Önceki ayet· 28:57Sonraki ayet· 28:59

Kasas Suresi 58. Ayet· 28:58

↗ Kasas suresi
Mekki
وَكَمۡ أَهۡلَكۡنَا مِن قَرۡيَةِۭ بَطِرَتۡ مَعِيشَتَهَاۖ فَتِلۡكَ مَسَٰكِنُهُمۡ لَمۡ تُسۡكَن مِّنۢ بَعۡدِهِمۡ إِلَّا قَلِيلٗاۖ وَكُنَّا نَحۡنُ ٱلۡوَٰرِثِينَ
Nimet ve refaha karşı nankörlük eden nice şehri yok etmişizdir. İşte yerleri! Kendilerinden sonra pek az kimseler oturabilmiştir. Oralara Biz varis olmuşuzdur
Meal ihtilafı: 5% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
Nimet ve refaha karşı nankörlük eden nice şehri yok etmişizdir. İşte yerleri! Kendilerinden sonra pek az kimseler oturabilmiştir. Oralara Biz varis olmuşuzdur
Elmalılı Hamdi Yazır
Biz, maişetleriyle şımarmış nice memleketi helak etmişizdir. İşte yerleri! Kendilerinden sonra oralarda pek az oturulabilmiştir. Onlara biz varis olmuşuzdur.
Yaşar Nuri Öztürk
Yaşayışı şımarıklık ve gösterişe yol açmış nice kenti helâk ettik biz. İşte yerleri yurtları! Onlardan sonra oralarda çok az oturuldu. Biziz Vâris olanlar/mirasçılar, biz!
Süleyman Ateş
Biz refah içinde şımarmış nice kenti helak ettik. İşte şunlar, onların meskenleri, onlardan sonra oralarda pek az oturuldu. Onlara hep biz varis olduk (hepsi bize kaldı).
Diller arası (7 dil)ıraksama 12.9%
İngilizce
And how many a city have We destroyed that was insolent in its [way of] living, and those are their dwellings which have not been inhabited after them except briefly. And it is We who were the inheritors
Fransızca
Et combien avons-Nous fait périr de cités qui étaient ingrates (alors que leurs habitants vivaient dans l'abondance), et voilà qu'après eux leurs demeures ne sont que très peu habitées, et c'est Nous qui en fûmes l'héritier
İspanyolca
¡Cuántos pueblos destruí porque no agradecían el favor en que vivían! Observen sus viviendas: no volvieron a ser habitadas después de ellos, salvo brevemente. Yo fui Quien las heredó
Rusça
Сколько селений, которых обуяла гордыня из-за дарованных им средств, Мы погубили! Вот их жилища, в которых никто не проживает после них, за исключением немногих. Мы унаследовали все это
Endonezce
Dan betapa banyak (penduduk) negeri yang sudah bersenang-senang dalam kehidupannya yang telah Kami binasakan, maka itulah tempat kediaman mereka yang tidak didiami (lagi) setelah mereka, kecuali sebagian kecil. Dan Kamilah yang mewarisinya
Bengalce
আমি অনেক জনপদ ধবংস করেছি, যার অধিবাসীরা তাদের জীবন যাপনে মদমত্ত ছিল। এগুলোই এখন তাদের ঘর-বাড়ী। তাদের পর এগুলোতে মানুষ সামান্যই বসবাস করেছে। অবশেষে আমিই মালিক রয়েছি।
Çince
我曾毁灭许多城市,那些城市里的居民,过一种骄奢的生活。这些是他们的居住地,从他们灭亡后,除很少的时间外,无人居住;我是他们的继承者。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Yüce Allah’ın üzerlerine olan nimetlerini inkâr eden, günah ve isyanlarda haddi aşmış ne kadar da çok şehirler vardır. Biz de üzerlerine azap gönderdik ve o azapla onları helak ettik. Onların yaşadığı yurtlar; helak olan halkının ardından az bir yolcu geçmesinin dışında içinde hiç kimsenin ikamet etmediği, izleri silinip gitmiş meskenlerdir. Göklerde, yeryüzünde ve bu ikisinin içinde bulunanlara varis/mirasçı olan mirasçılar bizlerdik.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
