Önceki ayet· 33:33Sonraki ayet· 33:35

Ahzâb Suresi 34. Ayet· 33:34

↗ Ahzâb suresi
Medeni
وَٱذۡكُرۡنَ مَا يُتۡلَىٰ فِي بُيُوتِكُنَّ مِنۡ ءَايَٰتِ ٱللَّهِ وَٱلۡحِكۡمَةِۚ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ لَطِيفًا خَبِيرًا
Evlerinizde okunan Allah'ın ayetlerini ve hikmetini hatırda tutun. Şüphesiz Allah haberdar olandır, latif olandır
Meal ihtilafı: 3% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Evlerinizde okunan Allah'ın ayetlerini ve hikmetini hatırda tutun. Şüphesiz Allah haberdar olandır, latif olandır
Elmalılı Hamdi Yazır
Oturun da evlerinizde okunan Allah'ın âyetlerini ve hikmeti anın. Şüphe yok ki Allah lütuf sahibidir ve her şeyden haberdardır.
Yaşar Nuri Öztürk
Evlerinizde Allah'ın ayetlerinden ve hikmetten okunanları hatırlayın. Kuşkusuz, Allah Latîf'tir, Habîr'dir.
Süleyman Ateşen ayrışan
Evlerinizde okunan Allah ayetlerini ve hikmeti hatırlayın. Şüphesiz Allah latiftir, haber alandır.
Diller arası (7 dil)ıraksama 12.8%
İngilizce
And remember what is recited in your houses of the verses of Allah and wisdom. Indeed, Allah is ever Subtle and Acquainted [with all things]
Fransızca
Et gardez dans vos mémoires ce qui, dans vos foyers, est récité des versets d'Allah et de la sagesse. Allah est Doux et Parfaitement Connaisseur
İspanyolca
[Oh, esposas del Profeta] transmitan los versículos de Dios y la sabiduría que se mencionan en sus casas. Dios es Sutil, está informado de todas las cosas
Rusça
И поминайте то, что читается в ваших домах из аятов Аллаха и мудрости. Воистину, Аллах - Проницательный (или Добрый), Ведающий
Endonezce
Dan ingatlah apa yang dibacakan di rumahmu dari ayat-ayat Allah dan hikmah (sunah Nabimu). Sungguh, Allah Mahalembut, Maha Mengetahui
Bengalce
আল্লাহর আয়াত ও জ্ঞানগর্ভ কথা, যা তোমাদের গৃহে পঠিত হয় তোমরা সেগুলো স্মরণ করবে। নিশ্চয় আল্লাহ সূক্ষ্নদর্শী, সর্ববিষয়ে খবর রাখেন।
Çince
你们应当谨记在你们家中所宣读的安拉的迹象和智慧,安拉是玄妙的,是彻知的。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Allah'ın resulüne indirilmiş olup, evlerinizde okunan Allah'ın ayetlerini ve O'nun resulünün temiz sünnetini anın. O sizlere karşı çok lütufkârdır. Çünkü sizleri, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in evlerine koyarak nimetlendirmiştir. O; sizlerden hakkıyla haberdardır. Çünkü O; sizleri Peygamberine eşler ve Müminlerin tamamının da anneleri olarak seçmiştir.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
32- Ey Peygamber hanımları! Siz kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz. Eğer takvâlı kimselerseniz, sözü yumuşak bir edayla/tonla söylemeyin, sonra kalbinde hastalık bulunan kimse (kötü bir) ümide kapılır. Siz hep meşru ve münasip söz söyleyin. 33- Evlerinize bağlı olun. Geçmiş cahiliye dönemindeki (kadınların yaptığı) gibi açılıp saçılarak dışarı çıkmayın. Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin, Allah’a ve Rasûlüne de itaat edin. Ey Ehl-i Beyt! Allah sizden ancak kiri gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister. 34- Evlerinizde okunan Allah’ın âyetlerini ve hikmeti anın. Şüphesiz Allah Latiftir, her şeyden haberdardır. 