Önceki ayet· 34:51Sonraki ayet· 34:53

Sebe' Suresi 52. Ayet· 34:52

↗ Sebe' suresi
Mekki
وَقَالُوٓاْ ءَامَنَّا بِهِۦ وَأَنَّىٰ لَهُمُ ٱلتَّنَاوُشُ مِن مَّكَانِۭ بَعِيدٖ
Ona inandık demektedirler, ama uzak yerden (ta dünyadan imanı) nasıl alabilsinler?
Meal ihtilafı: 5% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Ona inandık demektedirler, ama uzak yerden (ta dünyadan imanı) nasıl alabilsinler?
Elmalılı Hamdi Yazıren ayrışan
Ve: "O'na iman ettik" demektedirler. Fakat onlar için (âhiret gibi) uzak bir yerden (imana) el sunmak (ulaşabilmek) nerede?
Yaşar Nuri Öztürk
"Ona inandık!" dediler. Ama nasıl mümkün olur onlar için imana ulaşmak o uzak yerden!
Süleyman Ateş
Ona inandık demektedirler, ama uzak yerden (ta dünyadan imanı) nasıl alabilsinler?
Diller arası (7 dil)ıraksama 11.9%
İngilizce
And they will [then] say, "We believe in it!" But how for them will be the taking [of faith] from a place far away
Fransızca
Ils diront alors: «Nous croyons en lui». - Mais comment atteindront-ils la foi de si loin
İspanyolca
Dirán: "Ahora creemos en Dios". ¿Pero cómo podrían adoptar la fe desde un lugar lejano
Rusça
Они скажут: «Мы уверовали в это!». Но как им обрести веру или заслужить прощение в таком далеком месте
Endonezce
dan (ketika) mereka berkata, "Kami beriman kepada-Nya." Namun bagaimana mereka dapat mencapai (keimanan) dari tempat yang jauh
Bengalce
তারা বলবে, আমরা সত্যে বিশ্বাস স্থাপন করলাম। কিন্তু তারা এতদূর থেকে তার নাগাল পাবে কেমন করে
Çince
他们将说:“我们已信仰他了。”他们怎能从遥远的地方获得信仰呢?
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Varacakları yeri gördüklerinde şöyle derler: "Bizler kıyamet gününe iman ettik." Onlar; imanın kabul edildiği amel diyarı olan dünyadan uzaklaşıp, ceza (karşılık) diyarı olan ahirete varmışken imana nasıl kavuşabilirler?
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
51- Dehşete kapıldıklarında onları bir görsen! Artık kaçıp kurtulma imkanı yoktur ve yakın bir yerden yakalanmışlardır. 52- “O’na iman ettik” derler. Ama uzak bir yerden (iş işten geçtikten sonra) imanı elde etmeleri ne mümkün! 53- Halbuki önceden onu inkar etmişlerdi. Üstelik uzak bir yerden görmedikleri bir şeye taş atıyor/rastgele tahminlerde bulunuyorlardı. 54- Daha önceden benzerlerine yapıldığı gibi onlar ile arzuladıkları şeyler arasına da bir engel konmuştur. Çünkü onlar, derin bir şüphe içerisinde idiler. 51. Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır: Ey Peygamber ve daha sonra senin görevini ifa etmekle yükümlü olanlar! “Dehşete kapıldıklarında onları” azabı, peygamberlerin kendilerine haber verdiği ve yalan kabul ettikleri şeyleri görecekleri vakit şu yalanlayıcıların hallerini “bir görsen!” Çok dehşetli ve korkunç bir manzara ile, görülmesine tahammül edilemeyecek son derece zorlu bir hal ile karşılaşırdın! Bu, onlar için azabın kaçınılmaz olacağı vakittir. “Artık” onlar için “kaçıp kurtulma imkanı” kaçıp sığınacakları bir yer “yoktur ve yakın bir yerden yakalanmışlardır.” Bu yakalanacakları yer, azap yerinden uzak olmayacaktır. Aksine onlar yakalanacak ve arkasından hemen ateşe atılacaklardır. 52. İşte bu durumda iken “O’na iman ettik” Allah'a ve daha önce yalanladığımız şeyleri tasdik ediyoruz “derler. Ama uzak bir yerden (iş işten geçtikten sonra) imanı elde etmeleri ne mümkün!” Çünkü onlar ile iman arasına engel konulmuştur. Böyle bir durumda iman etmeleri artık imkânsız bir haldir. Mümkün olduğu vakit (dünyada) iman etmiş olsalardı, elbette o, kabul edilebilir bir iman olurdu. 