Diyanet İşleri
Ve izniyle, Allah'a da'vetçi ve aydınlatıcı bir lamba olarak (gönderdik).
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve hem de izniyle Allah'a bir davetçi ve nurlar saçan bir kandil (olarak gönderdik).
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Ve Allah'ın izniyle bir davetçi, ışık saçan bir kandil olarak...
Süleyman Ateş
Ve izniyle, Allah'a da'vetçi ve aydınlatıcı bir lamba olarak (gönderdik).
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
45- Ey Peygamber! Şüphe yok ki biz seni şahit, müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik… 46- İzni ile Allah’a çağıran ve ışık saçan bir kandil olarak… 47- Müminlere Allah tarafından onlar için pek büyük bir lütuf olduğunu müjdele! 48- Kâfirlere ve münafıklara itaat etme! Onların eziyetlerine de aldırma ve Allah’a tevekkül et! Vekil olarak Allah yeter.
45. Yüce Allah’ın, Rasûlü Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’i vasfetmiş olduğu bu sıfatlar, onun risaletinin amacı, özü ve hususi özellikleri olup beş tanedir: Birincisi onun bir “şahit” olmasıdır. O, ümmetinin işlediği hayır ve şer türünden amellerine şahittir. Nitekim Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır: “Bütün insanlara karşı şahitler olasınız, Peygamber de size karşı şahit olsun diye…”(el-Bakara, 2/143); “Her ümmetten birer şahit getirip bunlara karşı da seni şahit getireceğimiz zaman halleri nice olur!”(en-Nisa, 4/41) O nedenle Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem adil ve makbul bir şahittir. İkinci ve üçüncü özellik onun “müjdeleyici ve uyarıcı olarak” gönderilmiş olmasıdır. Bu ise müjdeleneni ve uyarılanı, müjdenin ve uyarının konusunu ve bu konularda yapılması gerekenleri içine alır. Şöyle ki müjdelenen kimseler iman ile salih ameli bir arada gerçekleştiren ve masiyetleri de terk eden takvâ sahibi mü’minlerdir. Müjdenin konusu dünyada, iman ve takvâ dolayısı ile söz konusu olan dinî ve dünyevî her türlü mükâfatın onların olacağı müjdesine, ahirette ise ebedî ve kalıcı nimetlerin kendisine mazhar olmalarıdır. Bütün bunlar da sözü edilen amellerin, takvâyı gerçekleştiren hususların ve mükâfat çeşitlerinin etraflı bir şekilde anılmasını da kapsar. Uyarılanlar ise günahkâr zalimler, zulüm ve cehalet sahibi olanlardır. Uyarının konusu ise dünya hayatında cehalet ve zulme bağlı olarak söz konusu olan dinî ve dünyevî cezalarla tehdit edilip uyarılmak, ahirette ise korkunç ceza ve uzun azap ile karşı karşıya kalmalarıdır. Bu genel ifadelerin tafsilatı ise Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in getirmiş olduğu Kitap ve sünnette yer almaktadır.
46. Dördüncü özellik, Peygamber’in “izni ile Allah’a çağıran” bir davetçi olmasıdır. Yani Yüce Allah onu bütün insanları Rablerine çağırmak, O’nun lütuf ve ihsanlarına teşvik etmek, onlara yaratılış sebepleri olan Allah’a ibadeti emretmek üzere göndermiştir. Bu ise Peygamber’in, davet ettiği yolda bizzat dosdoğru yürümesini de gerektirir. Ayrıca kendisine davet ettiği şeylerin etraflı açıklamalarını da söz konusu etmesini de kapsar. Bu da onlara Rablerini mukaddes sıfatları ile tanıtmasını, celâl ve azametine yakışmayan hususlardan tenzih etmesini, ibadet şekillerini anlatmasını, Yüce Allah’a ulaştıracak en yakın yolu göstermek sureti ile O’na davet etmesini, her hak sahibine hakkının vermesini, böyle bir konumda bulunan pek çok nefsin karşı karşıya kalabildiği şekilde kendi nefsine ve nefsinin tazim edilmesine değil de yalnızca ve ihlasla Yüce Allah’a davet etmesini de gerektirmektedir. Bütün bunları da o, Yüce Allah’ın davet hususunda ona verdiği “izni ile” emri, iradesi ve takdiri ile yapar. Beşinci özelliği de onun: “ışık saçan bir kandil” olmasıdır. Bu ise insanların onsuz büyük bir karanlık içerisinde olduklaırnı, karanlıklarını aydınlatacak herhangi bir ışıklarının ve cahilliklerinde kendilerine yol gösterecek herhangi bir bilgilerinin olmadığını ifade eder. Bu karanlık ve bilgisizlikleri Yüce Allah, bu şerefli peygamberi gönderinceye kadar da devam etti. Onun gelişi ile Yüce Allah, bu karanlıkları aydınlattı ve onun vasıtası ile insanları cahillikten kurtarıp bilgiye kavuşturdu. Onunla sapkınları dosdoğru yola iletti. Böylelikle istikamet bulanların yolu aydınlanmış, açıklık kazanmış oldu. Onlar da bu büyük önderin arkasından yürüdüler, onun vasıtası ile hayrı ve şerri bildiler. Bahtiyar kimseler ile bedbaht kimseler birbirinden ayırt ettiler. Onun getirdiği aydınlık ile hak mabudlarını tanıdılar. Onu övülmeye değer sıfatları, dosdoğru fiilleri ve hakkın kendisi olan hükümleri ile tanıyabildiler.
