Önceki ayet· 37:2Sonraki ayet· 37:4

Sâffât Suresi 3. Ayet· 37:3

↗ Sâffât suresi
Mekki
فَٱلتَّـٰلِيَٰتِ ذِكۡرًا
Zikir okuyanlara,
Meal ihtilafı: 7% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Zikir okuyanlara,
Elmalılı Hamdi Yazıren ayrışan
Ve o yolda zikir okuyanlara.
Yaşar Nuri Öztürk
O Zikir okuyanlara,
Süleyman Ateş
Zikir okuyanlara,
Diller arası (7 dil)ıraksama 15.6%
İngilizce
And those who recite the message
Fransızca
Par ceux qui récitent, en rappel
İspanyolca
y recitan el Mensaje
Rusça
читающими напоминание
Endonezce
demi (rombongan) yang membacakan peringatan
Bengalce
অতঃপর মুখস্থ আবৃত্তিকারীদের
Çince
以诵读教诲者发誓,
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Allah'ın kelâmını okuyan meleklere yemin etmiştir.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
1- Yemin olsun saf saf duranlara, 2- Sürüp sevkedenlere, 3- Zikir okuyanlara ki, 4- Sizin ilâhınız birdir. 5- O; göklerin, yerin ve iki arasında bulunanların Rabbidir. Doğuların da Rabbidir. 6- Şüphesiz Biz (dünyaya) en yakın göğü bir süsle, yıldızlarla süsledik. 7- Ve onu her azgın şeytandan koruduk. 8- Onlar Mele-i âlâ’yı dinleyemezler ve dört bir taraftan taşlanırlar da; 9- Kovulurlar. Onlar için sürekli bir azap da vardır. 10- Ancak (meleklerden) bir söz kapıp kaçıran olursa derhal parlak ve delici bir alev onun peşine düşer. 11- Şimdi sor onlara: Yaratılış yönünden kendileri mi daha zorludur yoksa bizim (şu) yarattıklarımız mı? Zira Biz onları yapışkan bir çamurdan yarattık. (Mekke’de inmiştir. 182 âyettir) 1-4. Bu buyruklarda Yüce Allah, ulûhiyet ve rubûbiyetine dair, ibadet halinde bulunan ve Rablerinin izniyle işler gören şerefli meleklere yemin etmekte ve şöyle buyurmaktadır:“Yemin olsun saf saf duranlara,” Yani Rablerinin emirlerini yerine getirmek üzere saf saf dizilmiş meleklere; “Sürüp sevkedenlere,” Allah’ın emri ile bulutları ve başka şeyleri süren meleklere; “Zikir okuyanlara,” Allah’ın kelamını okuyan meleklere... Bu melekler, Rablerini ilah edinen, O’nun buyruklarını yerine getirerek O’na ibadet eden, bir göz açıp kapatacak süre kadar dahi O’na isyan etmeyen varlıklar olduklarından ötürü Allah, ilâh olduğuna dair onlara yemin ederek:“Sizin ilâhınız birdir” buyurmaktadır. Ulûhiyetinde O’nun hiçbir ortağı yoktur. O bakımdan ihlâsla yalnız O’nu sevin, yalnız O’ndan korkun. Yalnız O’nun rahmetini umut edin ve tüm ibadet çeşitlerini de yalnız O’na yapın. 5. Yani bunca mahlukatı yaratan, onların rızıklarını veren ve emri altına alan O’dur. Allah'ın bunlar üzerindeki rubûbiyetinde hiçbir ortağı olmadığı gibi ulûhiyetinde de hiçbir ortağı yoktur. Yüce Allah, ulûhiyet tevhidini çoğu zaman rubûbiyet tevhidi ile bir arada söz konusu ederek delillendirmektedir. Çünkü rubûbiyet tevhidi, uluhiyet tevhidine delildir. İbadetlerinde Allah’a ortak koşan müşrikler dahi rubûbiyet tevhidini kabul ve itiraf etmişlerdir. O halde bu kabul ettikleri dolayısı ile inkâr ettiklerini de kabul ve itiraf etmeleri gerekir. Yüce Allah’ın özellikle “doğrular”ı söz konusu etmesi “batılar”a da delalet etmesinden yahut da biraz sonra sözü edilecek yıldızların doğdukları yere delalet etmesinden dolayı olabilir. Bu sebeple Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 6-7. Yüce Allah yıldızlardaki oldukça büyük şu iki faydayı söz konusu etmektedir: 1. Yıldızların sema için bir süs olmaları. Yıldızlar olmasa idi sema ışıksız ve kapkaranlık olurdu. Ancak Yüce Allah, göğün dört bir yanı aydınlansın, güzel bir görünüşü olsun, kara ve denizin karanlıklarında onlarla yol bulunsun ve böylelikle bu yıldızların pek çok menfaati husule gelsin diye göğü bu yıldızlarla süslemiştir. 2. İtaatten çıkan ve azgınlığı sebebiyle mele-i âlâ’yı -ki bunlardan kasıt meleklerdir- dinlemeye kadar ulaşan her bir azgın şeytana karşı semanın korunması. 8-9. Eğer şeytalar meleklere kulak verecek olurlarsa “dört bir taraftan” delip geçen alevli ateşlerle kovulmak ve mele-i âlâ’da söylenenleri dinlemekten uzaklaştırılmak üzere “taşlanırlar.”“Onlar için sürekli bir azap da vardır.” Rablerine itaat etmemeleri ve azgınlıkları dolayısı ile onlar için hazırlanmış ve daimi olan bir azap da vardır. 10. Yüce Allah, burada böyle bir istisnada bulunmamış olsa idi, bu buyruklar şeytanların semadan kesinlikle hiçbir şey işitmediğine delil olacaktı. Ancak Yüce Allah:“Ancak (meleklerden) bir söz kapıp kaçıran olursa…” buyurmaktadır. Yani bu azgın şeytanlar arasından gizlice ve hırsızlama sureti ile tek bir söz kapanlara gelince “derhal parlak ve delici bir alev onun peşine düşer.” Bu alev, bazen ona hırsızlama kaptığı bu sözü dostlarına ulaştırmadan önce yetişir ve böylelikle semadan çaldığı o haber orada kesilir. Bazen de o delici alev ona kavuşmadan önce o, bu haberi onlara ulaştırabilir. Onların dostları da bu tek bir hak söze yüz tane yalan katar ve semadan işitilen o söz aracılığıyla o yalanları insanlara kabul ettirirler. 11. Yüce Allah, bu muaazam varlıklara dair açıklamalardan sonra şöyle buyurmaktadır:“Şimdi sor onlara” öldükten sonra tekrar yaratılacaklarını inkâr edenlere: “Yaratılış yönünden kendileri mi daha zorludur” öldükten sonra onların yeniden yaratılmaları daha mı zordur; “Yoksa bizim (şu) yarattıklarımız mı?” Diğer mahlukat mı? Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışının, insanların yaratılışından daha büyük olduğunu kabul edeceklerdir. Onların bunu kabul edişleri, öldükten sonra dirilişi de kabul etmelerini gerektirir. Hatta onlar kendi nefislerine dönüp onlar üzerinde düşünecek olsalar, kendilerinin yapışkan bir çamurdan yaratılmış olmalarının, ölümden sonra tekrar yaratılışlarından daha zor olduğunu anlayacaklardır. İşte bundan dolayı:“Zira Biz onları yapışkan bir çamurdan yarattık.” Yani onlar, birbirine kenetlenmiş, sağlam bir çamurdan yaratıldılar, buyurmaktadır. Yüce Allah’ın şu buyruğu da bunun gibidir:“Andolsun ki Biz insanı kuru bir çamurdan, değişmiş, şekillenmiş bir balçıktan yarattık.”(el-Hicr, 15/26)
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
