Önceki ayet· 26:226Sonraki ayet· 27:1

Şuarâ Suresi 227. Ayet· 26:227

↗ Şuarâ suresi
Mekki
إِلَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَعَمِلُواْ ٱلصَّـٰلِحَٰتِ وَذَكَرُواْ ٱللَّهَ كَثِيرٗا وَٱنتَصَرُواْ مِنۢ بَعۡدِ مَا ظُلِمُواْۗ وَسَيَعۡلَمُ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوٓاْ أَيَّ مُنقَلَبٖ يَنقَلِبُونَ
Ancak inanıp yararlı iş işleyenler, Allah'ı çok çok ananlar ve haksızlığa uğratıldıklarında haklarını alanlar bunun dışındadır. Haksızlık eden kimseler nasıl bir yıkılışla yıkılacaklarını anlayacaklardır
Meal ihtilafı: 5% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Ancak inanıp yararlı iş işleyenler, Allah'ı çok çok ananlar ve haksızlığa uğratıldıklarında haklarını alanlar bunun dışındadır. Haksızlık eden kimseler nasıl bir yıkılışla yıkılacaklarını anlayacaklardır
Elmalılı Hamdi Yazıren ayrışan
Ancak iman edip iyi ameller işleyenler, Allah'ı çok çok ananlar ve haksızlığa uğratıldıklarında kendilerini savunanlar müstesna; haksızlık edenler, hangi dönüşe (hangi akibete) döndürüleceklerini yakında bileceklerdir.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
İman edip barışa/hayra yönelik işler yapanlar, Allah'ı çok ananlar ve zulme uğratıldıktan sonra başarıya ulaşanlar böyle değillerdir. Zulmedenler, hangi devrime uğrayıp baş aşağı döneceklerini yakında bilecekler.
Süleyman Ateş
Ancak inananlar, iyi işler yapanlar, Allah'ı çok ananlar ve kendilerine zulmedildikten sonra (rakiplerine) üstün gelmeğe çalışanlar böyle değildir. Zulmedenler, yakında nasıl bir devrime uğrayıp devrileceklerini bileceklerdir!
Diller arası (7 dil)ıraksama 14.0%
İngilizce
Except those [poets] who believe and do righteous deeds and remember Allah often and defend [the Muslims] after they were wronged. And those who have wronged are going to know to what [kind of] return they will be returned
Fransızca
à part ceux qui croient et font de bonnes œuvres, qui invoquent souvent le nom d'Allah et se défendent contre les torts qu'on leur fait. Les injustes verront bientôt le revirement qu'ils [éprouveront]
İspanyolca
Excepto los creyentes de entre ellos que obran correctamente, mencionan mucho a Dios [en sus poesías], y responden con ellas a los agravios [de los poetas que se negaron a creer y ofendían en sus poesías a Mujámmad y al Islam]. Ya verán quienes hayan sido injustos, cuál será su destino
Rusça
Это не относится к тем, которые уверовали, совершают праведные деяния, многократно поминают Аллаха и защищаются после того, как с ними поступили несправедливо? А те, которые поступают несправедливо, скоро узнают, куда они вернутся
Endonezce
kecuali orang-orang (penyair-penyair) yang beriman dan berbuat kebajikan dan banyak mengingat Allah dan mendapat kemenangan setelah terzalimi (karena menjawab puisi-puisi orang-orang kafir). Dan orang-orang yang zalim kelak akan tahu ke tempat mana mereka akan kembali
Bengalce
তবে তাদের কথা ভিন্ন, যারা বিশ্বাস স্থাপন করে ও সৎকর্ম করে এবং আল্লাহ কে খুব স্মরণ করে এবং নিপীড়িত হওয়ার পর প্রতিশোধ গ্রহণ করে। নিপীড়নকারীরা শীঘ্রই জানতে পারবে তাদের গন্তব্যস্থল কিরূপ।
Çince