47. Yüce Allah, bu buyruğuyla müjdelenen kimseleri söz konusu etmektedir ki bunlar mü’minlerdir. İman, tek başına anıldığı takdirde salih ameller de kapsamına girer. Bu buyrukta neyin müjde verildiği de söz konusu edilmektedir. Bu da pek büyük bir lütuftur. Yani dünyada ilâhî yardım, kalplerin hidâyet bulması, günahların bağışlanması, sıkıntıların giderilmesi, oldukça bol rızıklar, sevindirici nimetlerin elde edilmesi, Rablerinin rıza ve mükâfatına nail olmak, O’nun gazap ve cezasından kurtuluş vb. gibi değeri ölçülemeyecek kadar üstün ve büyük bir lütuf… Bu da amelde bulunacakları gayrete getiren bir husustur. Onlara Allah’ın, amellerine vereceği mükâfatların hatırlatılması, dosdoğru yolu izlemelerine önemli bir yardımcı unsurdur. Bu da şeriat koyucu Hakîm’in hikmetlerindendir. Nitekim korkutma makamında kendisinden korkutulan şeylerin sebep olacağı cezaları zikretmesi de O’nun hikmetinin tecellilerindendir. Tâ ki bu, Allah’ın haram kıldığı şeylerden uzak kalmaya yardımcı bir unsur olsun.
48. İnsanlardan bir kesim, Allah’a çağıran peygamberleri ve onlara uyanları engellemeye hazırdır. Bunlar, zahiren iman sahibi olduklarını ortaya koyan, ama içten içe ise kâfir olan münafıklarla hem zahirleri hem de batınları ile küfre sapan kâfirlerdir. İşte Yüce Allah, Rasûlüne bunlara itaat etmeyi yasaklamakta ve bu hususta onu sakındırarak şöyle buyurmaktadır:“Kâfirlere ve münafıklara” Allah yolundan alıkoyan hiçbir hususta “itaat etme.” Ancak bu, onları cezalandırmayı gerektirmez. Aksine onlara itaat etme ve “onların eziyetlerine de aldırma.” Çünkü bu, onları İslâm’ı kabul etmeye çekebilir ve onların peygambere ve müslümanlara yapacakları birçok eziyetlerden vazgeçmelerine vesile olabilir. Dinini kemale erdirmesi ve düşmanını yenik düşürmesi hususunda da “Allah’a tevekkül et!” Önemli işlerin kendisine havale edildiği “vekil olarak Allah yeter.” O, bunları yerine getirir ve bu işleri kuluna kolaylaştırır.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Buradan itibaren on iki âyette, Hz. Peygamber’in maddî ve mânevî özellikleri, Allah katındaki değeri, bir fâninin altından kalkamayacağı kadar ağır yükü ve kutsal görevi sebebiyle Allah tarafından kendisine lutfedilen istisnaî (kendine özgü) inayetler, hüküm ve kurallar açıklanmaktadır. Resûlullah’ın üstün nitelikleri, görev ve işlevinden kaynaklanan güzel isimleri burada sayılanlardan ibaret değildir. Ebû Bekir İbnü’l-Arabî’nin tesbitine göre bunların sayısı altmış yediyi bulmaktadır (III, 1546). Ona özgü hükümler de bu âyetler kümesinde geçenlerden ibaret değildir. Yine aynı âlimin tesbitine göre bunların da sayısı otuz beştir (III, 1561-1563).
Allah kullarına peygamber gönderip inanç, amel, ahlâk konularında ne istediğini açıklamadıkça onları sorumlu tutmuyor, birçok âyette “Bilmiyorduk, bilemezdik demeyesiniz diye size peygamberler gönderdim” diyor (meselâ bk. Nisâ 4/165). Bütün bunlara rağmen âhirette “uyarılmadığı, bilgi verilmediği yolunda” mazeret ileri sürecek olanlara da Allah Teâlâ peygamberleri ve hepsine birden son peygamberini tanık gösteriyor. Hz. Peygamber’in bu niteliği, onun rabbi nezdindeki değerini gösterir. Çünkü şahitler önce tezkiye edilir, onları tanıyan erdemli kişiler tarafından tanık olabilecekleri ifade edilir. Hz. Peygamber’i tezkiye eden ise bizzat Allah’tır.
Hz. Peygamber hem Kur’an âyetlerini tebliğ etmekle hem de bunları açıklayan, canlandıran ifadeleriyle yeteri kadar müjdeci ve uyarıcı olmuştur. Onun tebliği ve açıklamaları itaat edenler için ebedî mutlulukların müjdesi, inkâr ve isyan edenler için ise felâketlerin haberidir.
Peygamber efendimiz insanları Allah’a çağırmaktadır; yani O’na iman, ibadet ve itaat etmeye davet etmektedir. Burada dikkat çeken bir kayıt, Peygamber’in bunu Allah’ın izniyle yapmakta olduğudur. Allah bir kuluna insanları kendine çağırma izni, yani bilgisi ve yetkisi vermedikçe kimse bu vazifeyi üstlenemez. Bu konuda ümmete düşen görev, Hz. Peygamber’den öğrendiği şekilde insanları Allah’a çağırmaktır. Öğrenmenin yolu ise her mümine açık olan din ilmini tahsil etmektir. Aslı Kur’an’da ve sahih hadislerde bulunan ve tahsille elde edilen din ilmine uymayan bilgi, sezgi, keşif vb. bilgi yolları, insanları Allah’a çağırmak için yeterli ve geçerli değildir.
Beşer bilgisi Allah, varlık, başlangıç ve son, ruh, âhiret, iman, ibadetler, helâller ve haramlar gibi konularda yetersizdir. Bu konularda aydınlığa kavuşmanın, doğru bilgi sahibi olmanın geçerli yolu vahiydir, Peygamber’i dinlemektir. Şu halde Peygamber bir ışıktır, insanoğlunun en önemli bilinemezlerine Allah’ın lutfu ve izniyle onun tuttuğu ışık ortalığı aydınlatmaktadır.