Diyanet İşlerien ayrışan
Hilelerinin sonunun nasıl olduğuna bir bak! Biz onları ve milletlerini, hepsini, yerle bir ettik
Elmalılı Hamdi Yazır
İşte bak! Tuzaklarının akibeti nice oldu: Onları da, kavimlerini de toptan helak ettik.
Yaşar Nuri Öztürk
Bir baksana nasıl oldu tuzaklarının sonu! İşte, onları da topluluklarını da hep birlikte yere geçirdik.
Süleyman Ateşen ayrışan
Bak, işte tuzaklarının sonucu nasıl oldu, (nasıl) biz onları ve kavimlerini toptan yıktık, yok ettik.
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
-Ey Resul!- Kurmuş oldukları tuzaklarının ve planlarının sonu nasıl oldu? Bir bak! Muhakkak ki biz, onları ve toplumlarını kendi katımızdan bir azapla tamamen yok ettik.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
45- Andolsun ki Semûd’a “Allah’a ibadet edin” diye (çağrıda bulunması için) kardeşleri Salih’i gönderdik. Birden onlar, birbirleri ile çekişen iki fırkaya bölündüler. 46- Dedi ki:“Ey kavmim! İyilik dururken ne diye kötülükte acele ediyorsunuz? Merhamete nail olmak ümidiyle Allah’tan mağfiret dileseniz ya?” 47- Dediler ki:“Sen ve sana uyanlar bize uğursuzluk getirdiniz.” Dedi ki: “Sizin uğursuzluk (saydığınız şey), Allah katında (takdir edilmiştir). Bilakis siz, sınanan bir toplumsunuz.” 48- O şehirde, yeryüzünde bozgunculuk yapıp da ıslâha çalışmayan dokuz kişi vardı. 49- Onlar, kendi aralarında Allah adına yemin ederek dediler ki:“Andolsun Salih’e ve ailesine gece baskın yapacağız, sonra da velisine: Biz, onun ailesi öldürüldüğü sırada orada değildik. Gerçekten biz, doğru söylüyoruz, diyeceğiz.” 50- Onlar bir tuzak kurdular. Biz de bir tuzak kurduk, fakat onlar farkında bile değillerdi. 51- Tuzaklarının âkıbeti nasıl oldu bir bak: Biz onları da kavimlerini de hep birlikte helâk ettik. 52- İşte zulümleri sebebiyle onların harabeye dönmüş ıssız evleri! Şüphesiz bunda bilen bir toplum için bir ibret vardır. 53- İman edenleri ve korkup sakınmakta olanları da kurtardık.
45. Yüce Allah, bilinen kabile olan Semûd’a neseben kardeşleri Sâlih aleyhisselam’ı peygamber olarak gönderdiğini, onun da onlara yalnızca Allah’a ibadet ederek putları ve koştukları ortakları terk etmelerini emrettiğini haber vermektedir. “Birden onlar” kimi mü’min, kimi kâfir -ki çoğu böyle idi- olmak üzere “birbirleri ile çekişen iki fırkaya bölündüler.”
46. “Dedi ki: Ey kavmim! İyilik dururken ne diye kötülükte acele ediyorsunuz?” Niçin hallerinizin düzelmesine, dini ve dünyevi işlerinizin salah bulmasına sebep teşkil edecek olan iyilikleri işlemek yerine kötülükler işlemekte acele ediyor ve bunun için özel bir gayret harcıyorsunuz? Oysa kötülükleri işlemeye yönelmenizi gerektirecek herhangi bir husus bulunmamaktadır. Şirkinizden ve isyanınızdan tevbe ederek, günahlarınızı bağışlamanızı isteyerek ve “merhamete nail olmak ümidiyle Allah’tan mağfiret dileseniz ya?” Çünkü Allah’ın rahmeti, ihsan sahiplerine pek yakındır. Günahlarından tevbe edenler de ihsan sahiplerindendir.
47. Kavmi, peygamberleri Sâlih’e karşı çıkarak ve onu yalanlayarak “dediler ki: Sen ve sana uyanlar bize uğursuzluk getirdiniz.” Kahrolasıcalar! Salih’in yüzünden hayır görmediklerini, onun ve beraberindeki mü’minlerin, kendi dünyevi isteklerinin gerçekleşmesine engel olduklarını iddia ettiler. âlih aleyhisselam da onlara “dedi ki: “Sizin uğursuzluk (saydığınız musietler), Allah katında (takdir edilmiştir).” Yani Allah’ın başınıza getirdiği musibetlerin sebebi, sizin günahlarınızdır. “Bilakis siz” darlıkla, bollukla, hayırla ve şerle aklınızı başınıza alıp tevbe edecek misiniz, etmeyecek misiniz diye “sınanan bir toplumsunuz.” İşte peygamberlerini yalanlamakta tutturdukları yol ve ona verdikleri karşılık bu idi.