57- Dediler ki:“Seninle birlikte hidâyete uyarsak yerimizden-yurdumuzdan ediliriz.” Halbuki onları tarafımızdan bir rızık olmak üzere her türden ürünlerin getirilip toplandığı, güven dolu ve saygın/dokunulmaz o yere biz yerleştirmedik mi? Fakat onların çoğu bilmezler. 58- Biz (rahat) yaşamlarından dolayı şımarmış nice ülkeleri helâk ettik. İşte meskenleri! Oralarda onlardan sonra çok az oturulmuştur. (Hepsine) Biz varis olduk. 59- Rabbin, ülkelerin ana şehirlerine ahalisine âyetlerimizi okuyan bir peygamber göndermedikçe onları helâk etmez. Biz, ancak halkı zalim olan ülkeleri helâk etmişizdir. 57. Şanı Yüce Allah, Kureyşliler ile Mekke ahalisinden yalanlayıcıların o yüce Rasûle şöyle dediklerini haber vermektedir:“Seninle birlikte hidâyete uyarsak” öldürülmek, esir edilmek, mallarımızın talan edilmesi sureti ile “yerimizden-yurdumuzdan ediliriz.” Çünkü insanlar sana düşmanlık ve muhalefet etmiş bulunuyorlar. Biz sana uyacak olursak, bütün insanların düşmanlığına maruz kalırız. Oysa bizim onlara karşı koyacak gücümüz yok. nların söyledikleri bu sözler, Allah hakkında kötü zan beslediklerini, Allah’ın; dinini zafere ulaştırmayacağını, sözünü yüceltmeyeceğini, aksine dinine mensup kimselerin aleyhine diğer insanlara imkân ve iktidar vererek onları en kötü işkencelere maruz bırakacağını zannettiklerini ve bu batıl zanlarının gereği olarak da batılın hakka üstün geleceğini düşündüklerini göstermektedir. Yüce Allah da insanlar arasında sadece kendilerine özel olarak ihsan ettiği hallerini açıklayarak şöyle buyurmaktadır:“Halbuki onları tarafımızdan bir rızık olmak üzere her türden ürünlerin getirilip toplandığı, güven dolu ve saygın/dokunulmaz o yere biz yerleştirmedik mi?” Biz, onlara gidip gelenlerin pek çok olduğu, ziyaretçilerin gelip ziyaret ettikleri o Harem bölgesinde yerleştirip onları türlü imkânlarla donatmadık mı? Ki uzak, yakın herkes bu Hareme saygı duymaktadır. Orada bulunanlar tedirgin edilmez, az olsun çok olsun mallarına dokunulmaz ve küçük görülmezler. Halbuki çevrelerinde bulunan bütün yerleri dört bir yandan korku kuşatmış bulunuyor, ahalileri güven ve huzur içinde değildirler. halde bunlar başkalarının sahip olmadıkları bu tam güvenlik, kendilerine rızık olmak üzere her bir yandan gelen ve bolluk içerisinde yaşamalarını sağlayan mahsullerden, yiyeceklerden ve mallardan oluşan bu pek bol rızık dolayısı ile Rablerine hamd etsinler. Bu güvenliklerinin, bolluklarının, rahat yaşayışlarının kemale ermesi için bu şerefli rasûle tâbi olsunlar. Sakın onu yalanlamasınlar. Sahip oldukları nimetler dolayısı ile şımarmasınlar. O vakit güvenlikleri korkuya, güç ve kuvvetleri zillete, zenginlikleri de fakirliğe dönüştürülür. nedenle Yüce Allah onları, kendilerinden önceki ümmetlere yaptıklarını hatırlatarak tehdit etmekte ve şöyle buyurmaktadır: 58. “Biz (rahat) yaşamlarından dolayı şımarmış nice ülkeleri helâk ettik.” O ülke ahalisi, bol geçimleri sebebiyle böbürlendiler, onlarla meşgul olup oyalandılar da peygamberlere iman etmediler. Allah da onları helâk etti. Onların bu nimetlerini ellerinden aldı ve onlara azabını gönderdi. “İşte meskenleri! Oralarda onlardan sonra çok az oturulmuştur.” Çünkü helâk onlara peş peşe gelmiş ve ardı arkasına yok edilmişlerdir. Onlardan sonra da meskenleri ıpıssız kalmıştır. ullara “Biz varis olduk.” Onları öldürürüz de kendilerini faydalandırdığımız bütün nimetler de Bize döner. Sonra onları huzurumuza getirir ve amellerinin karşılığını onlara veririz. 59. Kendilerine peygamber göndermeksizin ve onlara karşı delilleri ortaya koymaksızın sırf küfürleri sebebi ile ümmetleri azaba uğratmamak, Yüce Allah’ın hikmet ve rahmetinin bir tecellisidir. