Diyanet İşlerien ayrışan
O, eğriliği olmayan, Arapça bir Kuran'dır. Belki sakınırlar
Elmalılı Hamdi Yazır
Pürüzsüz Arapça bir Kur'ân (indirdik ki, Allah'ın azabından) korunsunlar.
Yaşar Nuri Öztürk
Bunu, eğri-büğrüsü olmayan Arapça bir Kur'an olarak indirdik ki, korunup sakınabilsinler.
Süleyman Ateş
Korunanlar için bunu, pürüzsüz Arapça bir Kur'an olarak (indirdik).
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Biz onu Arapça Kur'an kıldık. Onda hiçbir eğrilik, bozulma ve karışıklık yoktur. Allah'ın emirlerine tabi olmak ve yasaklarından sakınıp karşı gelmekten korunmaları ümidiyle onu indirdik.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
27- Andolsun ki biz, bu Kur’ân’da düşünüp öğüt alsınlar diye insanlar için her türlü misali verdik. 28- Korkup sakınsınlar diye de (bu kitabı) hiçbir eğriliği olmayan, Arapça bir Kur’ân olarak (indirdik.) 29- Allah, birbirleriyle çekişip duran birkaç ortağın/efendinin sahip olduğu bir adam ile sadece bir efendiye ait olan bir başka adamı misal verir. Hiç bu ikisinin durumu eşit olur mu? Hamdolsun Allah’a! Fakat onların çoğu (bu gerçeği) bilmezler. 30- Şüphesiz sen de öleceksin, onlar da öleceklerdir. 31- Sonra da Kıyamet günü Rabbinizin huzurunda (toplanıp) muhakeme olacaksınız.
27. Yüce Allah, bu Kur’ân-ı Kerîm’de hayır ve şer ehline dair, tevhide ve şirke dair bütün misalleri verdiğini haber vermektedir ki bu misaller, eşyanın hakikatlerinin daha iyi anlaşılmasını sağlamaktadır. Bundaki hikmete gelince bu, “düşünüp öğüt alsınlar diye”dir. Yani biz hakkı onlara açıkladığımız takdirde onu öğrenip gereğince amel etsinler diyedir.
28. “Korkup sakınsınlar diye de” Allah’tan gereği gibi korksunlar, takvalı olsunlar diye. Çünkü biz, onlar için gerek ilmî gerek amelî takvânın yollarını, bu her şeyi ile dosdoğru ve Allah’ın kendisinde her türlü misalden örnekler verdiği bu Arapça Kur’ân ile kolaylaştırmış bulunuyoruz. “Hiçbir eğriliği olmayan” bir Kitaptır bu. Yani bu Kitapta herhangi bir tutarsızlık, herhangi bir açıdan eksiklik yoktur. Ne lafızlarında ne manalarında. Bu, o Kitabın mükemmel derecede dengeli olmasını ve her şeyi ile dosdoğru olmasını ifade etmektedir. Nitekim Yüce Allah bir başka yerde şöyle buyurmaktadır:“Hamd, kuluna Kitabı indiren ve onda hiçbir eğriliğe yer vermeyen Allah’adır ki O, dosdoğru bir kitaptır”(el-Kehf, 18/1-2)“Arapça bir Kur’ân olarak” özellikle Araplar için lafızları açık, manaları kolay, Arapça bir Kur’ân olarak indirilmiştir.
29. Yüce Allah, şirk ve tevhide dair bir misal vererek şöyle buyurmaktadır:“Allah birbirleriyle çekişip duran birkaç ortağın/efendinin sahip olduğu bir adam” yani bir köle “ile sadece bir efendiye ait olan bir başka adamı misal verir.” Birinci kölenin ortak efendileri pek çok olduğu gibi, herhangi bir hususta ve herhangi bir halde ittifak etmeleri söz konusu olmadığı için onun rahat etmesi mümkün değildir. Aksine onun hakkındaki isteklerinde çekişme ve anlaşmazlık içerisindedirler. Herkesin ayrı bir isteği vardır ve onun yerine getirilmesini ister. Onlardan biri, bir işi yapmasını isterken, öteki bir başkasını ister. Bu şekilde anlaşmazlık içerisinde ortakları bulunan böyle bir kimsenin hali acaba nasıl olur? Diğer taraftan ise ikinci kişinin sadece bir efendisi vardır. Ve o da efendisinin maksadını bilmektedir, bundan dolayı da tam bir rahat içerisindedir. “Hiç bu ikisinin” yani bu iki adamın “durumu eşit olur mu?” Asla olmaz. İşte müşrikin durumu da böyledir. Onun da birbirleri ile anlaşmazlık içerisinde bulunan ortakları vardır. Kimi zaman birisine dua eder, kimi zaman ötekine. Böyle bir kimsenin istikrarsız olduğu, kalbinin hiçbir noktada huzur ve sükûn bulmadığı görülür. Muvahhid ise ihlâsla Rabbine ibadet eder; sadece O’na bağlıdır. Allah onu başkasının ortaklığından kurtarmıştır. O bakımdan böyle bir kimse tam bir rahat içindedir, huzur ve sükunu da mükemmeldir. Şimdi “Hiç bu ikisinin durumu eşit olur mu?” Hakkı batıldan ayırt etmesi ve cahillere doğru yolu göstermesi dolayısı ile “Hamdolsun Allah’a! Fakat onların çoğu bilmezler.”