48. Sâlih aleyhisselam’ın içinde bulunduğu ve kavminin büyük çoğunluğunu barındıran “o şehirde, yeryüzünde bozgunculuk yapıp da ıslâha çalışmayan dokuz kişi vardı.” Yani onların sıfatı, yeryüzünde bozgunculuk çıkartmaktı. Islah gibi herhangi bir maksatları ve buna yönelik bir davranışları yoktu. Onlar Sâlih’e düşmanlık etmek, dinine dil uzatmak ve kendi kavimlerini de böyle davranmaya çağırmak için gerekli hazırlıklarını yapmışlardı. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Artık Allah’tan korkun ve bana itaat edin. Şu yeryüzünde bozgunculuk yapıp da ıslâha çalışmayan günahkârların emrine de itaat etmeyin.”(eş-Şuara, 26/150-152)
49. Onlar, bu çirkin hallerini sürdürdüler ve ihâyet bu düşmanlıkları sonucunda “kendi aralarında” her birisi diğerine “Allah adına yemin ederek dediler ki: Andolsun Salih’e ve ailesine gece baskın yapacağız” gece gidip onları öldüreceğiz. “Sonra da velisine” bize karşı çıkıp bizim hakkımızda davacı olacak ve bizim onları öldürdüğümüzü iddia edecek olursa, biz bunu inkâr edeceğiz ve yemin edip:“Biz, onun ailesi öldürüldüğü sırada orada değildik. Gerçekten biz, doğru söylüyoruz, diyeceğiz.” Böylece kendi aralarında anlaştılar.
50. “Onlar bir tuzak kurdular.” Sâlih’i ve aile halkını öldürmek üzere -yakınlarından çekindikleri için kavimlerinden bile gizlice- plan kurdular. “Biz de” peygamberimiz Salih’e yardım edip işini kolaylaştırmak ve yalanlayan kavmini helâk etmek üzere “bir tuzak kurduk, fakat onlar farkında bile değillerdi.”
51. “Tuzaklarının âkıbeti nasıl oldu bir bak!” Maksatları gerçekleşti mi? Onlar, bu kurdukları planlarla istediklerini elde edebildiler mi yoksa planları aleyhlerine mi işledi? Tabii ki aleyhlerine oldu zira “biz onları da kavimlerini de hep birlikte helâk ettik.” Onları kökten imha ettik. Gelen azap çığlığı ile onlardan tek bir kimse geride kalmamak üzere helâk oldular.
52. “İşte zulümleri sebebiyle onların harabeye dönmüş ıssız evleri!” Yani zulümlerinin, Allah’a ortak koşmalarının ve yeryüzünde azgınlık etmelerinin sonucu olarak evlerinin duvarları çatıları üzerine çökmüş, orada daha önce yaşayanlardan hiçbir kimse kalmamış, ıssızlaşmış. Artık orada konup göçen kimse de yok. “Şüphesiz bunda” hakikatleri “bilen” ve Yüce Allah’ın gerçek dostlarına da düşmanlarına da yaptıklarını düşünen ve bundan ibret alan “bir toplum için” zulmün âkıbetinin yok olmak, helâk edilmek, imanın âkıbetinin ise adalet, kurtuluş ve umduğuna nail olmak olduğunu bilen kimseler için “bir ibret vardır.”
53. Yani biz Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe, hayrı ve şerriyle kadere iman eden, Allah’a ortak koşmaktan ve masiyetlerden sakınan, O’na itaat olan işleri yapan ve peygamberlerine de itaat edip uyan takvâ sahiplerini kurtardık.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Semûd kavmi ve Sâlih peygamber hakkında daha önce ilgili yerlerde bilgi verilmişti (bk. A‘râf 7/73-79; Hûd 11/61-68; Şuarâ 26/141-159). Müfessirler, 45. âyette birbiriyle çekiştiği bildirilen iki gruptan birinin Sâlih peygambere iman eden güçsüzler ve zayıflar, diğerinin ise ona inanmayan güçlü, mağrur kimseler olduğunu belirtmişlerdir (bk. Taberî, XIX, 170; ayrıca krş. A‘râf 7/75). 48. âyette geçen şehirden maksat Hz. Sâlih’in yaşadığı ve peygamber olarak görev yaptığı Hicr şehridir (bk. Hicr 15/80; Taberî, XIX, 172). Bu şehirdeki dokuz elebaşından oluşan bir grup, geceleyin bir baskınla, uğursuz saydıkları Sâlih aleyhisselâm ve ailesini öldürüp yok etmeyi (peygamber ve ona inananların inkârcılar tarafından uğursuz sayılması hakkında bk. A‘râf 7/131); kan davasında bulunacak olan akrabasına da, “Biz Sâlih ailesinin yok edilişi sırasında orada değildik” veya farklı kıraate göre, “Onun ailesini kimin öldürdüğünü görmedik” demeyi planlamıştır. Onlar bu planları kurarlarken Sâlih kendisine inananlarla birlikte yurdu terkedip kurtulmuş, Semûd kavmi ise şiddetli bir depremle yok olup gitmiştir (bk. A‘râf 7/78; Hûd 11/66-67).
Bu kıssada Hz. Peygamber için bir teselli, Kureyş müşrikleri için de bir ikaz vardır. Çünkü Semûd kavminin Sâlih peygamber hakkında düşündüklerinin aynını, Kureyşliler Hz. Peygamber hakkında düşünmüşler ve onu yok etme teşebbüsünde bulunmuşlardır (bilgi için bk. Enfâl 8/30).