Önceki ayet· 20:54Sonraki ayet· 20:56

Tâhâ Suresi 55. Ayet· 20:55

↗ Tâhâ suresi
Mekki
۞مِنۡهَا خَلَقۡنَٰكُمۡ وَفِيهَا نُعِيدُكُمۡ وَمِنۡهَا نُخۡرِجُكُمۡ تَارَةً أُخۡرَىٰ
Sizi yerden yarattık, oraya döndüreceğiz, sizi tekrar oradan çıkaracağız
Meal ihtilafı: 3% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Sizi yerden yarattık, oraya döndüreceğiz, sizi tekrar oradan çıkaracağız
Elmalılı Hamdi Yazır
Sizi yerden (topraktan) yarattık, yine (ölümünüzden sonra) ona döndüreceğiz. Hem de ondan sizi bir kere daha çıkaracağız.
Yaşar Nuri Öztürk
Sizi yerden yarattık. Tekrar oraya göndereceğiz. Ve oradan sizi bir kez daha çıkaracağız.
Süleyman Ateşen ayrışan
Sizi topraktan yarattık, yine oraya döndürürüz ve sizi bir kez daha ondan çıkarırız.
Diller arası (7 dil)ıraksama 12.1%
İngilizce
From the earth We created you, and into it We will return you, and from it We will extract you another time
Fransızca
C'est d'elle (la terre) que Nous vous avons créés, et en elle Nous vous retournerons, et d'elle Nous vous ferons sortir une fois encore
İspanyolca
De ella [la tierra] los he creado, a ella los haré retornar [cuando mueran], y de ella los haré surgir nuevamente [el Día de la Resurrección]
Rusça
Мы сотворили вас из нее (земли), в нее Мы вас вернем и из нее выведем еще раз
Endonezce
Darinya (tanah) itulah Kami menciptakan kamu dan kepadanyalah Kami akan mengembalikan kamu dan dari sanalah Kami akan mengeluarkan kamu pada waktu yang lain
Bengalce
এ মাটি থেকেই আমি তোমাদেরকে সৃজন করেছি, এতেই তোমাদেরকে ফিরিয়ে দিব এবং পুনরায় এ থেকেই আমি তোমাদেরকে উত্থিত করব।
Çince
我从大地创造了你们,我使你们复返于大地,我再一次使你们从大地复活。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Babanız Âdem -aleyhisselam-'ı yeryüzündeki topraktan yarattık. Sizleri öldüğünüzde oraya döndüreceğiz. Kıyamet günü yeniden diriltmek için sizi bir kere daha oradan çıkaracağız.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
49- Dedi ki:“Rabbiniz de kimmiş, ey Mûsâ?” 50- Dedi ki:“Rabbimiz her şeye hilkatini veren sonra da yolunu gösterendir.” 51- Dedi ki:“O halde önceki nesillerin hali nicedir?” 52- Dedi ki:“Onların bilgisi Rabbimin katında bir kitaptadır. Rabbim şaşmaz ve unutmaz.” 53- “O, yeryüzünü size bir döşek yapan, sizin için orada yollar açan ve gökten su indirendir.” Ki biz, onunla çeşitli bitkilerden çiftler çıkardık. 54- Hem yiyin, hem davarlarınız yayın. Şüphe yok ki bunlarda akıl sahipleri için ibretler vardır. 55- Biz sizi o (topraktan) yarattık. Tekrar oraya döndüreceğiz ve bir kere daha yine oradan çıkaracağız. 49. Firavun da Mûsâ’ya inkâr eder bir üslupla:“Rabbiniz de kimmiş ey Mûsâ?” dedi. 50. Mûsâ tatmin edici, yeterli ve açık bir cevap verip şöyle dedi:“Rabbimiz her şeye hilkatini veren” Yani Rabbimiz o zâttır ki bütün mahlukâtı yaratmış ve her birine kendisine uygun bir yaratılış vermiştir. Öyle ki bu, cisminin büyüklüğü, küçüklüğü, orta halliliği ve diğer bütün vasıfları içine alır ve O’nun yaratma sanatındaki güzelliğine delâlet eder. “Sonra da” her bir yaratılmışa yaratılışına uygun olarak “yolunu gösterendir.” İşte bu, bütün yaratılmışlarda görülen eksiksiz bir hidâyet yani “yol gösterme” dir. Her bir yaratılmışın, yaratılış gayesini teşkil eden faydaları elde etmeye ve ona gelebilecek zararları da önlemeye çalıştığı görülmektedir. O kadar ki Yüce Allah, hiçbir şey bilmeyen bir hayvanı bile bunları gerçekleştirme imkanını sağlayacak şekilde kendince bir akıl (içgüdü) sahibi kılmıştır. Bu da Yüce Allah’ın şu buyruğuna benzemektedir:“O ki yarattığı her şeyi güzel yapmıştır.”