Önceki ayet· 23:53Sonraki ayet· 23:55

Mü'minûn Suresi 54. Ayet· 23:54

↗ Mü'minûn suresi
Mekki
فَذَرۡهُمۡ فِي غَمۡرَتِهِمۡ حَتَّىٰ حِينٍ
Onları bir süreye kadar sapıklıklarıyla başbaşa bırak
Meal ihtilafı: 5% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
Onları bir süreye kadar sapıklıklarıyla başbaşa bırak
Elmalılı Hamdi Yazır
Sen şimdi onları bir zamana kadar gaflet ve sapıklıkları ile başbaşa bırak!
Yaşar Nuri Öztürk
Artık sen onları bir süreye kadar kendi gafletleri içinde bırak.
Süleyman Ateş
Bir süreye kadar onları, (daldıkları) gafletleri içinde bırak.
Diller arası (7 dil)ıraksama 11.9%
İngilizce
So leave them in their confusion for a time
Fransızca
Laisse-les dans leur égarement pour un certain temps
İspanyolca
Déjalos [¡oh, Mujámmad!, a los que se niegan a creer,] en su confusión por un tiempo [hasta que les llegue su hora]
Rusça
Оставь же их в их невежестве (или слепоте и растерянности) до определенного времени
Endonezce
Maka biarkanlah mereka dalam kesesatannya sampai waktu yang ditentukan
Bengalce
অতএব তাদের কিছু কালের জন্যে তাদের অজ্ঞানতায় নিমজ্জত থাকতে দিন।
Çince
你让他们暂时沉浸在自己的困境之中吧。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Ey Peygamber! Azap kendilerine ininceye kadar onları içinde bulundukları cehalet ve şaşkınlık içerisinde bırak!
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
51- Ey peygamberler! Temiz ve hoş olan şeyleri yiyin ve salih amel işleyin. Şüphe yok ki ben yaptıklarınızı çok iyi bilirim. 52- İşte bu sizin dininiz/ümmetiniz, tek bir dindir/ümmettir. Ben de sizin Rabbinizim. O halde benden korkup sakının. 53- Buna rağmen onlar, din işlerini parça parça edip gruplara bölündüler. Her grup kendi sahip oldukları ile böbürlenmektedir. 54- O nedenle onları bir süreye kadar gafletleri ile baş başa bırak! 55, 56- Kendilerine mal ve oğullar veriyoruz diye onların iyiliğine koşturduğumuzu mu sanıyorlar? Hayır, onlar (gerçeğin) farkında değiller. 51. Yüce Allah, peygamberlerine temiz ve helal rızıkları yemelerini ve şükür olarak da salih amel işlemelerini emretmektedir. Salih amel sayesinde kalp ve beden ıslah olur, dünya ve âhiret işleri iyiye gider. Yüce Allah, bu buyruğunda onların yaptıklarını bildiğini de haber vermektedir. Onların bütün yaptıkları işleri, kazandıkları bütün hayırları şüphesiz Allah bilir ve bunun karşılığını onlara en mükemmel ve üstün şekli ile verecektir. Bu buyruk, bütün peygamberlerin hoş ve temiz bütün yiyecekleri helâl kıldıklarını, buna karşılık pis ve murdar olan bütün yiyecekleri de haram kılmakta ittifak ettiklerini, salih her türlü ameli yine ittifakla teşvik ettiklerini göstermektedir. Emrolunan şeylerin bazı türleri ve birtakım şer’i hükümler farklı olsa bile hepsi de salih ameldir, ancak zamanın değişmesiyle bunlar da değişebilir. Bütün çağlarda geçerli ve salahı sağlayan salih ameller ise bütün peygamberler ve şeriatler tarafından ittifakla emredilmiştir. Allah’ın tevhid edilmesi, dinin yalnızca O’na halis kılınması, Allah’ın sevilmesi, O’ndan korkulması, mükâfatının umulması, iyilik, doğruluk, ahde vefa, akrabalık bağını gözetmek, anne-babaya iyilik, zayıf, yoksul ve yetimlere iyilikte bulunmak, bütün insanlara şefkat, merhamet ve ihsanda bulunmak vb. bütün salih ameller bu kabildendir. Bundan dolayı ilim ehli, önceki kitapların mensupları ve akıl sahipleri, Allah Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’i peygamber olarak gönderdiğinde onun peygamberliğine verdiği emirleri ve koyduğu yasakları delil olarak görmekteydiler. Nitekim Herakliyus ve diğerleri böyle yapmışlardır. Çünkü Muhammed’in, kendisinden önceki peygamberlerin verdiği emirleri emredip onların yasakladıklarını yasaklaması, onun da o peygamberler gibi bir peygamber olduğuna delildir. Yalan söyleyenlerin durumu ise böyle