32. “Ey Peygamber hanımları!” Bu onların tümüne bir hitaptır. “Siz kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz. Eğer takvâlı” Allah’tan korkup sakınan “kimselerseniz” ki sizler bu yolla diğer kadınlardan üstünsünüz ve takvanız sayesinde hiçbir kadın size erişemez. O bakımdan bütün yol ve maksatları ile takvânızı kemale erdirin. Bundan dolayı Yüce Allah, onları harama ulaştıran yolları kapamaya irşad ederek şöyle buyurmaktadır:“sözü yumuşak bir eda ile söylemeyin.” Yani namahrem erkeklerle konuşurken yahut onların işitecekleri şekilde söz söylerken, sözlerinizi yumuşatmayın, ince ve yumuşak konuşmayın. “sonra kalbinde hastalık bulunan kimse (kötü bir) ümide kapılır.” Yani kalbinde harama arzu duyma hastalığı bulunan kimse, böyle bir umuda kapılmaya hazırdır. O, kendisini harekete geçirecek asgari bir etkeni gözetler. Çünkü böylesinin kalbi sağlıklı değildir. Çünkü sağlıklı olan kalpte Allah’ın haram kıldığı şeye karşı arzu bulunmaz. Sebepler, sağlamlığı dolayısı ile ve bu tür hastalıktan uzak bulunduğu için o kalbi hemen hemen hiç eğri yollara düşüremez, o yönde harekete geçiremez. Sağlıklı kalbin katlanabildiği şeylere katlanamayan ve onların sabrettikleri şeylere sabredemeyen hastalıklı kalpler ise böyle değildir. Hastalıklı bir kalp, kendisini harama çağıran ve bu türden var olan asgari bir sebebin dahi çağrısını kabul eder ve ona karşı en ufak bir direnç göstermez. İşte bu da araçların, amaçların hükmünü aldıklarına delildir. Aslı itibari ile yumuşak bir edâ ile konuşmak mubahtır. Fakat o, harama götüren bir yol olunca yasaklanır. Bundan dolayı da kadının erkeklerle konuşması halinde onlara karşı sözlerini yumuşatmaması gerekir. Yumuşak söz söylemeleri yasaklandığından dolayı onların, kaba ve sert söz söylemekle emrolunduklarını zannedecek kimseler olabileceğinden dolayı böyle bir yanlış kanaati ortadan kaldırmak üzere de Yüce Allah:“Siz hep meşru ve münasip söz söyleyin” buyurmaktadır. Yani sözleriniz yumuşak ve edâlı olmadığı gibi kaba ve sert de olmasın, demektir. Burada Yüce Allah’ın:“sözü yumuşak bir edayla/tonla söylemeyin” buyurarak “yumuşak söz söylemeyin” buyurmadığına dikkat edelim. Çünkü burada yasaklanan şey, kadının erkeğe karşı yumuşaklık, itaat ve eziklik hissettirecek türden bir yumuşak konuşmadır. Bu şekilde bir kadına karşı ümit duyulur. Oysa yumuşaklık, itaat ve ezikliğin söz konusu olmadığı yumuşak söz söyleyen kadının durumu böyle değildir. Hatta bu şekilde konuşan, bir bakıma hasmına karşı üstün ve ona baskın durumunda dahi olabilir. Bu şekilde konuşan kimseye karşı hasmının herhangi bir ümit beslemesi de söz konusu olmaz. Bundan dolayı Yüce Allah, Rasûlünü böyle bir yumuşaklık gösterdiği için överek şöyle buyurmuştur:“Allah’tan bir rahmet sayesinde sen onlara yumuşak davrandın.”(Âli İmran, 3/159) Yine Mûsâ ile Hârûn’a -ikisine de selâm olsun- da şöyle buyurmuştur:“İkiniz Firavun’a gidin. Çünkü o haddini aşmıştır. Ona yumuşak söyleyin, belki öğüt alır yahut korkar.”(Tâ-Hâ, 20/43-44)“Sonra kalbinde hastalık bulunan kimse (kötü bir) ümide kapılır” buyruğu, Allah’ın mahrem yerin korunmasına dair emri, mahrem yerini koruyanları övmesi ve zinaya yaklaşmayı da yasaklaması ile birlikte değerlendirildiğinde şu anlaşılır: Kişi kendisinde böyle bir hâl görür, hoşuna gidecek kimsenin sözlerini işittiği yahut bu tür bir hal gördüğü vakit haram fiili işlemeye karşı içinde bir meyil sezerse, ümit ve arzularının harama yönelik olduklarını anlarsa bunun bir hastalık olduğunu bilmelidir. O nedenle de böyle bir hastalığı yenmeye, aşağılık duyguların kökünü kazımaya olanca gayretini göstermeli, bu tehlikeli hastalıktan kurtulmak için nefsine karşı cihad etmeli, Yüce Allah’tan kendisini korumasını ve bu konuda kendisine tevfikini ihsan etmesini dilemelidir. Bunun da “mahrem yerini haramdan koruma” emrinin bir parçası olduğunu bilmelidir. 