Diyanet İşleri
And olsun ki, onların hayata diğer insanlardan ve hatta Allah'a eş koşanlardan da daha düşkün olduklarını görürsün. Her biri ömrünün bin yıl olmasını ister. Oysa uzun ömürlü olması onu azabdan uzaklaştırmaz. Allah onların yaptıklarını görür
Elmalılı Hamdi Yazır
Elbette onları insanların hayata en hırslı, en düşkün olanları olarak bulacak, hatta müşriklerden bile daha düşkün bulacaksın. Onların her biri bin sene ömür sürmeyi arzular, oysa uzun yaşamak kendisini azaptan kurtarıp uzaklaştıracak değildir. Allah, onların neler yaptığını görüp duruyor.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Sen onları, insanların yaşamaya en düşkünü olarak bulursun. Şirke batanlardan bile... Her biri bin yıl ömür sürsün ister. Oysaki, uzun yaşaması onu azaptan uzaklaştıracak değildir. Allah, yapmakta olduklarını çok iyi görmektedir.
Süleyman Ateş
Onları, insanların hayata en düşkünü, ortak koşanlardan daha tutkunu bulursun; her biri, bin yıl yaşatılmasını ister. Oysa yaşatılması, onu azabdan uzaklaştıracak değildir. Allah ne yaptıklarını görüyor.
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
-Ey Peygamber!- Sen, dünya hayatı ne kadar zelil ve hakir olsa bile, Yahudileri bu hayata en düşkün olan kimselerden bulursun. Bilakis onlar yeniden dirilmeye ve hesaba iman etmeyen müşriklerden de bu dünya hayatına daha düşkündürler. Oysa ki onlar yeniden dirilmeye ve hesaba iman eden kitap ehli kimselerdi. Onlardan her biri bin yıl yaşamaktan hoşlanır. Onların ömürleri ne kadar uzun olursa olsun, Allah'ın azabından onları uzaklaştıracak değildir. Allah onların amellerinden haberdardır ve bütün yaptıklarını görendir. Yaptıklarından hiçbir şey O'na gizli kalmaz ve onlara yaptıklarının karşılığını verecektir.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
94- De ki:“Eğer Allah katında âhiret yurdu başkalarının değil de sadece sizin ise haydi ölümü temenni edin bakalım, eğer doğru söylüyorsanız…” 95- Fakat ellerinin gönderdiklerinden dolayı hiçbir zaman onu temenni etmezler. Allah o zalimleri çok iyi bilir. 96- Andolsun ki onları insanlar içinde yaşama en düşkün hatta müşriklerden bile daha düşkün bulursun. Onlardan her biri kendisine bin yıl ömür verilsin ister. Hâlbuki ömrünün uzun olması kendisini azaptan kurtaracak değildir. Allah yapmakta olduklarını çok iyi görüyor.
94. Sen iddialarının doğruluğunu ispat etmeleri için onlara “De ki: Eğer Allah katında âhiret yurdu” yani Cennet “başkalarının değil de” iddia ettiğiniz gibi “sadece sizin ise” yani “Cennet’e ancak yahudi ve hıristiyanlar girecektir, Cehennem ateşi de sayılı günler dışında bizlere asla dokunmayacaktır”, şeklindeki bu iddianızda samimi iseniz “haydi ölümü temenni edin bakalım” Bu, onlarla Allah Rasûlü arasında bir çeşit mubahele (iddiada bulunan tarafların Allah’ın lânetinin, yalan söyleyenlerin üzerine olmasını dilemeleri)dir. Bu inatlaşmalarından sonra bu şekilde doğruyu itiraf etmek için köşeye sıkıştırılınca yapabilecekleri ancak şu iki şeyden birisi idi: Ya Allah’a ve Rasûlü’ne iman edeceklerdi yahut da onlar için oldukça kolay bir iş hakkında böyle temennide (mubahelede) bulunacaklardı. Bu kolay iş ise kendilerini yalnızca kendilerine ait olduklarını iddia ettikleri yurda (Cennet’e) ulaştıracak olan ölümü temenni etmekten ibaretti. Ancak onlar buna yanaşmadılar. Böylelikle herkes onların alabildiğine inat eden ve Allah Rasûlü’ne -doğruyu bile bile- karşı çıkan, onların yolundan uzaklaşan kimseler olduklarını öğrenmiş olmaktadır. İşte bundan dolayı da Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
95-96. “Fakat ellerinin gönderdiklerinden” küfür ve masiyetlerden “dolayı hiçbir zaman onu temenni etmezler.” Çünkü onlar ölümün kötü amellerinin cezasını görmeye götüren bir yol olduğunu çok iyi bilirler. O bakımdan ölüm onlar için her şeyden daha tiksindiricidir ve onlar hiçbir peygambere ve kitaba iman etmeyen müşrikler de dahil olmak üzere, herkesten daha ileri derecede hayata tutkun ve bağlıdırlar. Daha sonra Yüce Allah onların dünyaya aşırı sevgilerini söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:“Onlardan her biri kendisine bin yıl ömür verilsin ister.” Bu da tutkunluğun en ileri derecesidir. Onlar imkânsız bir şeyi temenni ettiler. Halbuki onlara sözünü ettikleri kadar ömür verilecek olsa dahi bunun kendilerine hiçbir faydası olmayacak ve azabı hiçbir şekilde onlardan uzaklaştırmayacaktır. “Allah yapmakta olduklarını çok iyi görüyor.” Bu da amellerine karşılık ceza göreceklerine dair onlara yapılan bir tehdittir.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Yahudiler, âhiret yurdunda sadece kendilerinin mutlu olacaklarını ileri sürmelerine rağmen hakikatte insanlar içinde, âhireti düşünmeden dünya hırsına en fazla kapılanların da onlar olduğu ifade edilmektedir. Bu durum tecrübeyle de sabittir. Onun için âyette, “Onlar, insanların yaşamaya en düşkün olanlarıdır” denilmeyip, “Onları, insanların yaşamaya en düşkünü olarak bulursun” buyurulmuştur. İşte iddialarındaki bu samimiyetsizlik nedeniyle 95. âyette yüce Allah onları “zalimler” diye nitelemiştir.