惟信道而行善并多记念安拉,而且在欺压之后从事自卫的人除外,不义者,将来就知道他们获得什么归宿。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Ancak şairlerden iman edenler, salih ameller işleyenler ve Allah Teâlâ'yı çokça zikreden, Hassân bin Sabit -radyallahu anh- gibi kendisine zulmedildikten sonra Allah'ın düşmanlarından intikam alan/(şiir ile) onlara galip gelen şairler hariçtir. Allah'a şirk koşarak ve O'nun kullarına haksızlık ederek zulmedenler nereye döneceklerini bilecekler. Çok büyük bir yere ve ince bir hesaba dönecekler.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
221- Size şeytanların, kimin üzerine indiğini haber vereyim mi? 222- Her günahkâr yalancı üzerine inerler. 223- O (şeytanlar semada meleklerden) işittiklerini (ona) iletirler ve onların çoğu yalan söylerler. 224- Şairlere de azgınlar uyar. 225- Görmez misin ki onlar her bir vadide şaşkınca dolaşırlar? 226- Ve yapmadıkları şeyleri söylerler. 227- Ancak iman edip salih ameller işleyen, Allah’ı çokça zikreden ve zulme uğradıktan sonra haklarını alanlar müstesnâ. Zulmedenler, yakında nasıl bir yere döneceklerini bilecekler. 221. “Size şeytanların kimin üzerine indiğini haber vereyim mi?” Hakkında herhangi bir şüphe ve tereddüt söz konusu olmaksızın şeytanların kimin üzerine indirildiğini, yani üzerlerine şeytanın ineceği şahısların niteliklerini haber vereyim mi? 222. Şeytanlar çokça yalan söyleyen, batıl iftiralarda bulunan “yalancı” ve fiillerinde “günahkâr”, masiyetleri pek çok olan kimseler “üzerine inerler.” İşte şeytanların üzerine indiği ve hali şeytanların haline uygun düşen kimseler bunlardır. 223. “O (şeytanlar)” semadan kulak hırsızlığı yoluyla dinledikleri şeyleri o günahkar yalancı kimseye “iletirler” ve bunu ona telkin ederler, “ve onların çoğu yalan söylerler.” Ona telkin ettikleri sözlerin çoğu da yalandır. Bir tane doğru söylese de ona yüz de yalan katar. Böylelikle hak batıla karışır. Gerek oran itibariyle azlığı gerekse de bilinmemesi dolayısıyla hak kaybolur gider. İşte üzerlerine şeytanların indiği şahısların ve şeytanların böylelerine yaptığı telkinin niteliği budur. uhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in hali ise bunlardan çok farklıdır. Zira o, doğru sözlüdür, güvenilirdir, asla gerçeğe aykırı konuşmaz. Doğru yolda giden birisidir. Onun kalbi de doğruluk ve iyilikle doludur. Sözü de doğrudur. Fiilleri de haramdan uzak, pek nezih ve temizdir. Allah tarafından üzerine indirilen vahiy de korunmuş ve himaye edilmiş olarak iner, hakkında en ufak bir şüphenin söz konusu olmadığı pek büyük doğruyu ihtiva eder. Hiç -ey akıl sahibi kimseler- onun gösterdiği yol ile üzerlerine şeytanların indiği kimselerin iftiraları aynı olabilir mi? Deli ve temyiz gücü bulunmayan, eşyayı birbirinden ayırt edemeyenler dışında herhangi bir kimse bunlar arasında bir benzerlik olduğunu düşünebilinir mi? 224. Yüce Allah, peygamberlerini üzerine şeytanların inmesinden tenzih ettikten sonra, onun şiirden de uzak olduğunu belirterek şöyle buyurmaktadır:“Şairlere de” yani ben size şairlerin halini ve onların değişmez vasfını da bildireyim mi? Onlara “azgınlar” hidâyet yolundan sapıp azgınlık ve helâk oluşun yoluna yönelmiş olan kimseler “uyar.” Bunlar, kendi özleri itibariyle azgın oldukları gibi her azgın, sapık ve fesat ehli kimselerin onlara tâbi olduklarını görürsün. 