53. Ama “önceden onu inkar etmişlerdi. Üstelik uzak bir yerden görmedikleri bir şeye taş atıyor/rastgele tahminlerde bulunuyorlardı.” Hakkı ortadan kaldırmak için batıl iddia ve iftiralarda bulunuyorlardı. Ancak uzak bir yerden atış yapan kimsenin hedefini isabet ettirmesi imkânsız olduğu gibi onların da böyle bir şeyi isabet ettirmelerine imkân yoktu. İşte batılın hakka galip gelmesi yahut onu ortadan kaldırması da imkânsız bir şeydir. Hakkın batılı fark etmemesi halinde batılın bir hamlesi olabilir; fakat hak ortaya çıkıp batıla karşı durdu mu onu ortadan kaldırır. 54. “Daha önce benzerlerine yapıldığı gibi” yani önceki ümmetler helâk edilecekleri vakit nasıl arzu ettikleri şeylere ulaşmalarına engel olundu ise “bunlar ile arzuladıkları şeyler arasına da” istedikleri zevkler, evlat, mallar, hizmetçiler, askerler vb. arasına “bir engel konmuştur.” Artık amelleri ile başbaşa kalmışlardır. Huzura tıpkı yaratıldıkları gibi tek tek gelecekler ve daha önce kendilerine verilen nimetleri geride bırakmış olacaklardır. “Çünkü onlar derin bir şüphe içinde idiler.” Şüphe doğuran, kalpleri rahatsız eden tereddütlere kapılmışlardı. İşte bunun için iman etmediler. İman etmemek noktasında mazeretlerinin kabul edilmesini isteyecekleri vakit de mazeretleri kabul edilmeyecektir. Sebe’ Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Allah’a hamd-u senâlar olsun. Minnet duygularımız O’nadır, lütuf O’ndandır, yardımcımız O’dur, O’na tevekkül ederiz ve O’na güveniriz.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Sûrenin başında kıyametin kendilerine gelmeyeceğini iddia edenlerden söz edilmişti; bu âyetlerde de, o inkârcıların kaçışı, kurtuluşu olmayan güne yakalanmanın telâşı içindeki halleri tasvir edilerek sûre tamamlanmaktadır. 51. âyette geçen “yakın bir yerden yakalanma”, bazı müfessirler tarafından, yeryüzünden, kabirlerden, mahşerde hesap görülen yerden veya bulundukları yerden alınıp cezalandırılma şeklinde açıklanmıştır (Taberî, XXII, 107-109; Şevkânî, IV, 384). Diğer bir yoruma göre ise burada, o kişilerin çepeçevre kuşatılmaları kastedilmektedir (İbn Atıyye, IV, 426). Muhammed Esed bunu “kendi içlerinden, kişiliklerinden, can damarından” şeklinde yorumlar (II, 883). 52. âyette geçen ve “Ama bu kadar uzak bir yerden (kurtaracak bir imana) kavuşmak ne mümkün!” şeklinde çevrilen cümle, imanın fayda vermesi ve kurtuluşa erme fırsatının çoktan kaçırılmış olduğunu veya tövbe etme ve tekrar dünyaya döndürülme isteğinin kabul edilmeyeceğini belirten temsilî bir anlatımdır (Taberî, XXII, 110-111; Şevkânî, IV, 384). 53. âyetin “körü körüne” şeklinde çevrilen kısmı lafzan “uzak yerden” anlamına gelmekte olup, bununla hiçbir sağlam delile dayanmadan ve bilinçsizce ortaya atılan iddialar kınandığı için (Şevkânî, IV, 384) böyle tercüme edilmiştir.
Sebe' Suresi 52. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Varacakları yeri gördüklerinde şöyle derler: "Bizler kıyamet gününe iman ettik." Onlar; imanın kabul edildiği amel diyarı olan dünyadan uzaklaşıp, ceza (karşılık) diyarı olan ahirete varmışken imana nasıl kavuşabilirler?