Önceki ayet· 23:45Sonraki ayet· 23:47

Mü'minûn Suresi 46. Ayet· 23:46

↗ Mü'minûn suresi
Mekki
إِلَىٰ فِرۡعَوۡنَ وَمَلَإِيْهِۦ فَٱسۡتَكۡبَرُواْ وَكَانُواْ قَوۡمًا عَالِينَ
Fir'avn'e ve ileri gelen adamlarına. Onlar büyüklük tasladılar ve böbürlenen bir topluluk oldular.
Meal ihtilafı: 6% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
Fir'avn'e ve ileri gelen adamlarına. Onlar büyüklük tasladılar ve böbürlenen bir topluluk oldular.
Elmalılı Hamdi Yazır
Firavun'a ve ileri gelenlerine de (gönderdik). Bunun üzerine onlar kibire kapıldılar ve ululuk taslayan zorba bir kavim oldular.
Yaşar Nuri Öztürk
Firavun'a ve kodamanlarına. Ancak kibre saptılar, çünkü kendilerini büyük gören bir topluluktu onlar.
Süleyman Ateş
Fir'avn'e ve ileri gelen adamlarına. Onlar büyüklük tasladılar ve böbürlenen bir topluluk oldular.
Diller arası (7 dil)ıraksama 15.3%
İngilizce
To Pharaoh and his establishment, but they were arrogant and were a haughty people
Fransızca
vers Pharaon et ses notables mais ceux-ci s'enflèrent d'orgueil: ils étaient des gens hautains
İspanyolca
al Faraón y su nobleza. Pero estos fueron soberbios y se comportaron con arrogancia
Rusça
к Фараону и его знати, но они возгордились, ведь они были людьми надменными
Endonezce
kepada Fir'aun dan para pemuka kaumnya, tetapi mereka angkuh dan mereka memang kaum yang sombong
Bengalce
ফেরআউন ও তার অমাত্যদের কাছে। অতঃপর তারা অহংকার করল এবং তারা উদ্ধত সম্প্রদায় ছিল।
Çince
传示法老和他的臣民,但他们自大,他们是高傲的。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
O ikisini Firavun'a ve kavminin ileri gelenlerine gönderdik. Bunun üzerine onlar büyüklendiler, Musa ve Harun'a iman etmeyi kabul etmediler. Onlar; zulüm ve eziyet ile insanlara üstünlük taslayan bir topluluktu.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
45- Sonra Mûsâ ve kardeşi Hârûn’u mucizelerimizle ve apaçık bir delil ile gönderdik. 46- Firavun’a ve ileri gelenlerine… Ama onlar büyüklendiler. Zaten zorba bir topluluk idiler. 47- Onun için dediler ki:“Kavimleri bize kul-köle iken bizim gibi iki insana mı iman edeceğiz?” 48- Böylece onları yalanladılar da helâk edilenlerden oldular. 49- Andolsun ki biz, hidâyet bulurlar diye Mûsâ’ya Kitab’ı verdik. 45. “Sonra” İmran’ın oğlu “Mûsâ” Kelimullah’ı “ve kardeşi Hârûn’u” Rabbinden onu bu işinde ortak kılmasını dileyip de onun bu dileğini kabul ettikten sonra “mucizelerimizle” ikisinin de doğru söylediklerine, getirdiklerinin sıhatine dair delillerimizle “ve apaçık bir delil ile gönderdik.” Bu delilin niteliği, kalplere boyun eğdirmesi, gücü dolayısı ile onlara egemen olmasıydı ki böylelikle mü’minlerin kalpleri itaat etmiş, inat edenlere karşı da apaçık delil ortaya konmuş oldu. Bu da bu delilin gücünü göstermektedir. Bu ayet, Allah’ın:“Andolsun ki biz Mûsâ’ya apaçık dokuz mucize verdik.”(el-İsra, 17/101) buyruğunu andırmaktadır. İşte bundan dolayı o inatçıların başı (Firavun), hakkı bildiği halde inat etmişti. “İşte İsrailoğullarına sor, o onlara” bu apaçık mucizelerle “geldiğinde Firavun, ona: Ey Mûsâ, ben senin kesinlikle büyülenmiş olduğunu düşünüyorum, demişti. O da demişti ki: “Sen bunları, birer ibret olmak üzere, göklerin ve yerin Rabbinden başkasının indirmediğini gayet iyi biliyorsun. Ey Firavun! Ben de senin gerçekten mahvolduğunu düşünüyorum.”(el-İsra, 17/101-102) Yüce Allah, bir başka yerde de şöyle buyurmaktadır:“Kalpleri onlara inandığı halde zulüm ve büyüklenmeleri sebebiyle onları inkâr ettiler.”(en-Neml, 27/14) Burada da Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Sonra Mûsâ ve kardeşi Hârûn’u âyetlerimizle ve apaçık belge ile gönderdik.” 