(es-Secde, 32/7) Bütün bu yaratılmışları yoktan var edip onlara akılların daha ilerisini teklif edemeyecekleri şekilde güzel bir hilkat veren, faydalarına olan yolları gösterip hidâyete ileten kim ise işte gerçek Rab da O’dur. Onu inkâr etmek, en büyük varlığı inkâr etmektir. Bu, hakkı bile bile ve inatla inkâr etmek ve açıkça yalan söylemektir. İnsan, kesin olarak bilinen hususlardan neyi inkâr ederse etsin, hiç şüphesiz onun âlemlerin Rabbini inkâr etmesi hepsinden daha ağırdır. Bu nedenledir ki Firavun, bu kat’i delile inatla karşı durması mümkün olmayınca çeşitli şüpheler uyandırmak maksadıyla asıl konudan saparak Mûsâ’ya şöyle dedi: 51. “O halde önceki nesillerin hali nicedir?” Onların durumu nedir? Onlara dair ne haber var? Onlar sonunda neye vardılar? Çünkü onlar bizden daha önce inkâra, küfre, zulüm ve inada sapmış bulunuyorlar. Örnek olarak onlar bize yeter. 52. Bunun üzerine Mûsâ:“Dedi ki: Onların bilgisi Rabbimin katında bir kitaptadır. Rabbim şaşmaz ve unutmaz.” Yani Rabbim, hayır ve şer bütün amellerini tek tek tespit etmiş bulunuyor. Onu nezdindeki bir kitapta kaydetmiştir. Bu ise Levh-i Mahfuzdur. Onun bilgisi, onların yaptıklarını kuşatmıştır ve O, yapıp ettiklerinden haberdardır. Bunlardan hiçbir şey kaybolmuş değildir ve bunlara dair bilgisinden hiçbir şeyi unutmaz. Bu zımnen şunu içermektedir: Onlar dünyada iken ne yaptılarsa onu görecek, amelleriyle karşılaşacak ve onların karşılığını göreceklerdir. Ey Firavun, senin onlar hakkında soru sormanın bir anlamı yoktur. Çünkü onlar gelip geçmiş bir ümmettir. Onların kazandıkları kendilerinin, sizin kazandığınız da sizindir. Eğer bizim sana getirmiş olduğumuz delillerin ve gösterdiğimiz mucizelerin doğru oldukları ve kesin bilgi ifade ettikleri senin açından açıkça ortaya çıkmış ise -ki öyledir- o halde sen hakka itaat et, küfrü ve zulmü bırak. Batılı ileri sürerek çokça tartışmaktan vazgeç. Eğer sen bunlar hakkında şüphe ediyor yahut da bunların inanılacak türden olmadığı görüşünde isen önünde yol açıktır, araştırma kapısı da kapalı değildir. Sen de delili delille, belgeyi belgeyle reddet. Ama kainat var olduğu sürece böyle bir şey yapman mümkün olmayacaktır. Nasıl olsun ki? Zira Yüce Allah, onun, ayetlerin kesin olarak doğru olduğuna inandığı halde onları bile bile inkâr ettiğini haber vermiştir:“Kalpleri onlara inandığı halde zulme saparak ve büyüklenerek onları inkâr ettiler.”(en-Neml, 27/14) Mûsâ da ona şöyle demişti: “Gayet iyi biliyorsun ki bunları birer ibret olmak üzere göklerin ve yerin Rabbinden başka kimse indirmemiştir.”(el-İsra, 17/102) Böylece onun, yeryüzünde üstünlük sağlamak kasdıyla giriştiği bu tartışmada zalim ve haksız olduğu anlaşılmaktadır. 53. Daha sonra Mûsâ, bu kat’i delili daha da açarak Yüce Allah’ın pek çok nimetini ve ihsanını söz konusu edip şunları söyledi:“O, yeryüzünü size bir döşek yapan” Yani O, orayı sizin için üzerinde durabilmek, yerleşebilmek, bina yapabilmek, ağaç dikebilmek, ziraat vb. için alt üst edebilmek imkanını bulabileceğiniz, üzerinde yayılacağınız bir döşek kılmış ve bu maksatla yeri size amade kılmıştır. Orayı sizin menfaatinize olan herhangi bir işinize engel çıkaracak şekilde yaratmamıştır. “Sizin için orada yollar açan” yani bir