225. “Görmez misin ki onlar” azgınlıkları ve ileri derecedeki sapıklıkları dolayısıyla şiir vadilerinden “her bir vadide şaşkınca dolaşırlar.” Kimi zaman över, kimi zaman yererler, kimi zaman aşk şiiri söylerler. Kimi zaman alay ederler. Kimi zaman neşelenir, kimi zaman kederlenirler. Onların istikrarları yoktur. Herhangi bir hal üzere sebat etmezler. 226. “Ve yapmadıkları şeyleri söylerler.” Şairlerin vasfı budur. Onların sözleri ile fiilleri birbirini tutmaz. Şairin ince ve duygulu bir aşk şiiri söylediğini işittiğin vakit onu, insanlar içinde en zorlu aşka tutulmuş biri zannedersin. Halbuki kalbinde ondan eser yoktur. Onun bir övgü ya da yergisini işitecek olursan, Bu doğrudur, dersin. Halbuki yalan söylemektedir. Bazen yapmadığı işlerle övünür. Terk etmediği şeyleri terk ettiğini söyler. Yanına bile yakalaşmadığı cömertliklerini dile getirir. Yiğit süvarilerden daha kahraman olduğunu söylerken korkaklardan daha korkak olduğu görülür vb. İşte onların vasıfları budur. imdi bir bakalım; doğru yol üzere giden, insanlar arasında iyilikleri kendisinde en çok toplayan, doğru ve hidâyet bulmuş herkesin kendisine tâbi olduğu, hidâyet üzere dosdoğru yürüyüp helâk edici yollardan uzak duran, davranışları arasında çelişki bulunmayan, sözleri amellerine zıt düşmeyen, Allah’ın Rasûlü Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in hali hiç böyle midir? O ki hayırdan başkasını emretmez. Kötülükten başkasını da yasaklamaz. O, ne haber vermişse doğrudur. Neyi emretmişse mutlaka emrettiğini ilk yapan odur. Neyi yasaklamışsa herkesten önce o işi o, terk etmiştir. Hiç onun hali şairlerin haline benzer mi? Hatta onları andırır mı? Yoksa onun hali bütün yönleriyle onlarınkinden farklı mıdır? Allah’ın salat ve selamları, peygamberlerin en üstünü, en faziletli şahsiyet olan bu Rasûle olsun ki o, şair de değildir, sihirbaz da değildir, deli de değildir. Ona ancak mükemmellikler yaraşır. 227. Yüce Allah, şairleri belirtilen şekilde nitelendirdikten sonra içlerinde Allah ve Rasûlüne iman edip salih amel işleyenleri, Allah’ı çokça anan, kendilerine zulmetmelerinden sonra Allah düşmanı müşriklerden intikam alan şairleri istisnâ etmektedir. Çünkü bunların şiirleri, salih amellerinden ve imanlarının meyvelerindendir. Zira onların şiirleri, iman ehline övgü içerir, müşrik ve kâfirlerden intikam alır, Allah’ın dinini savunur, faydalı bilgileri açıklayar ve üstün ahlâkî değerlere teşvik eder. “Zulmedenler, yakında nasıl bir yere döneceklerini bilecekler.” Onlar, amellerinin hesabının görüleceği mahşerde bir araya getirileceklerdir. Onlara amellerinden küçük, büyük her şey mutlaka gösterilecektir. Bütün haklar, mutlaka sahiplerine eksiksiz olarak verilecektir. Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun. ***
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
