlara (bağlanırlar), ne de onlara. Allah'ın şaşırttığı kimseye bir (çıkar) yol bulamazsın!
Meal ihtilafı: 6% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Arada yalpalayıp dururlar. Ne bunlara (bağlanırlar), ne de onlara. Allah'ın şaşırttığı kimseye bir (çıkar) yol bulamazsın!
Elmalılı Hamdi Yazıren ayrışan
Münafıklar, küfür ile iman arasında bocalamaktadırlar. Ne bu müminlere bağlanırlar, ne de şu kâfirlere. Allah kimi doğru yoldan saptırırsa, sen artık ona kurtuluş yolu bulamazsın.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Arada bocalayıp dururlar. Ne şunlardan yanadırlar ne bunlardan yana. Allah'ın şaşırttığına sen asla yol sağlayamazsın.
Süleyman Ateş
Arada yalpalayıp dururlar. Ne bunlara (bağlanırlar), ne de onlara. Allah'ın şaşırttığı kimseye bir (çıkar) yol bulamazsın!
Diller arası (7 dil)ıraksama 14.1%
İngilizce
Wavering between them, [belonging] neither to the believers nor to the disbelievers. And whoever Allah leaves astray - never will you find for him a way
Fransızca
Ils sont indécis (entre les croyants et les mécréants,) n'appartenant ni aux uns ni aux autres. Or, quiconque Allah égare, jamais tu ne trouveras de chemin pour lui
İspanyolca
[Los hipócritas] vacilan entre los creyentes y los incrédulos, no se inclinan por unos ni por otros. A quien Dios desvíe no encontrará camino
Rusça
Они колеблются между этим (верой и неверием), но не принадлежат ни к тем, ни к другим. Для того, кого Аллах вводит в заблуждение, ты уже не найдешь дороги
Endonezce
Mereka dalam keadaan ragu antara yang demikian (iman atau kafir) tidak termasuk kepada golongan ini (orang beriman) dan tidak (pula) kepada golongan itu (orang kafir). Barang siapa dibiarkan sesat oleh Allah, maka kamu tidak akan mendapatkan jalan (untuk memberi petunjuk) baginya
Bengalce
এরা দোদুল্যমান অবস্থায় ঝুলন্ত; এদিকেও নয় ওদিকেও নয়। বস্তুতঃ যাকে আল্লাহ গোমরাহ করে দেন, তুমি তাদের জন্য কোন পথই পাবে না কোথাও।
Çince
他们动摇于信道与不信道之间,既不归这等人,也不归那等人。安拉使谁迷误,你绝不能替谁发现一条归正的道路。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Bu münafıklar ne yapacaklarını bilmez bir halde tereddüt içindedirler. Onlar ne görünüşte, ne de kalben Müminlerle beraberdirler, ne de kâfirlerle beraberdirler. Bilakis görünüşte müminlerle beraber, kalben ise kâfirlerle beraberlerdir. -Ey Peygamber!- Yüce Allah her kimi saptırırsa onu sapmış olduğu dalaletten doğru yola iletecek bir yol bulamazsın.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
142- Doğrusu münafıklar Allah’ı aldatmaya çalışırlar. Hâlbuki O, onların aldatmalarını başlarına geçirir. Namaza kalktıkları vakit de üşene üşene kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar ve Allah’ı ancak pek az anarlar. 143- Onlar bu ikisi arasında bocalayan kararsız kimselerdir. Ne bunlara ne de onlara (taraf) olurlar. Allah’ın şaşırttığı kimseye sen asla yol bulamazsın. 