Önceki ayet· 2:278Sonraki ayet· 2:280

Bakara Suresi 279. Ayet· 2:279

↗ Bakara suresi
Medeni
فَإِن لَّمۡ تَفۡعَلُواْ فَأۡذَنُواْ بِحَرۡبٖ مِّنَ ٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦۖ وَإِن تُبۡتُمۡ فَلَكُمۡ رُءُوسُ أَمۡوَٰلِكُمۡ لَا تَظۡلِمُونَ وَلَا تُظۡلَمُونَ
Böyle yapmazsanız, bunun Allah'a ve Peygamberine karşı açılmış bir savaş olduğunu bilin. Eğer tevbe ederseniz sermayeniz sizindir. Böylece haksızlık etmemiş ve haksızlığa uğramamış olursunuz
Meal ihtilafı: 5% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Böyle yapmazsanız, bunun Allah'a ve Peygamberine karşı açılmış bir savaş olduğunu bilin. Eğer tevbe ederseniz sermayeniz sizindir. Böylece haksızlık etmemiş ve haksızlığa uğramamış olursunuz
Elmalılı Hamdi Yazır
Eğer böyle yapmazsanız, o zaman Allah ve Resulü tarafından size savaş açılmış olduğunu bilin. Eğer tevbe ederseniz, sermayeleriniz sizindir. Haksızlık etmezsiniz, haksızlığa da uğramazsınız.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Eğer bunu yapmazsanız, Allah ve resulünden bir harp ilanını duymuş olun. Tövbe ederseniz, mallarınızın esasları/ana paralarınız sizindir; ne zulmeden olursunuz ne de zulme uğratılan.
Süleyman Ateş
Eğer böyle yapmazsanız, Allah ve Elçisiyle savaşa girdiğinizi bilin. Tevbe ederseniz, ana malınız sizindir. Ne haksızlık edersiniz, ne de haksızlığa uğratılırsınız.
Diller arası (7 dil)ıraksama 13.4%
İngilizce
And if you do not, then be informed of a war [against you] from Allah and His Messenger. But if you repent, you may have your principal - [thus] you do no wrong, nor are you wronged
Fransızca
Et si vous ne le faites pas, alors recevez l'annonce d'une guerre de la part d'Allah et de Son messager. Et si vous vous repentez, vous aurez vos capitaux. Vous ne léserez personne, et vous ne serez point lésés
İspanyolca
Pero si no abandonan el lucro a través de la usura, sepan que Dios y Su Mensajero les declaran la guerra. Quien abandona la usura tiene derecho al capital original, de esta forma no oprimirán ni serán oprimidos
Rusça
Но если вы не сделаете этого, то знайте, что Аллах и Его Посланник объявляют вам войну. А если вы раскаетесь, то вам останется ваш первоначальный капитал. Вы не поступите несправедливо, и с вами не поступят несправедливо
Endonezce
Jika kamu tidak melaksanakannya, maka umumkanlah perang dari Allah dan Rasul-Nya. Tetapi jika kamu bertobat, maka kamu berhak atas pokok hartamu. Kamu tidak berbuat zalim (merugikan) dan tidak dizalimi (dirugikan)
Bengalce
অতঃপর যদি তোমরা পরিত্যাগ না কর, তবে আল্লাহ ও তাঁর রসূলের সাথে যুদ্ধ করতে প্রস্তুত হয়ে যাও। কিন্তু যদি তোমরা তওবা কর, তবে তোমরা নিজের মূলধন পেয়ে যাবে। তোমরা কারও প্রতি অত্যাচার করো না এবং কেউ তোমাদের প্রতি অত্যাচার করবে না।
Çince
如果你们不遵从,那么,你们当知道安拉和使者将对你们宣战。如果你们悔罪,那么,你们得收回你们的资本,你们不亏枉别人,你们也不会被亏枉。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Eğer emrolunduğunuz şeyi yapmazsanız, bunun Allah’a ve elçisine karşı açılmış bir savaş olduğunu kesinlikle bilin. Şayet Allah'a tövbe eder ve faizi terk ederseniz, borç verdiğiniz ana paranız sizindir. Böylece ana paranızın üzerine ilave olarak bir şey almamak sureti ile kimseye zulmetmemiş ve malın eksiltilmemesi ile de zulme uğramamış olursunuz.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