İlk üç âyette hangi varlık topluluğundan bahsedildiği ve bunlara yüklenen işlevlerle ilgili ifadelerin ne anlama geldiği konusunda farklı görüşler ileri sürülmüştür. Bu ifadelerle ya melek veya insan topluluklarının kastedilmiş olabileceğini belirten Râzî’nin açıklamalarından da (XXVI, 114-117) yararlanarak bu husustaki görüşleri şöyle özetleyebiliriz: a) Yaygın yorum, burada meleklerden söz edildiği yönündedir. Şevkânî’ye göre “sıra sıra dizilmiş olanlar”la dünyada insanların (ibadet için) saf tutmaları gibi semada saf tutan melekler kastedilmiştir. İbn Mes‘ûd, İbn Abbas, İkrime, Saîd b. Cübeyr, Mücâhid ve Katâde bu görüştedirler (IV, 442). İbn Âşûr da, Arap putperestlerinde putların emrinde melekler bulunduğu şeklinde bir inancın yer almadığını, meleklerin, buyruğu altında görev yaptığı tek gerçek Tanrı’nın Allah olduğunu, dolayısıyla aşkın âlemin en değerli yaratıkları olan melekler üzerine yemin edilmekle sûrenin temel amacı olan ve 4. âyette altı çizilen Allah’ın birliği inancına dikkat çekildiğini söyler (XXIII, 82). Buna göre bu âyetlerde dolaylı olarak putperestlere hitaben şöyle denilmektedir: “Allah’ın huzurunda sıra sıra dizilip ibadetle meşgul olan, buyruğunun yerine getirilmesine hizmet eden ve zikir okuyan melekler bulunmaktadır. Tanrı yerine koyup taptığınız putların böyle hizmetçileri bulunmadığını siz de kabul ettiğinize göre onları Allah’a nasıl ortak koşabilirsiniz!” Meleklerin sıra sıra dizilmesi, çoğunlukla saf tutarak ibadet etmeleri şeklinde yorumlanmıştır. Ancak bunun mecazi bir ifade olup meleklerin Allah katındaki farklı derecelerine işaret ettiği de belirtilmektedir (Râzî, XXVI, 114). “Engellemeye çalışanlar” diye çevirdiğimiz 2. âyet, meleklerin gök cisimlerini, en küçük bir sapmaya izin vermeksizin ilâhî buyruk ve yasalara itaat ettirmeleri, sevk ve idare etmeleri veya bütün kozmik ve dünyevî varlıkların ilâhî hüküm ve kanunlara boyun eğmelerini sağlamaları şeklinde açıklanır (İbn Atıyye, IV, 465) . Bunlar, ilk âyetteki meleklerden ayrı, özellikle bu işle görevlendirilmiş ayrı bir melekler topluluğu da olabilir (Taberî, XXIII, 34). “Anmak için okuyanlar”la da meleklerin Kur’an’ı, ilâhî kitapları (Zemahşerî, III, 295) veya ilâhî kitaplar da dahil olmak üzere Allah’ı zikir mahiyetindeki sözleri okumaları kastedilmiştir (Şevkânî, IV, 442). b) Bu âyetlerde bazı insan topluluklarından söz edilmiş olması da mümkündür. Bunlar, Râzî’nin ifadesiyle “Kendilerini Allah’a ibadete adamış olan ve bu özellikleriyle âdeta yer yüzünün melekleri sayılmaya değer bulunan yüce ve tertemiz beşerî ruhlar olabilir. Bu insanlar, Allah’ın huzurunda saf tutup namaz kıldıkları, “Eûzü billâhi mine’ş-şeytâni’r-racîm” diyerek şeytanın kalplerine zararlı dürtüler vermesini önledikleri ve namazda okudukları âyetlerle Allah’ı zikrettikleri için burada belirtilen niteliklerle Allah tarafından takdir edilmişlerdir. Ayrıca burada, insanları Allah’ın dinine davet eden, dinî ve ahlâkî bakımdan sakıncalı davranışlardan alıkoyan, Allah’ın hükümlerini yaşayan ve yaşatan âlimler topluluğu veya düşmana karşı saf tutup