Önceki ayet· 20:2Sonraki ayet· 20:4

Tâhâ Suresi 3. Ayet· 20:3

↗ Tâhâ suresi
Mekki
إِلَّا تَذۡكِرَةٗ لِّمَن يَخۡشَىٰ
Ancak (Allah'tan) korkanlara bir öğüt (olarak indirdik).
Meal ihtilafı: 9% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Ancak (Allah'tan) korkanlara bir öğüt (olarak indirdik).
Elmalılı Hamdi Yazıren ayrışan
Ancak Allah'tan korkan kimse için bir öğüt olarak (indirdik.)
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Saygıyla ürperene bir hatırlatma/düşündürme/öğüt verme olsun diye indirdik.
Süleyman Ateş
Ancak (Allah'tan) korkanlara bir öğüt (olarak indirdik).
Diller arası (7 dil)ıraksama 14.5%
İngilizce
But only as a reminder for those who fear [Allah]
Fransızca
si ce n'est qu'un Rappel pour celui qui redoute (Allah)
İspanyolca
sino que es una exhortación para quienes tienen temor [de Dios]
Rusça
а только в качестве назидания для тех, кто страшится
Endonezce
melainkan sebagai peringatan bagi orang yang takut (kepada Allah)
Bengalce
কিন্তু তাদেরই উপদেশের জন্য যারা ভয় করে।
Çince
却为教诲敬畏者,
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Allah'ın kendisinden korkmaya muvaffak kıldığı kimselere bir öğüt olsun diye indirdik.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
1- Tâ, hâ. 2- Biz, sana Kur’ân’ı güçlük çekesin diye indirmedik. 3- Ancak (Allah'tan) korkanlara bir öğüt olsun diye (indirdik). 4- O, yeryüzünü ve yüksek gökleri yaratandan indirilmiştir. 5- Rahmân, Arş’a istivâ etmiştir. 6- Göklerde, yerde, bunların arasında ve nemli toprağın altında ne varsa hepsi O’nundur. 7- Sen sözü açığa vursan (da gizlesen de) gerçek şu ki O, gizliyi de gizlinin gizlisini de bilir. 8- Allah; O’ndan başka (hak) ilâh yoktur. En güzel isimler yalnız O’nundur. (Mekke’de inmiştir. 135 âyettir) 1. “Tâ, hâ.” Bu, pek çok surenin başlangıcını teşkil eden ve mukattaa harfleri diye bilinen harflerdendir. Bu, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in ismi değildir. 2. “Biz sana Kur’ân’ı güçlük çekesin diye indirmedik.” Yani vahiyden, Kur’ân’ın sana indirilmesinden, şeriatın bildirilmesinden maksat, güçlük ve sıkıntı çekmen değildir. Şeriatte de mükelleflere ağır gelecek ve amel etmek isteyenlerin güç yetirmekten aciz kalacakları yükümlülükler koymadık. Vahyi, Kur’ân’ı ve şeriatı Rahmân ve Rahim olan Allah göndermiş ve bunları mutluluğa, başarıya ve kurtuluşa ulaştıran bir sebep kılmıştır. Onları alabildiğine kolaylaştırmış ve onun bütün yollarını kolaylıkla izlenebilir hale getirmiştir. O, bu Kur’ân’ı ve şeriati kalplere ve ruhlara bir gıda, bedenlere de bir rahat sebebi kılmıştır. Onun için de selim fıtratlar ve dosdoğru akıllar Kur’ân’ı kabul ve itaat ile karşılamıştır. Çünkü onlar, Kur’ân’ın içerdiği dünya ve âhiret hayırlarını çok iyi bilirler. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 3. “Ancak (Allah'tan) korkanlara bir öğüt olsun diye.” Yani biz, o Kitab’ı Allah’tan korkan kimseler, ondan öğüt alsınlar, arzulanan şeylerin elde edilebilmesi için içerdiği teşvik edici buyrukları düşünüp gereğince amel etsinler, bedbahtlık ve hüsrandan sakındıran şeyleri de düşünüp onlardan sakınsınlar diye indirdik. Güzel oldukları genel olarak aklen bilinen şer’î hükümlerin ayrıntılarını tafsili olarak Kur’ân sayesinde düşünüp öğüt alsınlar ve böylece fıtratlarında ve akıllarında güzel gördükleri şeylerle bu ayrıntılı hükümler arasındaki uyumu hatırlayıp kavrasınlar diye indirdik. Bundan dolayıdır ki Allah Kur’ân-ı