Önceki ayet· 4:137Sonraki ayet· 4:139

Nisâ Suresi 138. Ayet· 4:138

↗ Nisâ suresi
Medeni
بَشِّرِ ٱلۡمُنَٰفِقِينَ بِأَنَّ لَهُمۡ عَذَابًا أَلِيمًا
Münafıklara, kendilerine elem verici bir azab olduğunu müjdele
Meal ihtilafı: 7% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
Münafıklara, kendilerine elem verici bir azab olduğunu müjdele
Elmalılı Hamdi Yazır
Münafıklara da haber ver ki, kendileri için çok acı bir azab vardır.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
İkiyüzlülere şunu muştula: Kendileri için korkunç bir azap öngörülmüştür.
Süleyman Ateş
Münafıklara, acı bir azabın kendilerinin olacağını müjdele!
Diller arası (7 dil)ıraksama 13.7%
İngilizce
Give tidings to the hypocrites that there is for them a painful punishment
Fransızca
Annonce aux hypocrites qu'il y a pour eux un châtiment douloureux
İspanyolca
Anuncia a los hipócritas que recibirán un castigo doloroso
Rusça
Обрадуй вестью о мучительных страданиях лицемеров
Endonezce
Kabarkanlah kepada orang-orang munafik bahwa mereka akan mendapat siksaan yang pedih
Bengalce
সেসব মুনাফেককে সুসংবাদ শুনিয়ে দিন যে, তাদের জন্য নির্ধারিত রয়েছে বেদনাদায়ক আযাব।
Çince
你通知伪信者,他们将受痛苦的刑罚。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
-Ey Peygamber!- İman etmiş gibi görünüp küfürlerini gizleyen münafıklara, onlar için Allah’ın katında kıyamet günü olan elem verici bir azabı müjdele.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
138- Münafıklara kendileri için can yakıcı bir azap olduğu müjdesini ver. 139- Onlar mü’minleri bırakıp da kâfirleri dost edinen kimselerdir. İzzeti onların yanında mı arıyorlar? Halbuki izzet bütünü ile Allah’ındır. 138. Müjde vermek, iyi şeyleri haber vermek için kullanılır. Kötülüğü haber vermek içinse -bu âyet-i kerimede olduğu gibi- belli bir kayıt ile birlikte kullanılır. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“münafıklara” yani İslâm’a girdiklerini açığa vurmakla birlikte içten içe kâfir olan kimselere en çirkin ve en kötü bir müjde olan “can yakıcı bir azap” müjdesini ver. 139. Münafıklar hakkındaki bu azabın sebebi, kâfirlere sevgi beslemeleri, onları dost edinmeleri, onlara yardımcı olmaları, buna karşılık mü’minleri dost edinmeyi terk etmeleridir. Peki, onları bu şekilde davranmaya iten nedir? Yoksa onlar kâfirlerin yanında izzet mi arıyorlar? İşte münafıkların gerçek durumu budur. Onlar böyle yapmakla Allah hakkında kötü zan beslemiş oluyorlar. Allah’ın mü’min kullarına yardımcı olacağı hakkındaki yakinlerinin zayıflığından dolayı bu kanaate sahip bulunuyorlar. Onlar kâfirlerin sahip oldukları bazı imkânları görmekle birlikte bunun ötesini göremeyecek kadar kısır görüşlü olduklarından dolayı kâfirleri dost edinmişler, onların yanında güç arayışına ve onlardan yardım isteme noktasına gelmişlerdir. “Hâlbuki izzet bütünü ile Allah’ındır.” Kulların bütün iradeleri O’nun elindedir, onlar hakkında gerçekleşen de O’nun meşietidir. O, dinini ve mü’min kullarını zafere ulaştırmayı garanti etmiştir. Zaman zaman araya mü’min kullarının karşı karşıya kaldıkları bazı imtihanlar girse ve düşmanın onlara karşı geçici olarak muzaffer olmaları söz konusu olsa bile güzel âkıbet ve istikrar mü’minlerindir. Bu ayet-i kerimede kâfirleri dost edinmekten ve mü’minleri dost edinmeyi terk etmekten ileri derecede sakındırma söz konusudur. Ayrıca bunun, münafıkların niteliklerinden olduğu belirtilmekte ve imanın da mü’minleri sevmeyi, onları dost bilmeyi, kâfirlere de kin duyup onlara düşmanlık etmeyi gerektirdiği anlatılmaktadır.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Daha önce iman ve küfür kavramları üzerinde durulmuş, muteber bir imanın şartları açıklanmıştı. Buradaki on âyette ise açık ve gizli kâfirlere karşı Allah’ın muamelesiyle müminlerin karşılıklı ilişkilerde uyacakları ilkeler ve kurallar ortaya konmaktadır. Münafığın “ikiyüzlü, inananların arasında onlardan gözüken kimse” mânasına geldiği bilinmektedir. Âyette münafıkların acı âkıbeti haber verildikten sonra iki özelliklerinden daha söz ediliyor: Müminleri bırakıp kâfirleri dost edinmek, güçlü ve şerefli olabilmek için onların himayesine sığınmak, beraberliklerini tercih etmek. Bu iki niteliğin özellikle zikredilmesinde müminler için bir işaret sezinlememek mümkün değildir. Müminlerin asıl güvenecekleri, dayanacakları, kader birliği yapacakları kimseler iman kardeşleridir. Başka din ve ideoloji mensuplarına bu ölçüde güvenmek doğru değildir. Eşyanın tabiatına göre onlara bel bağlamak risklidir. Bunun da ötesinde “mümini bırakıp kâfiri dost ve veli edinen” kimsenin imanında, müminlerle ilişkilerinde bir ârıza bulunması, imanının nifaka yakın olması ihtimali vardır. Aynı şekilde güçlü ve saygın olmak için müminleri bırakıp kâfirlere sarılan, onların himayelerine sığınan kimselerde de aşağılık duygusu, özgüven eksikliği ve iman zayıflığı bulunması ihtimali kuvvetlidir. Mutlak güç ve üstünlük Allah’a aittir. Başka hiçbir kimse Allah’a dayanan ve güvenen mümin kadar güçlü ve şerefli olamaz. Müminler de Allah’a güvendikleri, O’na sığındıkları, şerefi ve saygınlığı O’na kul olmakta aradıkları ve buldukları için mânevî bakımdan güçlü ve şereflidirler. Maddî bakımdan da güçlü olmamaları için bir sebep yoktur. Buna rağmen onları bırakıp kâfirlerle beraber olmakta şeref ve güç arayanların imanlarında zaaf, kendilerinde münafıklıktan bir iz bulunduğu anlaşılmaktadır.
Nisâ Suresi 138. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
-Ey Peygamber!- İman etmiş gibi görünüp küfürlerini gizleyen münafıklara, onlar için Allah’ın katında kıyamet günü olan elem verici bir azabı müjdele.