33. “Evlerinize bağlı olun.” Çünkü böylesi sizin için daha selametlidir ve bu yolla daha iyi korunursunuz. “Geçmiş cahiliye dönemindeki (kadınların yaptığı) gibi açılıp saçılarak dışarı çıkmayın.” Yani süslenerek yahut koku sürünerek, bilgi sahibi olmayan ve dine bağlılıkları da bulunmayan cahiliye mensuplarının âdeti üzere çokça dışarı çıkmayın. Bütün bunlar ise kötülüğü ve onun sebeplerini bertaraf etmek içindir. Yüce Allah, onlara genel olarak takvâyı ve takvânın -özellikle hanımların ihtiyaç duyduğu- bazı bölümlerini emrettikten sonra itaati özellikle de herkesin kendilerine zorunlu olarak ihtiyaç duyduğu namaz ve zekâtı emretti ki bunlar ibadetlerin en büyüğü ve itaatlerin en üstünüdür. Namaz kılmak mabuda ihlasla yönelmektir. Zekâtta ise kullara iyilik yapmak söz konusudur. Daha sonra Yüce Allah, onlara genel olarak itaati emrederek:“Allah’a ve Rasûlüne de itaat edin” buyurmaktadır. Allah ve Rasûlünün ister farz olarak ister müstehap olarak emrettiği bütün buyruklar, Allah’a ve Rasûlüne itaatin kapsamı içerisine girer. “Ey Ehl-i Beyt! Allah” size vermiş olduğu bu emirler ve koymuş olduğu yasaklarla “sizden ancak kiri” eziyet verici şeyleri, kötülükleri ve pislikleri “gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister.” Tâ ki ak-pak ve arındırılmış kimseler olasınız. Yani Yüce Allah’ın sizlere faydalı olduğunu bildirmiş olduğu bu emir ve yasaklar dolayısı ile Rabbinize hamd ve şükredin. Zira bunlar katıksız olarak sizin menfaatinize olan şeylerdir. Bunlarla Allah sizlere zorluk çıkarmayı murat etmemiş, sizi sıkıntıya düşürmek de istememiştir. Aksine nefislerinizin arınmasını, ahlâkınızın tertemiz olmasını, amellerinizin güzelleşmesini bu sayede de ecirlerinizin büyük olmasını murat etmiştir. 34. Yüce Allah, onlara birtakım işleri yapmayı, birtakım şeyleri de terk etmeyi içeren ameli emrettikten sonra ilim sahibi olmalarını da emretmekte ve bunu elde etmenin yollarını açıklayarak şöyle buyurmaktadır:“Evlerinizde okunan Allah’ın âyetlerini ve hikmeti anın.” Allah’ın âyetlerinden kasıt, Kur’ân-ı Kerîm’dir, hikmet ise Kur'ân’ın sırları yahut Rasûlünün sünnetidir. Onlara Kur’ân’ın anılmasının emredilmesi, onu okumak sureti ile lafzını anmayı kapsadığı gibi onun üzerinde tefekkür edip düşünmek sureti ile manalarını anmayı, hüküm ve hikmetlerini çıkarmayı, gereğince amel etmeyi ve onu uygun şekilde tevil edip açıklamayı da kapsamaktadır. “Şüphesiz Allah Latiftir, her şeyden haberdardır.” O, işlerin sırlarını, kalplerin gizliliklerini, göklerde ve yerde saklı olanları, açığa vurulan ve vurulmayan amelleri bilir. O’nun Latîf ve Habîr oluşu, mü’minlerin annelerini ihlâsa ve amellerini gizli yapmaya teşvik etmesini ve bu amellerin karşılığını vermesini gerektirir. Latîf’in anlamlarından birisi de kulunu hayra yönelten, onu fark edemeyeceği gizli suretlerde kötülüklerden koruyan, ona bilmediği yerlerden rızık veren, nefislerin hoşlanmadığı ama kendisinin en yüksek derecelere ve en üstün mevkilere çıkmasını sağlayacak sebepleri ona göstermesini de kapsar.