275- Faiz yiyenler (kabirlerinden) ancak şeytan çarpmış kimse gibi kalkarlar. Bu onların:“Alışveriş de tıpkı faiz gibidir” demelerinden dolayıdır. Hâlbuki Allah alış-verişi helâl, faizi haram kılmıştır. Artık kime Rabbinden bir öğüt gelir de (faizden) vazgeçerse geçmişte olanlar kendisinindir. İşi de Allah’a kalmıştır. Kim de (tekrar faize) dönerse işte onlar cehennemliktir. Onlar orada ebediyen kalacaklardır. 276- Allah faizi yok eder, sadakaları ise artırır. Allah küfürde direnen ve günahta iler giden hiç kimseyi sevmez. 277- Şüphesiz iman edip salih amel işleyenlerin, namazı dosdoğru kılanların ve zekât verelerin Rableri katında ecirleri vardır. Onlara hiçbir korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir de. 278- Ey iman edenler! Eğer mü’min iseniz Allah’tan korunup sakının ve faizden arta kalanı bırakın! 279- Eğer yapmazsanız, Allah’ın ve Rasûlünün size savaş açtığını bilin. Eğer tevbe ederseniz sermayeleriniz yine sizindir. (Böylece) ne zulmetmiş, ne de zulme uğramış olursunuz. 280- Eğer o (borçlu) darlık içinde ise geniş bir zamana kadar ona mühlet verin. (Alacağınızı) ona sadaka olarak bağışlamanız ise sizin için daha hayırlıdır. Eğer bilirseniz. 281- Öyle bir günden korkun ki, o günde Allah’a döndürüleceksiniz sonra da herkese kazandığı eksiksiz verilecek ve onlara zulmedilmeyecektir. 275. Yüce Allah infak edenlerin halini, onların Allah nezdindeki hayırlı mükâfaatlarını, onların affedilecek büyük ve küçük günahlarını söz konusu ettikten sonra faiz ehli ve helâl olmayan muameleler yapan zalimleri söz konusu ederek bunların da amellerine uygun cezalandırılacaklarını bildirmektedir. Bunlar dünyada iken haram kazançlar peşinde deliler gibi koştukları için berzahta ve Kıyamet gününde kabirlerinden kalkacakları vakit yahut da öldükten sonra diriltilip mahşere gelecekleri sırada “şeytan çarpmış kimse gibi kalkarlar.” Yani bunlar cinnetten ve saraya yakalanmaktan dolayı şeytanın çarptığı kimseler gibi olacaklardır. Bu da onlar için bir ceza, bir rüsvaylık ve rezilliklerini artırmak için bir teşhir, konumlarına ve:“Alış-veriş de tıpkı riba gibidir” sözlerini açıkça söyleyip ifade etmelerine uygun bir cezadır. Onlar Allah’ın helâl kıldığı bir şeyle haram kıldığı bir şeyi aynı kefeye koymak cüretkârlığını göstermiş, bu yolla da faizi mubah saymışlardır. Daha sonra Yüce Allah faiz alıp verenlere de diğerlerine de tevbe etmelerini teklif ederek:“Artık kime Rabbinden bir öğüt” yani vaad ve tehdidin beraberinde bulunduğu bir açıklama “gelir de” alıp verdikleri fâizden “vazgeçerse geçmişte olanlar” yani işlemek cesaretini gösterip de sonradan tevbe ettikleri şey “kendisinindir. İşi” geleceğindeki durumu “da Allah’a aittir.” Tevbesini sürdürecek olursa şüphesiz Allah, iyi işler yapaların mükâfaatını boşa çıkarmayacaktır. “Kim” Yüce Allah’ın açıklamasından, öğüdünden ve fâiz yemenin tehdidini belirtmesinden sonra “dönerse onlar da cehennemliktir, onlar orada ebedi kalıcıdırlar.” Bu buyrukta faizin cehenneme girmeyi ve orada ebedi kalmayı gerektirdiği belirtilmektedir. Buna sebep ise faizin oldukça çirkin oluşudur. Ancak bu, cehennemde ebedi kalmanın engeli olan iman bulunmadığı takdirde söz konusudur. Bu husus da şartlarının varlığına ve manilerinin yokluğuna bağlı olan hükümlerden birisidir. Diğer tehdit âyetlerinde olduğu gibi bu buyrukta da Haricilerin lehine delil olacak bir şey yoktur. Çünkü bize farz olan Kitap ve Sünnetin bütün naslarını tasdik etmektir. Kul naslarda tevâtüren ifade edilen hususlara iman etmelidir. Bunlardan biri de kalbinde en küçük hardal tanesi ağırlığı kadar imandan eser bulunan bir kimsenin cehennemden çıkacağıdır. Bir diğeri de cehenneme girmeyi gerektiren helâk edici büyük günahları işleyenin -tevbe etmemiş ise- cehenneme girmeyi hak ettiğidir. 