İnkârcılar Kur’an’ın gayb âleminden verdiği haberleri şeytanların ilhamı, nazmını da şiir olarak telakki ediyor, dolayısıyla Hz. Peygamber’e kâhin ve şair diyorlardı. İşte bu âyetler onların bu tür temelsiz iddialarını reddetmekte; inkârcı şairlere gerçekleri arayanlar değil, ancak hevâ ve hevesleri peşinde giden, zevk ve eğlence düşkünlerinin tâbi olacağını bildirmektedir. “Her vadide dolaşmak” her konuya girmek, her konuda söz söylemek demektir. Gerçekten de –müteakip âyette belirtildiği üzere inançlı ve ahlâkî değerlere bağlı olanlar farklı olmakla beraber– öyle şairler de vardır ki bunlar her vadide dolaşır, iyi kötü, eğri doğru her konuya girerek toplumu etkilemeye çalışırlar. Sözleri ile yaptıkları birbirini tutmaz, yapmadıklarını söyler, söylemediklerini yaparlar. Bu sebeple onların peşinden dürüst insanlar değil, ancak sapkınlar gider (Elmalılı, V, 3649-3650). Bu nitelikte olan şiir ve şairle Kur’an ve Peygamber’i karşılaştırmak bile abestir. Kur’an insanların sosyal ve kültürel hayatlarında önemli bir yer işgal eden şiiri ve şairleri mutlak olarak yermemiş, bilâkis şiirin iyisine ve güzeline insanları özendirmiştir. Kur’an’ın üstün ifade gücünü gören Araplar onu şiire benzetmişler, Hz. Peygamber’e de şair demişlerdir (bk. Enbiyâ 21/5; Sâffât 37/36; Tûr 52/30). Bu durum karşısında Kur’an kendisinin ne şair ne de kâhin sözü olduğunu, fakat Allah tarafından indirilmiş ilâhî bir kelâm olduğunu vurgulamış (bk. Hâkka 69/41-42) ve putperestlik döneminin İslâm ilkeleriyle ters düşen şiirini yermiştir. Nitekim 227. âyette özellikleri anlatılan gerçek müminler, müşrik dönem şairlerini yeren yukarıdaki hükmün dışında tutulmuşlardır. Bunlar söyledikleri şiirde gerçekleri dile getirirler; söyledikleriyle yaptıkları birbirine uygundur. Allah’ın birliği esasına dayanan tevhid dininin ilkelerini savunur, Allah’ı zikreder, O’nu yüceltirler. Yaptıkları iyi işlerle hem kendilerinin hem de toplumun yücelmesini ve yükselmesini gözetirler. Zulmün ve haksızlığın karşısında şiirleriyle mücadele verir, hakkı savunurlar. Sahih hadis kaynaklarında yer alan birçok hadiste de iyi maksatla kullanılan şiir, yukarıda kötülenen şiirden istisna edilmiş, hatta özendirilmiştir (bk. Buhârî, “Edeb”, 90; İbn Mâce, “Edeb”, 42). Meselâ Câhiliye döneminin önde gelen şairleri arasında yer alan ve Medine döneminin sonlarına doğru müslüman olan Lebîd b. Râbia’nın, “Bilinmelidir ki Allah’tan başka her şey bâtıldır” anlamındaki mısraı (Dîvân, s. 132), Hz. Peygamber’in “şairlerce söylenmiş en doğru söz” şeklindeki takdirine mazhar olmuştur (Buhârî, “Menâkıbü’l-ensâr”, 26). Kezâ ashâb-ı kirâm arasında Resûl-i Ekrem’in takdirlerini kazanmış başka birçok şair bulunmaktaydı. Bunların başında gelen Hassân b. Sabit’e, “Müşrikleri (şiirlerinle) hicvet, bil ki Cebrâil de seninle beraberdir” buyurmuştur (Buhârî, “Bed’ü’l-halk”, 6, “Megāzî”, 30; Müslim, “Fezâilü’s-sahâbe”, 153; ayrıca bk. Yâsîn 36/69).
Şuarâ Suresi 227. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Ancak şairlerden iman edenler, salih ameller işleyenler ve Allah Teâlâ'yı çokça zikreden, Hassân bin Sabit -radyallahu anh- gibi kendisine zulmedildikten sonra Allah'ın düşmanlarından intikam alan/(şiir ile) onlara galip gelen şairler hariçtir. Allah'a şirk koşarak ve O'nun kullarına haksızlık ederek zulmedenler nereye döneceklerini bilecekler. Çok büyük bir yere ve ince bir hesaba dönecekler.