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Peygamber hanımlarının taşıdıkları müstesna şeref ve nâil olacakları mükâfat, Allah’ın lutfu yanında kendilerinin de önemli bir katkısına bağlanmıştır. Bu katkı ittikadır, yani kendilerine yakışmayan her türlü kötülük, çirkinlik ve günahtan sakınmalarıdır. Takvanın bir uzantısı olarak başkalarıyla konuşurken takınacakları tavra ve seslerinin tonuna, seçecekleri kelimelerin etkisine, gerektiren bir durum olmadıkça evlerinden dışarı çıkmamaya varıncaya kadar buna riayet etmelidirler ki, kimse kendilerine dil uzatmaya, haklarında kötü fikirler kurmaya cesaret edemesin. Onların sorumlulukları yalnızca kötü olanı yapmamak, yani kötü ve zararlı olmamak değil, ayrıca iyi, erdemli ve itaatli olmaktır; namazı kılmak, zekâtı vermek, Allah ve resulünün rızâları doğrultusunda bir hayat sürmektir. Bir zorunluluk bulunmadıkça evde oturmak, evden dışarı çıkmamak bu âyetle Peygamber hanımlarına farz kılınmıştır. Şu var ki, âyetin nüzûlünü takiben meydana gelen bazı olaylardan ve Resûlullah’ın konuya ilişkin açıklamalarından (meselâ bk. Buhârî, “Nikâh”, 115) bu emrin (farz) sınırlarının ve istisnalarının bulunduğu anlaşılmaktadır. Hz. Âişe’nin, meşhur Cemel Vak‘ası’nda, anlaşmazlığa düşen iki müslüman grubun arasını bulmak maksadıyla evinden çıkıp Basra’ya gitmesine sahâbeden itiraz edenler olmuş; genellikle Hz. Ali taraftarı olanlar da bunu, Hz. Âişe’nin aleyhinde olmak üzere kullanmışlardır. Onunla beraber hareket eden Talha ve Zübeyr gibi ashap ile onların çizgisinde olan Sünnî âlimler şu görüşü savunurlar: Peygamber hanımları nasıl hac etmek üzere çıkabiliyorlarsa, ilâhî emir uyarınca (Hucurât 49/9), çatışmak üzere olan iki müslüman grubun arasını düzeltmek için de çıkabilirler. Hz. Âişe ve yanındakiler ictihad etmişler, bunun fayda vereceğini, bu bakımdan çıkmayı câiz kılan sebeplerden birinin gerçekleştiğini düşünmüşler, buna göre hareket etmişlerdir. 33. âyetin “daha önce Câhiliye dönemi” diye tercüme edilen kısmını, İslâm’dan önceki dönem olarak anlıyoruz. Hz. Âdem sonrasından başlayarak başka dönemler olarak yorumlayanlar da olmuştur (Câhiliye kavramının anlamı için bk. Mâide 5/50 ve Furkan 25/63-66’nın tefsiri). Allah’ın bereketli ve temiz kıldığı, Hz. Peygamber sebebiyle özel bir saygınlık kazanmış bulunan, her salavat okuduğumuzda kendilerine de gönderme yaptığımız Peygamber ailesi (Ehl-i beyt) kimlerden oluşmaktadır? En azından buradaki Ehl-i beyt’e Hz. Peygamber’in eşlerinin de dahil bulunduğunda şüphe yoktur, hatta daha da ileri giderek burada yalnız eşlerinin kastedildiğini söylemek de mümkündür. Başka münasebetlerle Peygamber aleyhisselâm, Ehl-i beyt’ini zikrederken Hz. Fâtıma, Ali, Hasan ve Hüseyin’in isimlerini anmış, hatta bir defasında bunları abasının altına alarak (âl-i abâ) onlar için hayır duada bulunmuştur (fazla bilgi için bk. Mustafa Öz, “Ehl-i Beyt”, DİA, X, 498-501). 34. âyetin “... Dilinizden düşürmeyiniz” şeklinde tercüme edilen kısmı Peygamber eşlerinin Kur’an âyetlerini, Hz. Peygamber’in bu âyetleri açıklama mahiyetindeki konuşmalarını ve davranışlarını devamlı göz önünde tutmaları, hayatlarını buna göre düzenlemeleri mânasına geldiği gibi, “başkalarına söyleyiniz, ulaştırınız” anlamını da içermektedir. Bu ikinci mânadan hareket eden yorumcular dürüst tek râvinin, kadın olsun erkek olsun rivayetinin kabul edilmesi gerektiği sonucuna varmışlardır (Ebû Bekir İbnü’l-Arabî, III, 1538).
Ahzâb Suresi 34. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Allah'ın resulüne indirilmiş olup, evlerinizde okunan Allah'ın ayetlerini ve O'nun resulünün temiz sünnetini anın. O sizlere karşı çok lütufkârdır. Çünkü sizleri, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in evlerine koyarak nimetlendirmiştir. O; sizlerden hakkıyla haberdardır. Çünkü O; sizleri Peygamberine eşler ve Müminlerin tamamının da anneleri olarak seçmiştir.