276. Daha sonra Yüce Allah faizcilerin kazançlarının bereketlerini gidereceğini, buna karşılık infak edip tasaddukta bulunanların sadakalarını bereketlendirip artıracağını haber vermektedir. Oysa insanlardan çoğunun hatırına ilk gelen, bunun aksidir:“İnfak malı eksiltir, faiz ise onu artırır”. Ne var ki rızkın kaynağı ve bunun sonuçlarının husule gelmesi Allah’tandır. Allah’ın nezdindeki ise ancak Allah’a itaat ve O’nun emirlerine uymakla elde edilebilir. Buna göre fâize cesaret gösteren kimseyi Allah maksadının tam zıddı ile cezalandırır. Bu da tecrübe ile müşahade olunmuş bir husustur. Zaten “sözü Allah’tan daha doğru kim olabilir ki?”(en-Nisa, 4/22)“Allah küfürde direnen (nankör) ve günahta ileri giden hiç kimseyi sevmez.” Bu ise hem Allah’ın nimetine karşı nankörlük edip Rabbinin lütfunu inkâr eden bir kimsedir. Hem de masiyetler üzerinde ısrar ederek günah kazanan bir kimsedir. Âyet-i kerimenin mefhumu da şudur: Yüce Allah nimetlerine çokça şükreden, küçük ve büyük günahlarından tevbe eden kimseleri sever. Daha sonra Yüce Allah bu âyet-i kerime ile diğer fâiz âyetleri arasında bir diğer âyet-i kerime zikretmektedir ki bu da şu buyruktur: 277. Yüce Allah, haram kılmış olduğu fâizli kazançlardan uzak durmanın en büyük sebebinin, imanı ve imanın haklarını özellikle de namaz ve zekatı tamama erdirmek olduğunu beyan etmektedir. Çünkü namaz çirkin işlerden ve kötülükten alıkoyar. Zekât ise insanlara iyilikte bulunmaktır ki bu da faiz alıp vermeye aykırıdır. Zira fâiz insanlara bir zulüm ve onlara yapılabilecek büyük bir kötülüktür. 278-279. Yüce Allah hitabını mü’minlere yönelterek onlara kendisinden korunup sakınmalarını ve bundan önce yaptıkları faiz alıp verme işlemlerinden arta kalanını bırakmalarını ve ondan vazgeçmelerini emretmektedir. Eğer bunu yapmayacak olurlarsa da Allah’a ve Rasûlüne karşı savaşan kimseler konumunda olacaklarını belirtmektedir. Bu da faizin ne kadar çirkin olduğunun en büyük delillerindendir. Çünkü Yüce Allah burada faiz alıp vermekte ısrar eden kimseleri Allah’a ve Rasûlü’ne karşı savaş açmış kimseler olarak ifade etmektedir. Daha sonra da:“Eğer tevbe ederseniz” yani faizli işlemlerden vazgeçerseniz “sermayeleriniz yine sizindir. (Böylece) ne” faiz almak sureti ile insanlara “zulmetmiş, ne de” ana sermayenizi daha az almak sureti ile “zulme uğramış olursunuz.” Faizden vazgeçip tevbe eden herkesin bu işlemi eğer haram kılınışından önce ise geçmişte aldıkları onundur, işi de Allah’a kalmıştır. Şâyet hali hazırda mevcut bir işlem ise o takdirde yalnızca sermayesini almakla yetinmesi gerekir. Eğer daha fazla alacak olursa faiz alma cesaretini göstermiş olur. Bu âyet-i kerimede faizin haram kılınış hikmeti açıklanmaktadır. Bu da muhtaç kimselere verilen borcun fazlası ile geri alınmasının zulüm olmasıdır. Hâlbuki borçlu ve ödeme zorluğu çekenlere (faiz almak şöyle dursun) mühlet tanımak gerekir. İşte bundan dolayı Allah, devamla şöyle buyrulmaktadır: 280-281. Yani eğer borçlu kişi ödeme zorluğu çekiyor ise alacaklısının ona kolaylıkla ödeyeceği bir vakte kadar süre tanıması icab eder. Buna karşılık borçlu kişinin de mubah olan herhangi bir yolla ödeme imkânı bulduğu takdirde borcunu ödemesi icab eder. Şâyet alacaklı kişi borcunun tamamını veya bir bölümünü bağışlayarak borçlusuna tasaddukta bulunacak olursa bu, alacaklı için daha hayırlıdır. Kişinin Yüce Allah’a döneceğini, bir gün gelip amelinin karşılığını göreceğini, zerre miktarı dahi kendisine zulmedilmeyeceğini bilmesi, kulun şer’î emirlere uymasını kolaylaştırır ve faizli ilişkilerden uzak durmasını sağlar. Nitekim Yüce Allah bu ayetlerin sonunda şöyle buyurmuştur:“Öyle bir günden korkun ki, o günde Allah’a döndürüleceksiniz sonra da herkese kazandığı eksiksiz verilecek ve onlara zulmedilmeyecektir.”