yerden bir başka yere, bir bölgeden bir başka bölgeye ulaştırabilecek şekilde sizin için yollar yapandır. Öyle ki insanoğulları yeryüzünün her tarafına en kolay şekilde ulaşabilme imkânını elde edebilmişlerdir. Yolculuklarından da vatanlarında kalmalarından daha fazla faydalar etmişlerdir. “Ve gökten su indirendir. Ki biz onunla çeşitli bitkilerden çiftler çıkardık.” Yani O, gökten indirdiği yağmur ile ölümünden sonra yeryüzünü diriltir. Bu yolla çeşitli türleri ve farklı şekilleriyle türlü türlü bitkiler bitirir. Allah, bize ve davarlarımıza rızık olsun diye bunların elde edilmelerini kolaylaştırmıştır. Bunlar olmasaydı yeryüzünde bulunan insan ve hayvan, bütün canlılar yok olur giderdi. Bundan dolayı Allah şöyle buyurmaktadır: 54. “Hem yiyin, hem davarlarınız yayın.” Bu ifade, Allah’ın kullarına olan lütfunu hatırlatması üslubundadır. Bu da aslen bütün bitkilerin mubah olduğuna delildir. Onlardan zehir ve buna benzer zararlı olan şeyler dışında haram olan bir şey yoktur. “Şüphe yok ki bunlarda akıl sahipleri için işaretler vardır.” Akılları sağlam, düşünceleri dosdoğru olan kimseler için Allah’ın lütuf, ihsan, rahmet ve cömertliğinin genişliğine, inâyetinin eksiksizliğine, O’nun hak ma’bud olan Rab ve övgüye layık Malik olduğuna ve her şeye gücünün yettiğine dair işaretler ve deliller vardır. O’ndan başkası ne ibadete layıktır ne de hamde ve senaya layıktır. Bunlara o nimetleri ihsan etmekle lütfunu hatırlatan Yüce Zat’tan başkası bunlara layık değildir. O, ölümünden sonra arzı dirilttiği gibi ölüleri de diriltecektir. Yüce Allah’ın özellikle akıl sahiplerini söz konusu etmesi, bu işaretlerden gereği gibi yararlananların ve onlara ibret nazarıyla bakanların sadece onlar olmasından dolayıdır. Onların dışındaki kimseler ise başı boş hayvanlar, meralarda yayılan davarlar gibidir. Bunlar, bu ilâhi işaretlere ibret nazarıyla bakmadıkları gibi, bunlardan maksadın ne olduğuna basiretleri ile nüfuz edemezler. Onların payları hayvanlarınki gibidir. Yerler, içerler, kalpleri gaflet içinde oyalanır, bedenleri de sırt çevirir. “Göklerde ve yerde nice âyetler/işaretler vardır ki onlar, bunların yanlarından yüz çevirerek geçer giderler.”(Yusuf, 12/105) 55. Yüce Allah yeryüzünün cömertliğini ve Allah’ın üzerine indirdiği yağmura karşılık Rabbinin izniyle çeşitli bitkileri çıkardığını söz konusu ettikten sonra bize şunu haber vermektedir: Rabbimiz, bizi o yeryüzünden yarattığı gibi öleceğimiz vakit bizi tekrar oraya döndürecektir. Zira orada defnolacağız. İkinci bir defa daha bizi yine oradan çıkartacaktır. Topraktan bizi yoktan var ettiğini nasıl kesin olarak biliyorsak şunu da bilmeliyiz ki ölümden sonra da bizi yine oradan diriltecektir. Yer üzerinde işlemiş olduğumuz amellerimizin karşılığını bize vermek için bunu yapacaktır. İşte bu ikisi, öldükten sonra dirilişe gâyet açık iki akli delildir: Biri, yeryüzünde ölümünden sonra bitkilerin çıkartılması, diğeri de mükellef varlıklar olan insanların oradan yaratılmış olmalarıdır.