46. “Firavun’a ve ileri gelenlerine” yani Hâmân ve onun dışında onların diğer ileri gelenleri gibi. “Ama onlar büyüklendiler.” Kibirlenip Allah’a iman etmekten yüz çevirdiler, peygamberlerine karşı da büyüklendiler. “Zaten zorba bir topluluk idiler.” Yani büyüklenmek, başkalarına zorla boyun eğdirmek ve yeryüzünde fesat çıkarmak onların değişmez vasıfları idi. Dolayısı ile büyüklük taslamaları onlara çok görülmez. 47. Kibirlenerek, serserice ve kıt akıllıları sakındırıp onlara batılı hak gibi göstererek “dediler ki: Kavimleri” İsrailoğulları “bize kul-köle iken” çeşitli ağır ve zor işleri yaptırmak sûreti ile kavimlerini kendimize köleleştirdiğimiz “bizim gibi iki insana mı iman edeceğiz?” Bu, tıpkı onlardan öncekilerin sözleri gibidir. Küfürde kalpleri birbirine benzeştiğinden dolayı söz ve davranışları da birbirine benzemiştir. Yüce Allah’ın bu iki peygambere risaleti vermek lütfunu da inkâr etmişlerdir. Allah bir başka yerde şöyle buyurmaktadır:“Oğullarınızı boğazlayıp kızlarınızı sağ bırakmakla size azabın en kötüsünü tattıran Firavun hanedanından sizi kurtardığımız zamanı hatırlayın. Bu, sizin için Rabbinizden büyük bir imtihan idi.”(el-Bakara, 2/49) Biz kendilerine uyulan kimseler iken nasıl bunlara uyarız? Ve nasıl bunlar bizim başımız, başkanlarımız olurlar? Nûh kavminin söylediği şu sözler de onların sözlerini andırmaktadır:“Sana mı iman edelim! Tabilerin sıradan kimseler iken?”(eş-Şuara, 26/11); “Ve içimizden ancak ayak takımı kimselerin işin başından düşünmeden sana tâbi olduklarını görüyoruz.”(Hud, 11/27) Bilindiği gibi bu tür sözlerin hiçbiri, hakkı çürütmek için yeterli değildir. Bunlar bir yalanlama ve inatla söylenmiş sözlerden ibarettir. Bundan dolayı Allah şöyle buyurmaktadır: 48. “Böylece onları yalanladılar da sonunda” denizde, İsrailoğullarının gözü önünde boğularak “helâk edilenlerden oldular.” 49. Firavun kavmi helâk olup İsrailoğulları Mûsâ ile birlikte kurtulduktan ve böylelikle aralarında Allah’ın emrini uygulama, Allah’a ibadeti izhar etme imkânını elde ettikten sonra Allah, onunla Tevrat’ı indirmek üzere kırk gün sözleşti. Mûsâ Rabbinin tayin ettiği vakitte gitti. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Bir de ona levhalarda her şeye ait bir öğüt ve her şeye dair açıklamayı yazdık.”(el-A’raf, 7/145) Bundan dolayı Allah burada: “Hidâyet bulurlar diye” diye buyurmaktadır. Yani emir ve yasağa, mükâfat ve cezaya dair hükümleri etraflıca bilerek, Rablerini isim ve sıfatları ile bilip tanıyarak hidâyet bulurlar diye Mûsâ’ya Tevrat’ı verdik.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Mûsâ ve kardeşi Hârûn’un getirdikleri “âyetler ve apaçık delil” ile genellikle Hz. Mûsâ’nın gösterdiği, bazılarının Hz. Hârûn’la da ilgisi bulunan mûcizeler kastedilmiştir (farklı açıklamalar için bk. Râzî, XXIII, 101). İsrâiloğulları, Hz. Mûsâ kendilerini Mısır’dan çıkarmadan önce dört asırdır Mısır’da yaşıyor, burada ikinci sınıf vatandaş muamelesi görüyorlardı. İşte 47. âyette Firavun ve çevresinin bu sebeple onları kendi köleleri gibi gördükleri, dolayısıyla aynı kavimden olan Mûsâ ve Hârûn’un dinlerini kabul etmenin kendileri için onur kırıcı olacağını ileri sürdükleri, böylece azgınlara ve sapkınlara yaraşır bir kibir ve gurur örneği sergiledikleri, bunun da onları helâke götürdüğü bildirilmektedir. Böylece gerek Kur’an’ın ilk muhatapları olan Mekkeli putperestlere gerekse bütün insanlara, doğru ve yanlışı makam-mevki, mal-mülk, soy-sop gibi ölçülerle ayırmaya kalkışmaları halinde bunun bedelinin çok ağır olacağı uyarısında bulunulmaktadır.
Mü'minûn Suresi 46. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
O ikisini Firavun'a ve kavminin ileri gelenlerine gönderdik. Bunun üzerine onlar büyüklendiler, Musa ve Harun'a iman etmeyi kabul etmediler. Onlar; zulüm ve eziyet ile insanlara üstünlük taslayan bir topluluktu.