Önceki ayet· 30:32Sonraki ayet· 30:34

Rûm Suresi 33. Ayet· 30:33

↗ Rûm suresi
Mekki
وَإِذَا مَسَّ ٱلنَّاسَ ضُرّٞ دَعَوۡاْ رَبَّهُم مُّنِيبِينَ إِلَيۡهِ ثُمَّ إِذَآ أَذَاقَهُم مِّنۡهُ رَحۡمَةً إِذَا فَرِيقٞ مِّنۡهُم بِرَبِّهِمۡ يُشۡرِكُونَ
İnsanlara bir zarar dokundu mu, Rablerine yönelerek O'na yalvarırlar. Sonra (Rableri), onlara kendinden bir rahmet taddırınca, hemen onlardan bir grup, Rablerine ortak koşarlar.
Meal ihtilafı: 5% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
İnsanlara bir zarar dokundu mu, Rablerine yönelerek O'na yalvarırlar. Sonra (Rableri), onlara kendinden bir rahmet taddırınca, hemen onlardan bir grup, Rablerine ortak koşarlar.
Elmalılı Hamdi Yazıren ayrışan
Bununla beraber insanlara bir keder dokunduğu zaman her şeyden geçerek Rablerine yalvarır, dua ederler; sonra tarafından bir rahmet tattırıverdiği zaman da bakarsın onlardan bir kısmı tutar, O Rablerine ortak koşarlar.
Yaşar Nuri Öztürk
İnsanlara bir zorluk dokunduğunda, Rablerine yönelerek O'na yakarırlar. Sonra onlara bir rahmet tattırınca bakarsın ki, içlerinden bir grup Rablerine ortak koşuyor.
Süleyman Ateş
İnsanlara bir zarar dokundu mu, Rablerine yönelerek O'na yalvarırlar. Sonra (Rableri), onlara kendinden bir rahmet taddırınca, hemen onlardan bir grup, Rablerine ortak koşarlar.
Diller arası (7 dil)ıraksama 12.7%
İngilizce
And when adversity touches the people, they call upon their Lord, turning in repentance to Him. Then when He lets them taste mercy from Him, at once a party of them associate others with their Lord
Fransızca
Et quand un mal touche les gens, ils invoquent leur Seigneur en revenant à Lui repentants. Puis s'Il leur fait goûter de Sa part une miséricorde, voilà qu'une partie d'entre eux donnent à leur Seigneur des associés
İspanyolca
Cuando una desgracia azota a la gente, invocan a su Señor arrepentidos. Pero cuando los agracia con Su misericordia, un grupo de ellos atribuye divinidades a su Señor [en la adoración]
Rusça
Когда людей касается зло, они начинают взывать к своему Господу, обращаясь к Нему с раскаянием. А затем, когда Он дает им вкусить милость от Него, часть из них начинает приобщать сотоварищей к своему Господу
Endonezce
Dan apabila manusia ditimpa oleh suatu bahaya, mereka menyeru Tuhannya dengan kembali (bertobat) kepada-Nya, kemudian apabila Dia memberikan sedikit rahmat-Nya641) kepada mereka, tiba-tiba sebagian mereka mempersekutukan Allah
Bengalce
মানুষকে যখন দুঃখ-কষ্ট স্পর্শ করে, তখন তারা তাদের পালনকর্তাকে আহবান করে তাঁরই অভিমুখী হয়ে। অতঃপর তিনি যখন তাদেরকে রহমতের স্বাদ আস্বাদন করান, তখন তাদের একদল তাদের পালনকর্তার সাথে শিরক করতে থাকে
Çince
人们遭难的时候,祈祷他们的主,同时归依他。当他使他们尝试他的恩惠的时候,他们中的一部分人,立刻以物配主,
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Müşriklere; fakirlik, hastalık, kuraklık gibi sıkıntılı bir durum isabet etse kendilerine isabet edeni kaldırması için yalnızca Rableri olan Allah -Subhanehu ve Teâlâ-'ya boyun bükerek ve yönelerek dönerler. Sonra onlara rahmet ederek kendilerine isabet edeni kaldırdığında, onlardan bir grup dua ederken başkaları da Allah Teâlâ'ya ortak koşmaya geri dönerler.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
33- İnsanların başına bir sıkıntı gelince Rablerine yönelerek O’na dua ederler. Sonra onlara katından bir rahmet tattırınca bakarsın ki onlardan bir grup Rablerine ortak koşar. 34- Böylece kendilerine verdiklerimize nankörlük ederler. (Geçici dünyadan) faydalanın bakalım, yakında bileceksiniz. 35- Yoksa Biz onlara kesin bir delil indirdik de o, onlara ortak koşmalarını mı söylüyor? 33. “İnsanların başına” hastalık yahut helâk olmak korkusu vb. “bir sıkıntı gelince Rablerine yönelerek O’na dua ederler.” Bu sıkıntılarını Allah’tan başka giderecek kimse olmadığını kesinlikle bildiklerinden dolayı bu halde Allah’a koştukları ortakları unuturlar. “Sonra onlara katından bir rahmet tattırınca” hastalıklarından sonra şifa verir, korkularından sonra güven verirse “bakarsın ki onlardan bir grup” kendilerinden sadır olan bu Allah’a yönelişi terk edip boşa çıkartırlar ve “Rablerine ortak koşarlar.” Kendilerini sıkıntıdan kurtaramayan, onlara fayda sağlayamayan, onları fakir de zengin de kılamayan varlıkları O’na ortak koşarlar. 