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Rabbin ülkelerin ana şehirlerine” yani insanların gidip geldikleri kasaba ve şehirlerine, onların etrafında bulunanların orada ihtiyaçlarını karşıladıkları ve orada olup bitenden haberdar oldukları yerlere “ahalisine” peygamberin getirdiğinin doğruluğuna ve kendilerini çağırdığı davetin gerçekliğine delil teşkil edecek “âyetlerimizi okuyan” ve böylelikle sözleri uzaktakine de yakındakine de ulaşan “bir peygamber göndermedikçe” sırf küfür ve zulümleri sebebi ile “onları helâk etmez.” Oysa uzak, kıyıda köşede kalmış şehirlere peygamber gönderilmesi halinde böyle olmaz. Böyle bir durumda okunan âyetlerin pek çoğuna gizli kalması ihtimali vardır. Ayrı oranın insanlarının kaba ve katı kimseler olması da çok büyük ihtimaldir. Ana şehirlerde ise bu tür meseleler kolayca açığa çıkıp yayılır, kimseye gizli kalmaz ve çoğunlukla onların ahalisi diğerlerine göre daha az kaba ve katı kimselerdir. “Biz ancak halkı” küfür ve masiyetlerle “zalim olan” ve cezayı hak eden “ülkeleri helâk etmişizdir.” Hülasa Allah kime azap ederse mutlaka zulmü sebebi ile ve ona karşı delili ortaya koyduktan sonra azap eder.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Güçlerine ve servetlerine güvenip şımaran, azan ve inkârcılıkta direnen bazı eski toplulukların tarih sahnesinden silinmiş oldukları hatırlatılarak insanlık uyarılmaktadır. Helâk olan o şımarık toplulukların izleri gösterilmekte, onlardan sonra buraların terkedildiği, harap olduğu ve ancak pek azında insanların oturabildiği belirtilmektedir. Bazı tefsirlere göre ise helâk olan kavimlerin yurtlarında insanların çok kısa bir süre veya çok az kimsenin barındığı bildirilmektedir. Bunlar, o kalıntılarda kısa bir süre için konaklayarak dinlendikten sonra kalkıp giden yolculardır (Râzî, XXV, 5; Şevkânî, IV, 174; İbn Âşûr, XX, 151; ayrıca bk. En‘âm 6/6). Bununla birlikte insanlara Allah’ın âyetlerini okuyup onları yeteri kadar aydınlatacak ve doğru ile eğrinin ne olduğunu gösterecek bir peygamber göndermeden Allah’ın, herhangi bir ülke halkını –haksızlığa, taşkınlığa sapmadıkça– helâk etmeyeceğini haber vermektedir (bu konuda bilgi için bk. İsrâ 17/15). “Hepsi bize kalmıştır” cümlesi belde halkı helâk olduktan sonra yurtlarına vâris olacak kimsenin kalmadığına, dolayısıyla beldelerin ıssız ve sahipsiz kaldığına işaret etmekte, ayrıca mülkün hakiki sahibinin Allah Teâlâ olduğu gerçeğine imada bulunmaktadır. “Merkez” diye çevirdiğimiz “üm” kelimesi gönderilen peygamberin ümmetine ait şehirlerin en büyüğü ve en ünlüsünü ifade eder. Nitekim Hz. Peygamber, yörenin en önemli beldesi olan Mekke’de gönderilmiştir. Büyük şehirlerin tercih edilmesinin sebebi, oralarda dinî tebliğe muhatap olacak istidatlı (farklı kabiliyetler taşıyan) kimselerin daha çok bulunması ihtimalidir.
Kasas Suresi 58. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Yüce Allah’ın üzerlerine olan nimetlerini inkâr eden, günah ve isyanlarda haddi aşmış ne kadar da çok şehirler vardır. Biz de üzerlerine azap gönderdik ve o azapla onları helak ettik. Onların yaşadığı yurtlar; helak olan halkının ardından az bir yolcu geçmesinin dışında içinde hiç kimsenin ikamet etmediği, izleri silinip gitmiş meskenlerdir. Göklerde, yeryüzünde ve bu ikisinin içinde bulunanlara varis/mirasçı olan mirasçılar bizlerdik.