Yahudilerin dünya hırsına bu derece kapılmalarının temelinde, iddia ettiklerinin aksine, âhirete imanlarının zayıflığı bulunmaktadır. Esasen Yahudiliğin Hz. Mûsâ’ya nisbet edilen ve Tevrat’ı oluşturan beş kitabında âhiret fikri son derece zayıf ve müphemdir. Nitekim Yahudiliğin buyruklarının Tevrat’ta yer alan bütün yaptırımları dünyevîdir; teşvik ve sakındırmalar dünya hayatıyla ilgilidir. İyilik yapanlar için sıhhat, âfiyet, bolluk, evlât çokluğu, düşmanlara karşı galibiyet ve hâkimiyet; isyan edenler için hastalık, kıtlık, mağlûbiyet, esaret Tevrat’ta sık sık tekrarlanan yaptırımlardır. Ancak daha sonraki dönemlerde, özellikle Hz. Mûsâ’dan yedi asır sonra vuku bulan Bâbil esareti sırasında ve İran kültürünün etkisiyle Yahudilik’te âhiret inancı daha net bir şekilde oluşmaya başlamış; zamanla Hıristiyanlık ve İslâmiyet’in de etkisiyle bu inanç, Yahudiliğin belli başlı itikad esaslarından biri haline gelebilmiştir. Bunda, ikisi de İslâm kültürü içinde yetişmiş olan Mısırlı Saadia Gaon ile (Saîd b. Yûsuf el-Feyyûmî) Endülüslü Moşe ben Maimun (Mûsâ İbn Meymûn) isimli ilâhiyatçıların büyük payları olmuştur (genişbilgi için bk. Yaşar Kutluay, İslâm ve Yahudi Mezhepleri, s. 123-131; ayrıca bk. Cum‘a 62/5-8).
Aynı âyette dünyaya aşırı bağlılık konusunda yahudilerle müşrik Araplar arasında bir paralellik kurulması ilgi çekicidir (şirk ve müşrik terimleri hakkında bilgi için bk. Bakara 2/105). Gerçekten yahudiler gibi Câhiliye Arapları da putperestliğe özgü dinî faaliyetleriyle uhrevî bir amaç gözetmeyip sağlık, âfiyet, servet kazanmak, savaşlarda zaferler elde etmek, erkek evlât sahibi olmak gibi dünyevî amaçlar güderlerdi. Bu da onların âhirete inanmamalarının bir sonucuydu. Kur’an-ı Kerîm’de de müşriklerin ba‘s, haşir, cennet ve cehennem gibi âhiret hallerine inandıklarına dair hiçbir bilgi bulunmamaktadır. Aksine birçok âyette onların âhireti inkâr ettikleri bildirilmektedir (meselâ bk. En‘âm 6/29; Nahl 16/38; İsrâ 17/49). Onlar yeniden dirilmeyi “eskilerin masalları” sayarlardı (Neml 27/67-68). Câhiliye şiirinde de âhireti inkâr eden ifadelere rastlanır. Meselâ Şeddâd b. Esved’e isnat edilen bir kıtada, “İbn Kebeşe (yani Hz. Muhammed), beni yeniden diriltileceğimi söyleyerek mi korkutuyor?” denildikten sonra, insan ruhu bir kuşa dönüşerek bedenden ayrıldıktan sonra yeniden canlanmanın imkânsız olacağı savunulmakta; Tarafe’nin ünlü Muallaka’sında da ebedîlikten söz edilemeyeceğine göre insan için yapılacak en iyi şeyin elden geldiğince dünya zevklerinden yararlanmak olduğu belirtilmektedir (bk. Zevzenî, Şerhu’l-Mu‘allakât, Beyrut, ts. [Mektebetü dâireti’l-beyân], s. 82).