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Bu âyetlerde, başta Resûl-i Ekrem olmak üzere Allah’ın birliği inancına çağrıda bulunacak bütün tebliğ insanlarına, hangi şartlar altında olursa olsun, Allah’a olan güveni bir an bile yitirmemek gerektiği fikri, Hz. Mûsâ’nın hayatından kesitler verilerek telkin edilmektedir. Nitekim Hz. Mûsâ kendisine verilen görevin ağırlığı karşısında başarısız olmaktan endişelenmiş, ama yine rabbinin engin lutfuna sığınmıştı. Allah da ona, bu vazifeyi başarıyla yerine getirebilmesi için gönlünün ferahlatılması, zihninin açılması, işinin kolaylaştırılması, diline açıklık verilmesi ve yakınlarından bir yardımcıyla desteklenmesi hususundaki dileklerinin kabul edildiğini bildirmiş, hemen ardından da kendisinin bu günlere nasıl geldiğini hatırlatmıştır. Gerçekten, İsrâiloğulları’nın bütün erkek çocuklarının katledildiği bir ortamda Mûsâ’nın bizzat bu kararı alan Firavun’un sarayında büyütülmesi akıl alacak bir şey değildi. Yetişkinlik çağına geldiğinde hata ile adam öldürme olayına karışması da onun hayatına mal olabilirdi; fakat ilâhî lutuf sayesinde bundan da kurtulmuş, nihayet beklenen an gelmişti: Mûsâ, kendisini en ulu varlık olarak görmeye başlayan Firavun’u imana çağıracak ve İsrâiloğulları’nı Allah’ın yardımıyla onun zulmünden kurtaracaktı (Hz. Mûsâ’nın başından geçen bu olaylar hakkında Kur’an’da ve Kitâb-ı Mukaddes’te verilen bilgiler ve karşılaştırılması için bk. Bakara 2/49-59; Kasas 28/3 vd.). Firavun gibi kendisini insanların tanrısı sayacak kadar onları küçümseyen bir kibir âbidesinin yanına yaklaşıp diyalog kurabilmek kolay değildi. Cenâb-ı Allah Mûsâ’nın Firavun ailesi içinde yetişmesini sağlamak suretiyle ona bu imkânı çok önceden hazırlamıştı. Buna rağmen Hz. Mûsâ yüklendiği görevin ne kadar ağır olduğunun bilinci içinde endişelerini ifade etmekten ve rabbinden yardım dilemekten geri durmadı. Tefsirlerde Hz. Mûsâ’nın duasında yer alan “dilimden düğümü çöz” ifadesiyle neyin kastedildiği açıklanırken genellikle şu olay aktarılır: Mûsâ henüz küçükken, eşi Firavun’dan onu kucağına alıp sevmesini ister, Firavun bunu yapar, fakat Mûsâ onun sakalını yolar. Bunun üzerine Firavun “bu bana düşman!” diye haykırıp cellâtlarını çağırır. Karısı Firavun’un öfkesini yatıştırmak için onun henüz aklının ermediğini söyler ve bunu ispat için önüne, birinde mücevher diğerinde ateş bulunan iki kap koymasını önerir. Bu öneri uygulanır. Mûsâ elini içinde ateş bulunan kaba uzatıp bir kor parçasını ağzına götürür, böylece öldürülmekten kurtulur. Bu rivayeti aktaran müfessirler, 27. âyette, bu olaydan sonra Mûsâ’nın dilinde meydana gelen ârızaya ve bunun yol açtığı konuşma zorluğuna işaret bulunduğunu kaydederler (bk. Taberî, XVI, 159). Başka bir âyette belirtildiğine göre Mûsâ bu görevde kardeşi Hârûn’la desteklenmesini isterken onun kendisinden daha iyi konuştuğunu ifade ediyordu (Kasas 28/34).Yine bu bilgi ile paralellik taşıyan Tevrat’taki bir ifadeye göre Hârûn iyi bir hatip idi (Çıkış, 4/14). Fakat Hz. Mûsâ’nın bu dileği 28. âyette belirtilen gerekçe ve Mûsâ’nın yanı sıra Hârûn’un da Firavun’a tebliğde bulunmanın zorluklarıyla ilgili kaygılar taşıdığını gösteren 45. âyet ışığında incelendiğinde, onun kendisindeki fizyolojik bir ârızaya değil, üstlendiği görevin ağırlığı karşısında duyduğu sorumluluk duygusunun oluşturduğu psikolojik duruma ve bu konudaki endişelerine işaret etmek istediği anlaşılmaktadır. Zira 28. âyette belirtildiği üzere Hz. Mûsâ, “sözünün iyi anlaşılmasını” arzu etmektedir. Bu cümlenin yüklemini oluşturan “fekuhe” fiili Arap dilinde sıradan bir anlamayı değil, konunun inceliklerine inerek anlamayı ve derin bir idraki ifade etmek için kullanılır. Şu halde burada sırf bir konuşma kusuruna ve bunun yol açacağı anlama