Önceki ayet· 23:42Sonraki ayet· 23:44

Mü'minûn Suresi 43. Ayet· 23:43

↗ Mü'minûn suresi
Mekki
مَا تَسۡبِقُ مِنۡ أُمَّةٍ أَجَلَهَا وَمَا يَسۡتَـٔۡخِرُونَ
Hiçbir ümmet, kendi süresini ne çabuklaştırabilir ve ne de geciktirebilir
Meal ihtilafı: 3% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
Hiçbir ümmet, kendi süresini ne çabuklaştırabilir ve ne de geciktirebilir
Elmalılı Hamdi Yazır
Hiçbir ümmet, ecelini ne öne alabilir, ne de erteleyebilir.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Hiçbir ümmet ne süresinden ileri geçebilir ne de geri kalır.
Süleyman Ateş
Hiçbir ümmet, ne süresinden ileri geçebilir, ne de geri kalabilir.
Diller arası (7 dil)ıraksama 14.2%
İngilizce
No nation will precede its time [of termination], nor will they remain [thereafter]
Fransızca
Nulle communauté ne peut avancer ni reculer son terme
İspanyolca
Ninguna comunidad puede adelantar ni retrasar su plazo
Rusça
Ни одна община не может опередить свой срок или отложить его
Endonezce
Tidak ada satu umat pun yang dapat menyegerakan ajalnya, dan tidak (pula) menangguhkannya
Bengalce
কোন সম্প্রদায় তার নির্দিষ্ট কালের অগ্রে যেতে পারে না। এবং পশ্চাতেও থকাতে পারে না।
Çince
任何时代,都不能在自己的限期之前灭亡,也不能在自己的限期之后沦丧。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Yalanlayan bu ümmetlerden herhangi biri, hangi vesilelere sahip olursa olsun; helak edilmeleri için belirlenmiş olan vaktin önüne geçemez ve onu geciktiremez.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
42- Sonra onların ardından başka nesiller var ettik. 43- Hiçbir ümmet ne ecelinin önüne geçebilir, ne de geri kalabilirler. 44- Sonra peygamberlerimizi birbiri ardınca gönderdik. Her ne zaman bir ümmete peygamberi geldiyse onu yalanladılar. Biz de onları birbiri ardınca helak ettik ve hepsini (ibretlik) birer hikaye yaptık. Artık (Allah'ın rahmetinden) uzak olsun, iman etmeyen kavim! 42-43. Yani bu inatçı ve yalanlayıcılardan sonra başka nesiller var ettik. Her bir ümmetin belli bir süresi, sınırlandırılmış bir vadesi vardır. Ne ondan öne geçebilir, ne de ondan geriye kalabilirler. 44. Biz, bu ümmetlere iman ederler, doğru yola dönerler diye ardı arkasına peygamberler gönderdik. Fakat isyankâr ümmetlerin tutturageldikleri yol, küfür ve yalanlamak oldu. Azgın ve kâfir ümmetlerden her birisine peygamberleri geldiği her seferinde onu yalanladılar. Oysa her bir peygamber insanların benzeri ile karşılaşmaları halinde iman etmelerine yeterli gelecek türden pek çok âyet ve mucizeleri beraberinde getirmiştir. Hatta sadece peygamberlerin daveti ve şeriati bile onların getirdiklerinin hak olduklarının delilidir. “Biz de onları birbiri ardınca helak ettik.” Geriye onlardan hiçbir şey kalmadı. Onlardan sonra meskenleri ıssız kaldı. “hepsini (ibretlik) birer hikaye yaptık.” Onlardan sonra gelenler, onlardan söz edip durur ve onlar, muttakiler için ibret vesilesi, yalanlayanlar için de uyarı ve ibret olurlar. Bu onlar için de azaplarının üstüne başka bir rüsvaylıktır. “Artık (Allah'ın rahmetinden) uzak olsun iman etmeyen kavim!” Ne