değildir. Yalan söyleyen bir kimsenin bir kötülüğü emretmesi ve hayrı yasaklaması kaçınılmaz bir şeydir. Bundan dolayı Allah, peygamberlere hitaben şöyle buyurmaktadır: 52. “İşte bu sizin dininiz/ümmetiniz” yani ey peygamberler, sizin bu topluluğunuz “tek bir dindir/ümmettir.” Aynı din üzerinde ittifak etmiştir. Rabbiniz de birdir. “O halde” emirlerimi yerine getirerek ve yasakladıklarımdan sakınarak “benden korkup sakının.” Allah, mü’minlere de tıpkı peygamberlere emrettiği şeyleri emretmiştir. Çünkü mü’minler de peygamberlere uyarlar, onların izinden giderler. Allah şöyle buyurmaktadır:“Ey iman edenler! Size rızık olarak verdiğimiz şeylerin temiz olanlarından yiyin ve Allah’a şükredin, eğer O’na kulluk ediyorsanız…”(el-Bakara, 2/172) O halde peygamberlere bağlı olanlara da başkalarına da düşen görev, bu emre uymak, gereğince amel etmektir. Ancak ihtilafa düşen zalimler, isyandan başka bir yol izlememekte diretirler. Bundan dolayı Allah azze ve celle şöyle buyurmaktadır: 53. “Buna rağmen onlar, din işlerini parça parça edip gruplara bölündüler.” Yani peygamberlere uyanların peşinden gelenler, kendi aralarında dinlerini parça parça edip dağıttılar. “Her grup sahip oldukları” ilim ve din namına sahip olduğu şeyler “ile böbürlenmektedir.” Kendilerinin haklı olduklarını başkalarının ise hak üzere olmadıklarını iddia ederler. Halbuki aralarında haklı olanlar, yalnızca peygamberlerin izinden gidenlerdir. Yani temiz şeyleri yemek, salih amel işlemek sûreti ile onların yollarını takip edenlerdir. Onların dışında kalanlar ise hiç şüphesiz batıl üzeredirler. 54. “O nedenle onları bir süreye” üzerlerine azabın ineceği vakte “kadar gafletleri” hakkı bilmeyişleri ve buna rağmen kendilerini haklı olarak gösteren cahillikleri “ile baş başa bırak.” Çünkü bu halde onlara hiçbir öğüdün faydası yoktur. Hiçbir azardan da yararlanmamaktadırlar. Kendilerinin hak üzere olduğunu iddia edip de bir de izlemekte olduğu yola başkalarını çağırmaya gayret eden kimseye öğüdün faydası nasıl olsun ki? 55-56. “Kendilerine mal ve oğullar veriyoruz diye onların iyiliğine koşturduğumuzu mu sanıyorlar?” Yani bunlar kendilerine çokça mal ve evlat verişimizin, kendilerinin hayır üzere ve bahtiyar kimseler olduklarının, dünya ve âhirette kendilerini hayrın beklediğinin delili olduğunu mu sanıyorlar? Ancak durum onların zannettikleri gibi değildir. “Hayır, onlar (gerçeğin) farkında değiller.” Kendilerine mühlet versek bile onları ihmal etmeyeceğimizin farkında değiller. Bizim onlara mühlet verişimiz günahları daha da artsın, âhiretteki cezaları çoğalsın, kendilerine verilenler dolayısı ile şımarsınlar diyedir. “Nihâyet kendilerine verilenler dolayısı ile şımarınca ansızın onları (azapla) yakalayıverdik.”(el-En’am, 6/44) Allah azze ve celle kötülükler işlemekle birlikte kendilerini güven altında hisseden, Allah’ın dünyada kendilerine verdiği şeyleri kendilerinin hayırlı ve üstün olduklarına delil kabul eden kimseleri söz konusu ettikten sonra ihsanda bulunmakla birlikte korku içerisinde olanları söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Bu bölünmüşlük Hz. Peygamber döneminde de mevcuttu. Nitekim Araplar ataları olan Hz. İsmâil’in tevhid inancını terketmişler, türlü türlü putperestlik çeşitleri türetmişlerdir. Âyette, “Şimdi sen onları bir süre için gafletleri içinde kendi hallerine bırak!” buyurularak putperestliğin sonunun yaklaştığı haber verilmektedir. Nitekim bu sûrenin inmesinden bir süre sonra gerçekleşen hicret ile müslümanlar bağımsızlıklarını elde etmişler ve bu olay putperestler için sonun başlangıcı olmuştur.
Mü'minûn Suresi 54. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Ey Peygamber! Azap kendilerine ininceye kadar onları içinde bulundukları cehalet ve şaşkınlık içerisinde bırak!