Kerim’e “تَذۡكِرَةٗ = hatırlatıcı öğüt” adını vermiştir. Çünkü bu, esasen var olan, ancak sahibi kendisinden gafil bulunan yahut da ona dair tafsili açıklamaları hatırlayamayan kimse hakkında söz konusudur. Bu öğüt alma ve hatırlamanın özellikle “(Allah'tan) korkanlara” has kılınması, böyle olmayan kimselerin bu Kur’ân-ı Kerim’den gereği gibi yararlanamayışlarındandır. Hem Kur’ân-ı Kerim’in bildirdiği cennete, cehenneme iman etmeyen, kalbinde zerre ağırlığı kadar Allah korkusu bulunmayan kimseler ondan nasıl yararlanabilirler ki? Böyle bir şey asla mümkün değildir:“Korkan kimse öğüt alacak, oldukça bahtsız olan kimse ise ondan kaçacaktır. O ki en büyük ateşe girecektir...”(el-A’lâ, 87/10-12) 4. Daha sonra Yüce Allah, bu Kur’ân-ı Azim’in yüceliğini, onun gökleri ve yeri yaratan, bütün yaratıkların işlerini çekip çeviren Allah tarafından indirildiğini söz konusu etmektedir. Yani O’nun indirdiği Kitabı tam bir itaat, muhabbet ve teslimiyet ile kabul edin. Onu en ileri derecede ta’zim edin. Şanı Yüce Allah, bu âyet-i kerimede de olduğu gibi birçok ayette yaratmayı ve emretmeyi bir arada zikretmektedir:“İyi bilin ki yaratma da emretme de yalnız O’nundur.”(el-A’raf, 7/54); “Allah yedi gökleri ve yerden de onlar gibisini yaratandır. Emri bunlar arasında iner durur.”(et-Talâk, 65/12) Buna sebep ise yaratanın, emir verenin ve yasak koyanın O oluşundan dolayıdır. O’ndan başka yaratıcı olmadığı gibi yaratıklara bağlayıcı emirler vermek ve onlar için yasak koymak da ancak onları yaratanın hakkıdır. Aynı şekilde O’nun yaratıkları yaratması, onların kaderî ve kevnî idarelerini; emretmesi de dinî ve şer’î idarelerini ihtiva etmektedir. Yaratması hikmetin dışına çıkmadığı ve boş hiçbir şey yaratmadığı gibi, O’nun emir ve yasakları da adalet, hikmet ve ihsanın dışında değildir. 5. Şanı Yüce Allah yaratan, işleri idare eden, emredip yasaklar koyanın yalnız kendisi olduğunu açıkladıktan sonra azamet ve kibriyasını da haber vermek üzere şöyle buyurmaktadır:“Rahmân Arş’a” ki o yaratılmışların en yukarda olanı, en büyüğü ve en genişidir “istivâ etmiştir.” Bu, O’nun celâline yakışan, azamet ve cemâline uygun olarak Arş üzerine yükselmesi demektir. O, Arş üzerine yükselmiş ve ilmiyle de kainatı kuşatmıştır. 6. “Göklerde, yerde, bunların arasında” melek, insan, cin, hayvan, bitki, canlı-cansız bütün varlıklar “ve nemli toprağın altında” yani yerin altında olanların hepsi O’nundur. Hükümranlık, tümüyle Allah’a aittir. Bütün varlıklar; işleri O’nun tarafından çekip çevirilen, O’nun kaza ve tedbir hükümleri altında boyun eğmiş kullardır. Egemenlik ve hükümranlık namına hiçbir şeye sahip değildirler. Kendileri hakkında herhangi bir fayda ve zarara, ölüme, hayata ve ne de öldükten sonra dirilişe mâlik değildirler. 7. “Sen sözü açığa vursan (da gizlesen de) gerçek şu ki O, gizliyi” gizli sözleri “ve gizlinin gizlisini” yani kalpte saklı bulunup henüz dil ile telaffuz edilmemiş şeyleri de “bilir.” Yahut “gizli” akıldan geçenler “gizlinin gizlisi” de henüz akla gelmemiş olanlar olabilir. İşte Yüce Allah, onun ne zaman hatıra geleceğini ve hangi özelliklerde hatırdan geçeceğini de bilir. Allah’ın ilmi küçüğüyle büyüğüyle, gizlisiyle açığıyla her şeyi kuşatmıştır. Sen sözünü ister açıktan söyle, ister gizle, fark etmez. Yüce Allah’ın ilmi açısından hepsi birbirine eşittir. 