savaşan, harp meydanlarında yiğitçe haykırarak düşmanlarının kalplerine korku salan, Kur’an okuyup tekbir getirerek düşman üzerine saldıran mümin savaşçılar kastedilmiş olabilir. c) Burada Kur’an âyetlerinin bazı özellikleri de kastedilmiş olabilir. Buna göre ilk âyette Kur’an’ın konularının zenginliğine, tertip ve düzenine, âyetler arasındaki uyuma; 2. âyette insanların kötü fiilleri işlemelerini yasaklayan, 3. âyette de iyi işler yapmalarını emreden âyetlere işaret edilmiştir (Zemahşerî, III, 295; Râzî, XXVI, 116). Muhammed Esed, Kur’an âyetlerini aklîleştirme yönündeki temel eğiliminin bir sonucu olarak, Râzî’ye nisbet ettiği, aslında diğer tefsirlerde de geçen (meselâ bk. Taberî, XXIII, 33-34; İbn Atıyye, IV, 465) bu şıktaki görüşü tercih ederse de bu yaklaşımın “melekler” anlamını vermekten kaçınma saikine dayandığı anlaşılmaktadır. Oysa Kur’an’ın başka yerlerinde de gerek meleklerin gerekse ay, güneş gibi kozmik varlıkların Allah’ı tesbih ettikleri, buyruğuna göre hareket ettikleri yönünde sarih ifadeli birçok âyet bulunmaktadır. Bize göre bu âyetleri belli bir varlık türüne veya bir tür içindeki belli bir gruba hasretmek yerine, –ifadelerinin mutlaklığını da dikkate alarak– ilâhî yasalara boyun eğen bütün kozmik varlıklar yanında; aynı inanç ve kulluk bilincinde buluşup birleşerek Allah’a yönelen, ona kul olan; varlık düzeninde, ahlâkî ve dinî hayatta O’nun yasalarının egemen olması için çalışan; dilinde, gönlünde ve hayatında O’nun âyetlerini yaşatan, meleğiyle insanıyla bütün görünür ve görünmez varlıkların kastedildiğini düşünmek daha isabetlidir. Böylece bu âyetlerde başlıca özelliklerine işaret edilen varlıklar üzerine yemin edilerek Tanrı’nın birliğine vurgu yapılmakta ve bu suretle Araplar’ın benimsediği putperestlik yanında bütün çok tanrıcı inançlar kesin bir dille reddedilmekte; Allah, “göklerin, yerin ve bunlar arasındakilerin rabbi, doğuların rabbi” olduğuna göre, O’ndan başkasına tanrılık nitelikleri yükleyip kulluk etmenin anlamsızlığı dile getirilmektedir. “(Güneşin) doğuş yerleri” diye çevirdiğimiz 5. âyetteki meşârık, meşrık kelimesinin çoğulu olup bu bağlamda mevsimlere, hatta yılın her bir gününe göre güneşin farklı doğuş noktalarına işaret etmektedir (bk. Taberî, XXIII, 35; İbn Âşûr, XXIII, 86-87). Muhammed Esed, âyetle ilgili olarak –bizim de katıldığımız– notunda şöyle demektedir: “Muhtelif gündoğumu noktalarının (meşârik) vurgulanması, yaratılmış fenomenlerdeki sonsuz çeşitliliğin, yaratıcının birliği ve benzersizliği ile karşıtlığını sergiler” (II, 910); yani yaratılanların çeşitliliğini ve yaratanın tekliğini ortaya koyar. Aynı yazarın, Rahmân sûresinin 17. âyetine düştüğü notta (III, 1097) belirttiği görüşe de katılıyoruz; orada olduğu gibi bu âyeti de Esed’in ifadesiyle, “Allah’ın, uzaydaki yörünge hareketlerinin nihaî etkeni olduğunu mecaz yoluyla anlatan bir ifade” olarak düşünmek yerinde olur.
Sâffât Suresi 3. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Allah'ın kelâmını okuyan meleklere yemin etmiştir.