Diyanet İşlerien ayrışan
Süleyman'ın ölümüne hükmettiğimiz zaman, ancak değneğini yiyen kurt onun ölümünü cinlere farkettirdi. O, ölü olarak yere düşünce, ortaya çıktı ki, şayet cinler görülmeyeni bilmiş olsalardı alçak düşüren bir azap içinde kalmazlardı
Elmalılı Hamdi Yazır
Ne zaman ki Süleyman'a ölümü hükmettik, cinlere onun ölümünü sezdiren olmadı. Yalnız bir güve böceği yere dayandığı asâsını yiyordu. Bu sebeple Süleyman yere yıkılınca ortaya çıktı ki, cinler eğer gaybı bilir olsalar o zilletli azab içinde bekleyip durmazlardı.
Yaşar Nuri Öztürk
Sonunda, Süleyman için ölüm hükmünü verdiğimizde, onun ölümünü, değneğini yiyen dâbbetül arzdan/ağaç kurtçuğundan başkası onlara göstermedi. Süleyman yere yığılınca, açıkça anlaşıldı ki, eğer cinler gaybı bilmiş olsalardı, o alçaltıcı azap içinde bekleyip durmazlardı.
Süleyman Ateş
(Süleyman'ın) Ölümüne hükmettiğimiz zaman, onun öldüğünü, ancak değneğini yiyen bir ağaç kurdu gösterdi. (Kurdun yemesiyle değnek çürüyüp de ona dayalı duran Süleyman) Yıkılınca (onun öldüğü anlaşıldı ve) anlaşıldı ki eğer cinler gaybı bilselerdi, o küçük düşürücü azab içinde kalmazlardı.
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Süleyman -aleyhisselam-'ın ölümüne hükmettiğimiz zaman bir ağaç kurdu onun asasını yiyip de dayandığı yerden onu düşürünceye kadar cinler, onun öldüğünü anlayamadılar. O, düşünce cinlerin gaybı bilmediği açıkça ortaya çıkmış oldu. Eğer gaybı biliyor olsalardı Süleyman -aleyhisselam- için yapmakta oldukları o zor işleri onun yaşadığını ve kendilerini gözetlediğini zannederek yapmaya devam etmezlerdi.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
12- Süleyman’ın emrine de rüzgarı verdik. O, sabah gidişinde bir aylık, akşam dönüşünde de bir aylık yol alırdı. Biz ona erimiş bakır pınarını sel gibi akıttık. Cinlerden bir kesim de Rabbinin emri ile onun önünde iş görürlerdi. Onlardan kim emrimizden saparsa biz ona alevli ateş azabından tattırırdık. 13- Onlar, onun için kaleler, heykeller, büyük havuzları andıran çanaklar ve yerlerinde sabit kazanlar gibi dilediği şeyleri yaparlardı. “Ey Dâvûd hanedanı! Şükre çalışın. Kullarımdan şükredenler pek azdır.” 14- Biz, onun ölümüne hükmettiğimizde cinlere onun öldüğünü bildiren şey, ancak asasını yiyen bir ağaç kurdu oldu. Nihâyet o, yıkılıp yere düşünce açıkça ortaya çıktı ki eğer cinler, gaybı biliyor olsaydılar, bu alçaltıcı azap içinde kalmaya devam etmezlerdi.
12. Allah, Davud aleyhisselam’a olan lütfunu söz konusu ettikten sonra oğlu Süleyman aleyhisselam’a olan lütfunu, ona rüzgarı emri ile akıp gitmek üzere amade kılmış olduğunu, rüzgarın onu ve beraberindekileri taşıyıp götürdüğünü, oldukça uzak bir yolu kısacık bir zamanda alarak bir gün zarfında iki aylık mesafeyi kat ettiğini söz konusu etmektedir. “O, sabah” yani günün başından öğle vaktine kadarki “gidişinde bir aylık, akşam” öğleden günün sonuna kadar olan vakitteki “dönüşünde de bir aylık yol alırdı. Biz ona erimiş bakır pınarını sel gibi akıttık.” Bakır pınarını onun emrine verdik ve bakırdan yapılması mümkün olan kap kacak ve başka şeyleri kolaylıkla yapabilecek şekilde sebepleri kolaylaştırdık. Aynı şekilde şeytan ve cinleri de onun emrine verdik. Onun emrine karşı gelebilecek güçleri de yoktu:“Onlardan kim emrimizden saparsa Biz ona alevli ateş azabından tattırırdık.”