142. Yüce Allah münafıkların sahip oldukları çirkin nitelikleri ve oldukça kötü alâmetleri haber vermektedir. Onların izledikleri yolun, Allah’ı aldatmaya çalışmaktan ibaret olduğunu bildirmektedir. Yani onlar, açığa vurdukları imanla ve içlerinde sakladıkları küfür ile Yüce Allah’ı -haşa- kandırabileceklerini, O’nun gerçeği bilmediğini ve gerçek yüzlerini kullarına açıklamayacağını zannediyorlar. Gerçekte ise onları aldatan Allah’tır, yani Allah onların bu yaptıklarının misliyle onları cezalandırır. Yalnızca onların bu halleri ve bu yolda devam etmeleri bile onların kendi kendilerini aldatması demektir. Bir kimsenin sonunda kendisini hakir ve zelil düşürecek ve mahrum bırakacak bir iş yapmasından daha büyük aldanma söz konusu olabilir mi? Yalnızca böyle bir davranış bile kişinin aklının ne kadar kıt olduğunu göstermektedir. Çünkü böyle davranan bir kimse hem günah işlemekte, hem onu güzel görmekte, hem de bu yaptığı işin akıllılık ve hile olduğunu zannetmektedir. Cahilliğin ve ilâhi yardımdan mahrum kalmanın kişiyi düşürdüğü bu hal, gerçekten dikkate değer bir haldir. Yüce Allah’ın münafıkları aldatmasının, yani aldatmalarını başlarına geçirmesinin bir parçası da Yüce Allah’ın şu buyruğunda sözünü ettiği durumdur:“O gün münafık erkeklerle münafık kadınlar mü’minlere: Bizi bekleyin de nurunuzdan aydınlanalım, diyecekler. Arkanıza dönün de (başka bir) nur arayın, denilecek. Aralarına iç tarafında rahmet, dış tarafında ise azap bulunan ve kapısı olan bir duvar çekilecektir. (Münafıklar) o (müminlere): Biz (dünyada) sizinle beraber değil miydik? diye seslenirler...”(el-Hadid, 57/13-14) Bu münafıkların niteliklerinden birisi de şudur: Onlar amelî itaatlerin en büyüğü olan “namaza kalktıkları vakit de” olur da kalkarlarsa “üşene üşene kalkarlar” ağırdan alarak ve namaz kılmaktan rahatsız bir şekilde kılarlar. Tembellik, ancak bunu kalpten arzu etmediklerinden dolayı söz konusu olur. Şâyet kalplerinde Allah’a yönelme, O’nun nezdindekileri arzulama namına bir duygu ve imanın zerresi bulunsaydı böyle bir tembellikleri söz konusu olmazdı. “İnsanlara gösteriş yaparlar.” Yani içlerinde gizledikleri şey budur. Onların amellerinin çıkış noktası da insanlara gösterişte bulunmaktır. İnsanların görmesi, kendilerini övmesi, kendilerine saygı duyması maksadı ile bu fiilleri yaparlar. Yoksa ihlâsla Allah için yapmazlar. İşte bundan dolayı da “Allah’ı ancak pek az anarlar.” Çünkü kalpleri riyakarlık ile dopdoludur. Yüce Allah’ı zikretmek ve buna devam etmek ise ancak kalbi Allah sevgisi ve azameti ile dopdolu olan mü’min kimselerin yapabileceği bir iştir. 143. Yani onlar mü’min kesim ile kâfir kesimi arasında gidip gelirler. Ne zahir ve batınları ile mü’minlerdendirler. Ne de zahir ve batınları ile kâfirlerdendirler. Onlar içlerini kâfirlere açmışlardır, zahirlerini de mü’minlere vermiş gibi görünürler. Bu ise mümkün olabilen sapıklığın en büyüğüdür. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Allah’ın şaşırttığı kimseye sen asla yol bulamazsın.” Böyle bir kimseyi hidayete iletmeye, azgınlığını terk etmesi için ona bir çare bulmaya imkânın yoktur. Çünkü böyle bir kimseye karşı rahmet kapısı kilitlenmiş ve onun yerini her türlü azap almıştır. Bu kötü sıfatlar -bir uyarı olarak- mü’minlerin, zahiren ve batınen bunların zıddı olan doğruluk ve ihlâs niteliklerine sahip olduklarına, namaz ve ibadetlerindeki gayretleri ile Yüce Allah’ı çokça zikretmelerinin bilinmeyen bir durum olmadığına delildir. Yine Allah’ın onları hidayete ilettiğine ve Sırat-ı Müstakimi izleme tevfikini onlara ihsan ettiğine de delildir. O halde aklı başında bulunan bir kimse bu iki grup özelliği göz önünde bulundursun ve kendisini de değerlendirsin. Kendisi için daha uygun bulduğunu da tercih etsin. Yardım istenecek Allah’tır.