8. Allah, mutlak kemali ifade eden yaratmasının, emir ve yasaklarının kapsamlılığı, rahmeti ve geniş azametinin kuşatıcılığı, Arşının üzerine yükselişi, egemenliğinin genelliği ve ilminin her şeyi kapsamasını zikredince bundan ortaya çıkan netice şudur: İbadete layık olanın sadece O’dur, O’na ibadet şeriatın da, aklın da, fıtratın da emrettiği hak gerçektir. O’nun dışındaki varlıklara ibadet ise batıldır. Onun için Allah azze ve celle şöyle buyurmaktadır:“Allah; O’ndan başka (hak) ilâh yoktur” yani gerçek ma’bud olan, sevgi ve zillet ile, korku ve ümit ile, muhabbet, yöneliş ve duâ ile kalplerin bağlanacağı başka hiç kimse yoktur. “En güzel isimler yalnız O’nundur.” Kâmil ve en güzel isimler yalnız O’nundur. Bu isimlerin tümünün övgüye delalet etmeleri de bunların güzelliklerindendir. O’nun övmeye ve senâya delâlet etmeyen hiçbir adı yoktur. Yine bu isimlerin güzelliklerinden biri de hepsinin sadece özel isim olmamaları aksine hem isim hem de sıfat olmalarıdır. Bu isimlerin kemal derecesindeki sıfatlara ve her bir sıfatın en kâmil, en geniş ve en yüce olan anlamına delalet etmeleri de bu isimlerin güzelliklerindendir. Allah’ın kullara bu isimlerle kendisine dua etmelerini emretmiş olması da onların güzelliklerindendir. Zira bu isimler, Yüce Allah’a yakınlaştırıcı vesilelerdir. Allah bu isimleri sever, onları sevenleri de sever, bu isimleri ezberleyenleri sevdiği gibi onların manalarının ne olduğunu araştıranları ve onlar uyarınca O’na kulluk edenleri de sever. Onun için Allah:“En güzel isimler Allah’ındır. O halde O’na bunlarla dua edin”(el-A’râf, 7/180) buyurmaktadır.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Resûlullah’ın ve müslümanların çok zor şartlar altında bulundukları bir dönemde inen sûre, insanlık için bir lutuf olan Kur’an’ın ne yüce bir makamdan geldiğine dikkat çeken, muhataplarına mânevî huzur ve tatmin sağlayan, moral gücünü yükselten ifadelerle başlamaktadır. 2. âyetin “mutsuz olasın diye indirmedik” şeklinde çevirdiğimiz kısmını “eziyet, zahmet çekesin diye indirmedik” şeklinde tercüme etmek mümkündür. Her iki mânaya göre âyetten çıkan sonuç şu olmaktadır: Kur’an’ın getirdiği ilâhî mesajın amacı, insanın yaşama sevincini kırmak veya yok etmek değil, yaratılış amacına uygun bir sorumluluk bilinci taşıyanlara yol göstermek, hatırlatma ve uyarılarda bulunmaktır. Bazı müfessirler Resûlullah’ın tebliğ görevi esnasında çektiği sıkıntıları ve gece ibadetinden ötürü tâkatten düştüğünü anlatan rivayetlerle bağ kurarak ve ibadette maksadın meşakkat olmadığını belirtmek için âyete, Kur’an’ın insanı güç yetiremeyeceği şeylerle sorumlu tutmak üzere gelmediği mânasını vermişler; bazıları da burada, Hz. Peygamber’in hep bu sıkıntılı duruma mahkûm kalmayıp güçlü ve itibarlı olacağı ve değerinin bilineceği günlere de kavuşacağı yönünde müjde verildiği yorumunu yapmışlardır (bk. Taberî, XVI, 137; Râzî, XXII, 3-4). Âyetlerin indiği dönemle ilgili rivayetler ışığında, hemşehrilerinin hakikatleri görmemekte ve elleriyle yaptıkları putları tanrı edinmekte direnmeleri karşısında mâneviyat kırıklığına uğrayan Hz. Peygamber’e teselli verildiği, Kur’an’ın, ancak insan olmanın sorumluluğunu taşıyanlar ve bunun hakkını verememekten korkanlar için öğüt ve uyarı etkisi yapacağı bildirilerek bu bilinçten yoksun olanlar için kendisini helâk etmemesi gerektiğine imada bulunulduğu anlaşılmaktadır.
Tâhâ Suresi 3. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Allah'ın kendisinden korkmaya muvaffak kıldığı kimselere bir öğüt olsun diye indirdik.