bedbahttır böyle bir kavim! Yazıklar olsun onlara! Onlar ne kadar büyük bir hüsran içindedirler! zun bir süre önce şu anda ismini hatırlayamadığım bir ilim adamının şu açıklamalarını görmüştüm: Mûsâ’dan ve Tevrat’ın indirilişinden sonra Yüce Allah, ümmetlere azabı, yani toptan helak etme azabını kaldırmış, yalanlayan ve inat edenlere karşı cihad emrini teşrî buyurmuştur. Ben, bu ilim adamının bu görüşü nereden çıkardığını bilmiyordum. Ne zaman ki buradaki âyet-i kerimelerle birlikte Kasas suresindeki âyetleri bir arada düşününce bu görüşün nereden alındığını anlamış oldum. Önce bu âyet-i kerimeleri ele alacak olursak Yüce Allah, önce ardı arkasına helâk edilen ümmetleri söz konusu etmiş sonra Mûsâ’yı gönderdiğini ve ona insanlar için hidâyet içeren Tevrat’ı indirdiğini haber vermiştir. Firavun’un helâk edilmiş olması, bu görüşü reddetmek için yeterli değildir. Çünkü Firavun’un helâki, Tevrat’ın indirilişinden öncedir. Kasas Sûresi’ndeki âyet-i kerimelere gelince onlari bu hususta gerçekten açık ifadeler taşımaktadırlar. Çünkü Firavun’un helâk edilmesinden sonra Allah’ın şöyle buyurduğunu görüyoruz:“Andolsun önceki nesilleri helâk ettikten sonra Mûsâ’ya Kitab’ı insanlara basiretler, hidâyet ve rahmet olmak üzere verdik. Olur ki öğüt alırlar.”(el-Kasas, 28/43) İşte bu buyruk, Allah’ın Mûsâ’ya Kitabı azgın ümmetleri helâk ettikten sonra indirdiğine dair açık ifadeler taşımaktadır. Bu buyrukta Tevrat’ı insanlar için basiretler, hidâyet ve rahmet olmak üzere indirdiğini haber vermektedir. Yunus Sûresi’ndeki şu ayetler de bu kabilden olabilir:“Sonra onun arkasından” yani Nûh’un ardından “kendi kavimlerine nice peygamberler gönderdik de onlara apaçık belgelerle geldiler; fakat önceden yalanladıkları şeye iman edecek değillerdi. Biz haddi aşanların kalpleri üzerine işte böyle mühür basarız. Sonra bunların ardından da Mûsâ’yı ve Hârûn’u âyetlerimizle Firavun’a ve onun ileri gelenlerine gönderdik.”(Yunus, 10/74-75) Doğrusunu en iyi bilen Allah’dır.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Buradaki neslin Lût, Şuayb, Eyyûb ve Yûsuf peygamberlerin kavimleri olabileceği belirtilmiştir (Râzî, XXIII, 100). Esasen bu âyetlerde geçmişteki belirli peygamberlerin inanç mücadelesi hakkında bilgi verilmekten ziyade şu noktalara dikkat çekilmektedir: Yeryüzünde nesiller ve uygarlıklar birbirini izlemiş, her nesil Allah’ın değiştirilemez hükmüyle tayin ettiği ömrünü tamamlayınca ardından yeni bir nesil gelmiştir. Hz. Muhammed’e gelinceye kadar peygamberlik sürekli yenilenen bir kurum olmuştur. Peygamberlerinin davetlerini reddedip inkâr ve günahkârlıklarını sürdüren kavimler, ümmetler, bunun bedelini çeşitli felâketlere uğrayarak yok olup gitmekle ödemişlerdir. Kur’an-ı Kerîm başka âyetlerde bu sonucu ilâhî bir yasa (sünnetullah) olarak gösterir.
Mü'minûn Suresi 43. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Yalanlayan bu ümmetlerden herhangi biri, hangi vesilelere sahip olursa olsun; helak edilmeleri için belirlenmiş olan vaktin önüne geçemez ve onu geciktiremez.