30. Hepiniz kaçınılmaz olarak öleceksiniz. Nitekim bir başka yerde şöyle buyurulmaktadır:“Senden önce hiçbir beşere ebedilik vermedik. Şimdi eğer sen ölürsen, onlar ebedi mi kalacaklar?”(el-Enbiyâ, 21/34)
31. “Sonra da kıyamet günü Rabbinizin huzurunda (toplanıp)” hakkında anlaşmazlık ettiğiniz hususlarda “muhakeme olacaksınız.” O da adaletli hükmü ile haklıyı haksızdan ayırt edecek ve herkese amelinin karşılığını verecektir. “Allah, onların yaptıklarını bir bir saymıştır, onlarsa O’nu unutmuşlardır.”(el-Mücâdele, 58/6)
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Kur’an, birçok yerde olduğu gibi yukarıda geçen âyetlerde de bazı inanç ve zihniyet gruplarından örnekler vermiştir; maksadı da muhatabını bunların durumu üzerinde düşündürüp kendisi için ders çıkarmasını, aklını başına almasını, yolunu düzeltmesini sağlamaktır. 22-23. âyete göre bir tarafta gönlü İslâm’a açılmış ve bu sayede rabbinin ışıklı yolunu bulmuş olanlar var; diğer tarafta Allah’ı anma konusunda kalbi katılaşmış, bu sebeple de sapkınlığa boğulmuş olanlar var; kezâ 24. âyete göre bir tarafta kıyamet günündeki dehşetli azaba karşı korumasız durumda kalacak inkârcılar var; diğer tarafta cennetteki mutlu hayata kavuşacak müminler var. Bu örneklerin yanında 25-26. âyetlere göre ilâhî hakikatleri yalan saydıkları için dünyada cezalandırılmış, âhirette de cezalandırılmayı hak etmiş olanların durumu da ders alınması gereken bir örnektir. Kur’an’ın asıl maksadı, muhataplarından kendi kurtuluşları için bu örnekleri değerlendirmelerini sağlamaktır. Onun ilk muhatapları Araplar olduğu ve ilâhî kelâmın, ondaki çelişkisiz bilgilerin, yüce gerçeklerin insanlığa tanıtılmasına öncülük edenler de yine Araplar olacağı için doğal olarak Kur’an’ın dilinin de Arapça olması gerekiyordu.
Gerek burada, gerekse başka âyetlerde (meselâ bk. Yûsuf 12/2; Tâhâ 20/13; Fussılet 41/3) Kur’an’ın Arap diliyle indirildiği bildirilmektedir. Kur’an yalnız Araplar’ın kutsal kitabı olmadığından Arapça bilmeyenlerin de onu anlayabilmeleri ve böylece İslâm’ı birinci kaynağından öğrenme imkânını elde etmeleri için Kur’an’ın başka dillere çevrilmesi zorunludur; nitekim günümüzde bütün dünya dillerine çeviriler yapılmış ve yapılmaktadır. Ancak şu tarihî gerçeği de unutmamak gerekir ki son ilâhî vahiyde Allah’ın kelâm sıfatı Arapça olarak tecelli etmiştir ve Kur’an’ın orijinal metni bu dildeki metindir. Eğer şartlar gereği Allah onun başka bir milletin diliyle inmesini murat etseydi orijinal metin de o dildeki metin olurdu. Şu halde hiçbir çeviri Kur’an’ın kendisi değildir, sadece çeviriyi yapanın asıl metinden anladığı mânalardır; çevirinin kelimeleri Allah’ın kelâmı değil çevirenin kelâma bulduğu karşılıklardır. Ancak bu karşılıkların ilâhî kelâmı eksiksiz fazlasız karşılaması mümkün değildir. Hatta bu, sadece Kur’an çevirileri için değil, herhangi bir yazara ait bir eserin çevirisi için dahi böyledir.