problemine değinildiğini söylemek isabetli olmaz. Öte yandan Hz. Mûsâ’nın bu dileği, büyünün ve göz boyama usullerinin çok revaçta olduğu bir toplumun ileri gelenlerini dahi akla ve idrak yeteneğine hitap eden delillerle ikna etme görevi üstlenmiş olduğunu, daha sonra halkın huzurunda sihirbazlara karşı ortaya konacak mûcizelerin ise tevhid çağrısının temel kanıtları olmayıp insanları kandırma aracı olarak kullanılan bu usullerin ne kadar temelsiz olduğunu gözler önüne sermeyi hedeflediğini göstermektedir. 24 ve 43. âyetlerde Firavun’a uyarıcı gönderilme gerekçesi olarak “onun sınırı çok aştığı” ifade edildiği halde 44. âyette “Yine de ona söyleyeceklerinizi yumuşak bir üslûpla söyleyiniz, ola ki aklını başına toplar veya içine bir korku düşer” buyurulması özellikle dinin tebliği görevinde başarılı olabilmek için izlenecek metodun ve kullanılacak üslûbun ne kadar önemli olduğunu ortaya koyması açısından oldukça dikkat çekicidir. Hz. Mûsâ’nın kardeşi Hârûn’la birlikte Firavun’a gidip ona bütün evrenin yaratıcısı olan Allah tarafından gönderilmiş elçiler olduklarını söylemeleri üzerine aralarında geçen diyalog ve Firavun’un kendini tanrı ilân ettiğine ilişkin ifadeler Kur’an’ın değişik yerlerinde farklı bağlamlar içinde özetlenir (meselâ bk. Şuarâ 26/23-29; Kasas 28/38; Nâziât 79/24). Burada 49-53. âyetlerde de bu diyalogdan bir kesit verilmektedir: Firavun’un Mûsâ’ya alaycı bir ifadeyle “Sizin rabbiniz de kimmiş?” diye sorması üzerine, Mûsâ O’nun evrendeki her şeyi özüyle ve biçimiyle var eden sonra da her varlığa yolunu yordamını gösteren Allah olduğunu söylemiş, böylece Firavun da dahil olmak üzere her şeyin varlığını O’na borçlu olduğuna dikkat çekmişti. Ardından Firavun gelip geçen nesillerin durumunu sorarak muhtemelen, dünyada güç sahiplerinin yaptıklarının yanına kâr kaldığına işaret etmiş ve Mûsâ’dan buna açıklık getirmesini istemişti. Hz. Mûsâ onların da rabbinin bilgisi dışında olmadığını ve her şeyin Allah katında kayıtlı bulunduğunu ifade etmiş, Allah’ın ilminin ilâhî hikmet gereği yapılan bu kayıtlara bağlı olmadığını hatırlatmak üzere de O’nun asla yanılmaz ve unutmaz olduğunu sözlerine eklemişti. Râzî’nin tercihe şayan gördüğü yoruma göre ise, Firavun’un gelip geçen nesillere dair soru sorması konuyu değiştirme ve Hz. Mûsâ’yı hikâye türü açıklamalara çekip meşgul etme amacı taşıyordu; zira Mûsâ bir önceki soruya güçlü ve kuşatıcı bir cevap vermişti, Mûsâ’nın o konudaki ikna edici konuşmaya devam etmesinden ve çevresindeki insanların bundan etkilenmelerinden endişe duydu. Hz. Mûsâ da bunu anladığı için yeni soruya pek iltifat etmedi ve genel bir cevap vererek geçiştirmeyi yeğledi (XXII, 66-67. Firavun hakkında bilgi için bk. A‘râf 7/103). 55. âyette Kur’an’ın değişik vesilelerle dikkat çektiği bir hususa, insanın topraktan geldiği yine oraya döndürüleceği, sonra da oradan tekrar hayata kavuşturulacağı yani öldükten sonra diriltileceği gerçeği hatırlatılmaktadır. Bazı kimselerce reenkarnasyon iddiasını güçlendirmek için bu ve benzeri âyetlerden de destek alınmaya çalışılmaktadır. Ancak bu isabetli değildir (bu konuda bk. Bakara 2/28).
Tâhâ Suresi 55. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Babanız Âdem -aleyhisselam-'ı yeryüzündeki topraktan yarattık. Sizleri öldüğünüzde oraya döndüreceğiz. Kıyamet günü yeniden diriltmek için sizi bir kere daha oradan çıkaracağız.