13. Onların yaptıkları işler, Süleyman aleyhisselam’ın yapmalarını dilediği her türlü işti. “Kaleler” (diye meali verilen) “محاريب” kelimesi, inşa edilen ve kendisi vasıtası ile binaların muhkem kılındığı her türlü yapı demektir. Bu ifadeyle oldukça muhteşem binaların yapıldığı anlatılmak istenmektedir. “Heykeller” yani bu işi sağlam yapmaları ve bu konuda güçleri dolayısı ile canlı cansız varlıkların suretlerini yaparlardı. “Büyük havuzları andıran çanaklar” Süleyman aleyhisselam, başkasının ihtiyaç duymadığı şeylere ihtiyaç duyduğundan dolayı onlara bu kadar büyük çanakları yemek pişirmek için yaptırıyordu. “Ve” onun için “yerlerinde sabit” büyüklükleri sebebi ile yerlerinden kıpırdatılamayan “kazanlar gibi dilediği şeyleri yaparlardı.” Allah, onlara olan lütfunu söz konusu ettikten sonra bu nimet ve lütfuna şükretmelerini emrederek şöyle buyurmaktadır:“Ey Dâvûd Hanedanı” bunlar, Dâvûd, onun çocukları ve aile halkıdır, “şükre çalışın.” Yüce Allah burada hepsine seslendi, çünkü bu lütuf onların hepsine yönelik idi ve bu fayda ve maslahatların pek çoğundan hepsi istifade edebiliyorlardı. O nedenle Allah’ın kendilerine verdiği şeylere ve onlara ihsan ettiklerine karşılık olmak üzere şükretmeleri istenmiştir. “Kullarımdan şükredenler pek azdır.” Onların çoğunluğu, Yüce Allah’a, kendilerine ihsan etmiş olduğu nimetlere, onlardan uzaklaştırmış olduğu musibetlere karşı şükretmezler. Şükür, kalbin Allah’ın lütfunu itiraf etmesi, bu nimet ve lütufları onlara muhtaç olduğu şuuru ile Yüce Allah’a itaat yönünde kullanması, onları masiyet için kullanmaktan sakınması demektir.
14. Şeytanlar Süleyman aleyhisselam’a her türlü yapıyı inşa etmeye devam ettiler. İnsanlara karşı da gerçekleri başka türlü göstermeye kalkışmış, kendilerinin gaybı bildiklerini, gizli saklı şeylere muttali olduklarını haber vermişlerdi. Yüce Allah da bu iddialarında yalancı olduklarını göstermek istediğinden bu işlerde çalıştıkları sırada Süleyman aleyhisselam’ın ölüm hükmünü verdi. O, bu sırada asasına dayanmıştı. Böylece cinler, onun yanından geçip asasına dayalı olduğunu gördüklerinde hayatta olduğunu zannediyor, ondan korkarak çalışmalarına devam ediyorlardı. Bu halleri -denildiğine göre- tam bir yıl süre ile devam etti. Nihâyet bir ağaç kurdu onun asasının içine girdi ve bu asayı yedi. Nihâyet asa çürüyüp kırılınca Süleyman aleyhisselam yere düştü. Böylelikle şeytanlar, öldüğünü anladıkları için dağılıp gittiler. Bu suretle insanlar da şu âyet-i kerimede dile getirilen gerçeği anladılar:“Eğer cinler, gaybı biliyor olsaydılar, bu alçaltıcı azap içinde kalmaya devam etmezlerdi.” Böylelikle insanlar cinlerin gaybı bilmediklerini anladılar. Çünkü kendilerine çok ağır gelen bu işlere devam ediyorlardı. Gaybı bilmiş olsalardı bilmeyi en çok isteyecekleri gayp bilgisi olan Süleyman aleyhisselam’ın ölümünü bilirlerdi. Çünkü böylelikle içinde bulundukları bu yorucu ve ağır işlerden kurtulabileceklerdi.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Rivayete göre Hz. Süleyman ayakta ansızın vefat etmiş, bir süre bastonuna dayalı olarak öylece kalmış, cinler onun öldüğünü bilememişlerdi. Bir ağaç kurdu bastonu kemirmiş, baston kırılınca Hz. Süleyman yere düşmüş ve böylece öldüğü anlaşılmıştı.