33. Bütün bunlar ise Allah’ın kendilerine verdiklerine, O’nun lütuf ve ihsanlarına karşı bir nankörlüktür. Çünkü onları darlık ve sıkıntıdan kurtarmış, içinde bulundukları meşakkatleri gidermiştir. O halde onların bu üstün ve değerli nimete karşı şükretmeleri ve bütün hallerde yalnızca O’na ihlâsla ibadet etmeleri gerekmez mi? 35. “Yoksa Biz onlara kesin bir delil” apaçık bir belge “indirdik de o” bu indirdiğimiz delil “onlara ortak koşmalarını mı söylüyor?” Şirkiniz üzere sebat gösterin, şirkinizi sürdürün mü diyor? Sizin izlemekte olduğunuz bu yol gerçektir, peygamberlerin davet ettikleri yol ise batıldır, mı diyor? Acaba onların elinde böyle bir delil var da bu delil, onların şirke böylece sıkı sıkıya sarılmalarını mı gerektiriyor? Yoksa akli ve nakli deliller, semavî kitaplar, şerefli peygamberler, insanların önderleri bunu en ileri derecede yasaklamış, buna götüren yolları izlemekten sakındırmış, böyle bir suçu işleyenlerin akıllarının ve dinlerinin bozuk olduğuna hüküm mü vermişledir? Bunların delilsiz ve belgesiz olarak ortak koşmaları, ancak nefislerinin, hevâlarının ve şeytanların saptırmalarının bir neticesidir.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
İnsan psikolojisi ile ilgili önemli iki hal ve tavra yer verilen bu âyetlerde, darlığa düşen ve kendi aczini ayan beyan gören insanların son ve vazgeçilmez sığınağın ilâhî rahmet olduğunu anladıkları ve içtenlikle Allah’a yalvardıkları; rahata kavuştuklarında ise bir kısmının daha önceki hallerini tamamen unutup bu sonucu kendilerine veya Allah’tan başka varlıklara izâfe etmeye kalkıştıkları, hatta Allah’a ortak koşmaya varacak nankörlükler ettikleri belirtilmekte, bu tutumun hiçbir haklı gerekçesi bulunmadığına ve böyle kimselerin âkıbetinin hiç de zannettikleri gibi olmayacağına dikkat çekilmektedir. 34. âyetin “Kendilerine verdiklerimize nankörlük etsinler bakalım!” şeklinde tercüme edilen kısmını, cümledeki yeriyle ilgili farklı değerlendirmelere göre, “Kendilerine verdiklerimize nankörlük etsinler diye” veya “Kendilerine verdiklerimizin sonucu olarak nankörlük ederler” şeklinde de çevirmek mümkündür (Şevkânî, IV, 258). 35. âyeti “Yoksa onlara bir kanıt indirmişiz de, o mu şirk koşmalarını söylüyor?” şeklinde çevirmek lafza daha uygun olup meâlde bu tercih edilmiştir. “Konuşma, söyleme” anlamına gelen fiil burada mecaz olarak kullanılmıştır, öznesi “delil, kanıt” olunca, “O delil bunu mu gösteriyor, bu fikri mi destekliyor?” mânasına gelir (Zemahşerî, III, 204). Bazı müfessirler 36. âyetteki ifade akışından “insanlara bir nimet tattırıldığında buna sevinmeleri”nden olumsuz biçimde söz edildiği anlamı çıktığını düşündükleri için, bunun Allah’ın lutfundan ötürü sevinç duymanın kötü görüldüğü mânasına gelmediğini, burada “sevinme”nin, şımarıkça bir tavır sergileme mânasında kullanıldığını belirtirler. Ayrıca, Yûnus sûresinin 58. âyetinde ifade buyurulduğu üzere Allah’ın nimetleri ve lutfundan dolayı sevinmenin, O’na derin minnet duygusu ve samimi şükür eşliğinde olduğu takdirde, Allah Teâlâ’nın hoşnutluğunu kazanmaya vesile olacağını hatırlatırlar. İbn Âşûr ise, âyetin zâhirine göre, buradaki sevinmeyi şımarıklık etme şeklinde açıklamaya gerek bulunmadığını ve âyetin şöyle yorumlanmasının uygun olacağını savunur: Allah’ın lutuflarına mazhar olduklarında nasıl ki bunun sona erebileceğini hatırlarından dahi geçirmiyorlarsa, aynı tutumun mantıkî sonucu olarak, başlarına sıkıntı geldiğinde de bunun ortadan kalkacağı ümidini yitirmemeleri ve sabretmeleri gerekirdi; oysa onlar hemen ümitsizliğe düşmektedirler (XXI, 100).
Rûm Suresi 33. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Müşriklere; fakirlik, hastalık, kuraklık gibi sıkıntılı bir durum isabet etse kendilerine isabet edeni kaldırması için yalnızca Rableri olan Allah -Subhanehu ve Teâlâ-'ya boyun bükerek ve yönelerek dönerler. Sonra onlara rahmet ederek kendilerine isabet edeni kaldırdığında, onlardan bir grup dua ederken başkaları da Allah Teâlâ'ya ortak koşmaya geri dönerler.