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Münafıkların daha yakından tanıtıldığı bu iki âyette şu özelliklerinin altı çizilmektedir: a) Münafıklar Allah’ın sevgili kulları olan müminler için hazırladıkları tuzaklar, uyguladıkları taktikler, onları içten çökertmek için aldıkları tedbirler yoluyla başarıya ulaşacaklarını umarken bütün bunların Allah Teâlâ’nın bilgisi altında cereyan ettiğini, O’nun her şeyi görüp işittiğini unutuyorlar ve böylece gülünç duruma düşüyorlar. Gizli kamera ile rezaletleri filme alınıp sonra ilgililere gösterilince, yaptıkları ortaya çıkınca gülünç, mahcup ve perişan olanlar misali münafıklar da yaptıklarını Allah’ın müminlere bildirmesi sebebiyle rezil ve rüsvâ olmaktadırlar. b) Kendilerini müslüman göstermek durumunda olan münafıklar cemaatle namaza iştirak etmek mecburiyetinde kalmaktadırlar. Bu ise onların zoruna gittiğinden, kendilerine ağır geldiğinden isteksiz davranmaktadırlar. Maksatları yalnızca gösterişten, kendilerini müslüman göstermekten ibaret olduğu için namaza sadece şekil yönünden katılmaktadırlar. Allah’ı anmaları ve hatırlamaları da bu çerçevede (evlerinde namaz kılmadıkları, namazda ancak duyulacak yerlerde zikre katıldıkları için) az olmaktadır. c) Münafıkların hayatı, iç ve dış dünyaları tam bir istikrarsızlık tablosudur. Devamlı bir huzursuzluk, dikkat, açık vermeme korkusu, iki tarafı memnun etme arzusu içinde yaşamakta, ömürlerini böyle tüketmektedirler. İnanmadıkları için müminlerle tam bir iş birliği içinde olmadıkları gibi gizli kâfirlikleri anlaşılmasın diye kâfirlerle de tam bir iş birliği ve dayanışma yapma imkânını bulamamaktadırlar. d) Kendi iradeleriyle bu yolu seçen kimseleri Allah zorla imana sevketmez. Kendileri istemeyince –Allah da cebren imana getirmediğinden– kimsenin onları hidayete kavuşturması mümkün olmamaktadır. e) 145. âyette geleceği üzere münafıkların cehennemdeki yerleri, açıkça inkâr yolunu seçenlerin yerlerinden daha aşağılayıcı ve daha ziyade acı ve ıstırap verici bir kattır. Kur’an’a göre bütün kâfirler azap çekeceklerdir, ancak bunlardan üç grubun azabı diğerlerinden daha şiddetli olacaktır: 1. Hz. Îsâ’dan, gökten sofra indirme mûcizesini talep edenler örneğinde olduğu gibi mûcizeyi gördükten ve hak dinin delilleri apaçık ortaya çıktıktan sonra inkârda ısrar edenler (Mâide 5/115). 2. Firavun örneğinde görüldüğü gibi zayıflara din ve inançları yüzünden baskı yapanlar ve küfre önderlik edenler (Gâfir 40/46). 3. Münafıklar.
Nisâ Suresi 143. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Bu münafıklar ne yapacaklarını bilmez bir halde tereddüt içindedirler. Onlar ne görünüşte, ne de kalben Müminlerle beraberdirler, ne de kâfirlerle beraberdirler. Bilakis görünüşte müminlerle beraber, kalben ise kâfirlerle beraberlerdir. -Ey Peygamber!- Yüce Allah her kimi saptırırsa onu sapmış olduğu dalaletten doğru yola iletecek bir yol bulamazsın.