Hz. Süleyman’ın ölümüyle ilgili bu tasvir hakkında değişik izahlar yapılmıştır (meselâ bk. Taberî, XXII, 74-76). İbn Atıyye –bu konuda bazı rivayetlere yer vermekle beraber (bk. IV, 411)– tefsirlerde sıhhatli olmayan ve Kur’an’ın lafzından çıkmayan, mâna itibariyle de ona uzak duran birçok ayrıntıya yer verildiğini belirtir (IV, 412); Elmalılı da “Biz onlardan sarfı nazar ediyoruz” diyerek (VI, 3954) bu rivayetlerin zaafına üstü kapalı biçimde işaret eder.
Muhammed Esed burada bu kıssanın, insanın doğal güçsüzlüğü ile dünyevî kudret ve ihtişamın boşluğu ve geçiciliğini anlatan bir mecaz olarak kullanıldığını ifade eder (II, 874). Kanaatimizce Süleyman kıssasının genelinden böyle bir sonuç çıkarılabilir, ancak buradaki ifadeyi gerçek olarak kabul etmeye de bir engel yoktur. Asıl mesaj âyetin sonunda ifade edilmiştir: Gaybı yalnız Allah bilir, gaybı bildiğini iddia ederek değişik sömürü yollarına başvuranların sahtekârlığını ortaya koyma ve bazı zaafları sebebiyle bu sömürüye konu veya âlet olanların uyanık ve dikkatli davranmaları açısından bu kıssa canlı bir örnek olarak göz önüne getirilmelidir. Ayrıca Râzî’nin işaret ettiği üzere (XXV, 250) âyet, rüzgârın ve cinlerin emrine âmâde kılındığı, muhteşem bir saltanatın sahibi olan Süleyman aleyhisselâm için dahi ölümden kurtuluş olmadığına dikkat çekmekte, herkesi dünya hayatının geçiciliğini unutmamaya davet etmektedir.
Yukarıdaki âyetlerde, Süleyman’ın atlarının rüzgâr gibi seri koştuğuna, o dönem insanlarının bakır ve demiri ateşle eritmeye ve bunlardan yapılmış aletler kullanmaya çalıştıklarına ve Süleyman’ın emrindekilerin güçlü kuvvetli insanlar olduğuna işaret edildiği tarzındaki yorumları inanç zayıflığına bağlayan Râzî âyetlerde bildirilenlerin hepsine Allah Teâlâ’nın kadir olduğunu vurgular (bk. XXV, 247; aynı müfessirin Dâvûd ve Süleyman hakkında zikredilenlerin mukayesesini içeren bir yorumu için bk. XXV, 247-248; yine Râzî’nin Dâvûd zamanında savaşın, Süleyman zamanında barışın hâkim olmasından hareketle yaptığı bir yorum için bk. XXV, 248; Hz. Süleyman hakkında bilgi için bk. Bakara 2/102-103; Neml 27/16-44).