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Tövbe edip faizcilikten vazgeçenlerin tahakkuk edip de henüz borçluların ödemediği faizleri almalarına izin verilmemesi, ana paradan başka bir fazlalığa haklarının bulunmadığının açıkça ortaya konması, ancak böyle yaptıklarında hem haksızlık etmekten hem de haksızlığa uğramaktan kurtulacaklarının bildirilmesi, bazı kimselerin “Faizin azı helâldir, ancak kat kat olanı haramdır” şeklindeki anlayış ve yorumlarının isabetli olmadığını göstermektedir. Rûm sûresinde herhangi bir faizle artsın diye verilen sermayenin artmayacağı bildirilirken (30/39) kullanılan üslûp ve ifade de bu türlü bir anlayış ve yoruma ters düşmektedir. Rivayet tefsirlerinde bu âyetin gelişiyle ilgili bazı sebepler zikredilmiştir: 1. Tâif’te oturan Sakîf kabilesi faizcilik yapardı, birçok kimse üzerinde faiz alacakları vardı; Mekke’nin fethinden sonra Tâif kuşatılmış, bu arada faiz yasağı da konmuş bulunduğu için bu konuda bir anlaşma yapılarak İslâm’a girmişlerdi. Anlaşmaya göre kendilerinin faiz borçları düşecek, yasaktan önce tahakkuk etmiş faiz alacaklarını ise tahsile devam edeceklerdi. Mekke Valisi Üseyd’e başvuran –faiz borçlusu– bazı Mekkeliler, Sakîf’e olan faiz borçlarını ödemeyeceklerini bildirdiler, Sakîfliler ise anlaşma gereği talepte ısrar ettiler. Durum Resûlullah’a bildirilince bu âyet nâzil oldu (Taberî, III, 107). Anlaşılan o ki, Resûlullah bu anlaşmayı, “Yasaktan önce gerçekleşmiş faiz alacakları haram kapsamına girmez” ictihadına göre yapmıştı; bunun üzerine inen âyetle söz konusu ictihad düzeltilmiş oldu (İbn Âşûr, III, 94). 2. İslâm’dan önce, Hz. Peygamber’in amcası Abbas ile Hâlid b. Velîd ortak olarak faizcilik yapıyorlardı, faize yatırılmış büyük bir servetleri vardı. Âyet nâzil olunca Resûlullah halka hitap ederek, “İyice duyunuz ki Câhiliye devrinden kalma bütün faiz borçlarını kaldırıyorum; ilk kaldırdığım faiz alacağı da amcam Abbas’ınkidir!” buyurdu (Ebû Dâvûd, “Hac”, 57; İbnü’l-Cevzî, Zâdü’l-mesîr, I, 332). İbnü’l-Cevzî bu rivayetleri sıraladıktan sonra İbn Abbas, İkrime gibi kadîm tefsircilerden şu önemli notu da nakletmiştir: Allah “... Kalan faizi bırakın” buyuruyor; çünkü daha önce bütün faizler terkedilmiş, yalnızca Sakîf’in faizleri kalmıştı.
Bakara Suresi 279. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Eğer emrolunduğunuz şeyi yapmazsanız, bunun Allah’a ve elçisine karşı açılmış bir savaş olduğunu kesinlikle bilin. Şayet Allah'a tövbe eder ve faizi terk ederseniz, borç verdiğiniz ana paranız sizindir. Böylece ana paranızın üzerine ilave olarak bir şey almamak sureti ile kimseye zulmetmemiş ve malın eksiltilmemesi ile de zulme uğramamış olursunuz.