Diyanet İşleri
Nitekim Biz size, ayetlerimizi okuyacak, sizi her kötülükten arıtacak, size kitabı ve hikmeti öğretecek ve bilmediklerinizi bildirecek aranızdan, bir Peygamber gönderdik
Elmalılı Hamdi Yazıren ayrışan
Nitekim içinizden size bir peygamber gönderdik. O size âyetlerimizi okuyor, sizi temizliyor, size kitabı ve hikmeti öğretiyor. Size bilmediğiniz şeyleri öğretiyor.
Yaşar Nuri Öztürk
Nitekim size aranızdan bir resul göndermişiz; size ayetlerimizi okuyor, sizi temizleyip arıtıyor, size Kitap'ı ve hikmeti öğretiyor, size, daha önce bilmediklerinizi belletiyor.
Süleyman Ateş
Nitekim kendi içinizden, size ayetlerimizi okuyan, sizi temizleyen, size Kitabı, hikmeti ve bilmediklerinizi öğreten bir Elçi gönderdik.
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Nitekim size ayetlerimizi okuyan, fazilet ve iyilikleri emrederek, rezillikleri ve kötülükleri yasaklayarak sizi temizleyen, Kur'an'ı, sünneti, din ve dünya meselelerinizden bilmediklerinizi size öğreten, kendi içinizden bir peygamber göndererek sizi başka bir nimetle nimetlendirdik.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
151- Nitekim size içinizden bir Peygamber gönderdik ki o, size âyetlerimizi okuyor, sizi arındırıyor, size Kitab’ı ve hikmeti öğretiyor ve bilmediğiniz şeyleri size bildiriyor. 152- Öyle ise Ben’i anın ki Ben de sizi anayım ve Bana şükredin, nankörlük etmeyin.
151. “Nitekim size içinizden bir Peygamber gönderdik…” Yüce Allah buyuruyor ki: Kâbeye yönelme emrini vermekle size nimet ihsan edişimiz ve bunu diğer şer’î hükümlerle ve tamamlayıcı nimetlerle tamamlayıp eksiklerini gidermemiz, yeni bir şey olmadığı gibi size yönelik ilk ihsanımız da değildir. Aksine biz sizlere nimetlerin esaslarını da onları tamamlayan diğer nimetleri de ihsan etmişizdir ki bunlardan en önemlisi, aranızdan nesebini, doğruluğunu, emanetini, mükemmelliğini, samimiyetle size öğüt verişini bildiğiniz kerim Rasûlü’müzü size gönderişimizdir. “…ki o, size âyetlerimizi okuyor” Buradaki âyetler Kur’ân âyetlerini de diğerlerini de kapsamına alır. O size hakkı bâtıldan, hidâyeti dalâletten ayırt eden âyetleri okur. Bu âyetler de her şeyden önce Allah’ın birliğini ve kemalini göstermiş, sonra Rasûlü’nün doğruluğunu, ona iman etmenin farziyetini ifade etmiştir. Sonra da öldükten sonra dirilişi ve gaybla ilgili konuları açıklamıştır. Nihâyet bu açıklamalarla sizin için tam hidâyet ve yakîn bilgi husûle gelmiştir. “Sizi arındırıyor” yani ahlakınızı ve nefislerinizi güzel ahlak ile terbiye ederek ve kötü huylardan temizleyerek arındırır. Bunu da onların şirkten arındırılarak tevhide, riyakârlıktan ihlâsa, yalandan doğruluğa, hainlikten emanete, kibirden alçakgönüllülüğe, kötü ahlaktan güzel ahlaka, karşılıklı kin, nefret ve bağları koparmaktan sevgiye, bağları sağlamlaştırmaya ve karşılıklı iyi duygular beslemeye ulaştırmakla ve buna benzer çeşitli arındırma şekilleri ile gerçekleştirmiştir. “Size Kitabı” lafız ve manalarıyla Kur’ân’ı “ve hikmeti öğretiyor” hikmetin sünnet olduğu söylendiği gibi, şeriatın inceliklerini bilmek, onu fıkhetmek (derinlemesine anlayıp kavramak) olduğu ve her bir işi yerli yerine koymak anlamına geldiği de söylenmiştir. Bu durumda sünnetin öğretilmesi de Kitabın öğretilmesinin kapsamı içerisindedir. Çünkü Sünnet Kur’ân-ı Kerîm’i beyan edip açıklar ve onun yorumunu ortaya koyar. “Bilmediğiniz şeyleri size bildirir.” Çünkü Peygamber’in gönderilişinden önce apaçık bir sapıklık içerisindeydiler. Ne ilimden haberleri vardı ne de amelden. Her bir ilim yahut ameli bu ümmet Peygamber eli ile ve onun vasıtası ile elde etmiştir. Bu, kayıtsız ve şartsız olarak bütün nimetlerin esasını teşkil eder ve Yüce Allah’ın kullarına ihsan ettiği en büyük nimet de odur. Öyleyse bu ümmetin görevi bu nimetler dolayısıyla Allah’a şükretmek ve bunların gereğini yerine getirmektir. İşte bu sebeple Yüce Allah bir sonraki âyette şöyle buyurmaktadır:
152. “Öyle ise Ben’i anın ki Ben’de sizi anayım.” Yüce Allah kendisini anmayı/zikretmeyi emretmekte ve buna karşılık en üstün mükâfatı vaat etmektedir ki bu da O’nun kendisini ananları anmasıdır. Yüce Allah, Rasûlü’nün diliyle şöyle buyurmaktadır:“Her kim beni kendi nefsinde anarsa ben de onu kendi nefsimde anarım. Her kim beni bir topluluk arasında anarsa ben de onu onlardan daha hayırlı bir topluluk arasında anarım.” Allah’ı anmanın en faziletli şekli, kalb ile dilin uyum içerisinde ve beraberce Allah’ı anmasıdır. İşte marifetullahı ve Allah sevgisini doğuran ve çokça sevaba vesile olan anma/zikir budur. Zikir, şükrün başıdır. Bundan dolayı Yüce Allah özellikle onu emretmiştir. Ondan sonra ise genel olarak kendisine şükretmeyi emrederek:“ve Bana şükredin” buyurmaktadır. Yani Ben sizlere bunca nimetleri ihsan ettiğim için, değişik türleri ile sıkıntılarınızı uzaklaştırdığım için Bana şükredin. Şükür çeşitli şekillerde olur: Kalp ile şükür, nimetleri ikrar ve itiraf; dil ile şükür, nimetleri anmak ve bundan dolayı nimet sahibini övmek; azalar ile şükür ise Allah’a itaat, emirlerine bağlılık ve yasaklarından kaçınmak ile gerçekleşir. Şükür mevcut nimetlerin sürekliliğini, elde olmayan nimetlerin de elde edilmesini sağlar. Yüce Allah da şöyle buyurmaktadır:“Andolsun ki eğer şükrederseniz elbette size daha çok veririm.”(İbrahim, 14/7) İlim, ahlakın temizlenip arındırılması, salih amellere muvaffakiyet gibi dinî nimetlerden sonra şükür emrinin gelmesi bu nimetlerin en büyük nimetler olduğunu ortaya koymaktadır. Hatta asıl nimetler ve başkaları zeval bulduğunda dahi devam edecek gerçek nimetler bunlardır. Bu yüzden ilim yahut amel tevfikine mazhar olan kimselerin, Allah’ın lütfunu daha bir artırması ve onları kendilerini beğenmekten koruyup şükür ile meşgul olmalarını sağlaması için O’na çokça şükretmeleri gerekir. Şükrün zıddı küfür/nankörlük olduğundan dolayı Yüce Allah devamla “ve nankörlük (küfür) etmeyin” diye buyurmaktadır. Burada “küfür”den kasıt şükrün zıddı olan küfürdür ki bu da nimetlere nankörlük etmek, onları inkâr etmek ve nimetlerin gereğini yerine getirmemektir. Bunun umumi olma ihtimali de vardır. O takdirde “küfür”ün birçok çeşidi söz konusu olur ki bunların en büyüğü Allah’a karşı kâfir olmaktır. Daha sonra da şirkin aşağısında yer alan değişik tür ve cinslerine göre çeşitli masiyetler de bu kapsama girer.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Bu âyet, yukarıda özetle belirtilen gelişmenin temelinde bilgi ve ahlâkî arınmanın bulunduğuna işaret etmesi bakımından oldukça önemlidir. Kuşkusuz Hz. Muhammed’i peygamber olarak göndermesi, Allah’ın insanlara verdiği nimetlerin başta gelenlerindendir. Bu âyette, Allah’ın rahmet ve inâyetini hak etmenin yolları da gösterilmiş bulunmaktadır. Buna göre Hz. Peygamber’in risâletini tanıdıktan sonra, onun tebliğ ettiği âyetlerden ilham alarak ruhumuzu arındırıp ahlâkımızı güzelleştirirsek, Hz. Peygamber’in öğrettiği şekilde kitabı yani Kur’an’ı ve hikmeti özümseyip kavrar, bilmeyip de öğrenmemiz gereken daha başka şeyleri de öğrenerek ilim ve irfanda gelişirsek Allah’ın nimetlerine liyakat kazanmış oluruz. İslâm’dan önceki döneme Câhiliye denmesinin sebebi, bu dönem insanlarının hem zihnen hem de ahlâkî bakımdan geri olmalarıydı. Onları bu gerilikten kurtaran da Hz. Peygamber olmuştur. Zira o, insanlara bir yandan kitabı, bir yandan da “hikmet”i yani dini ve dinî konularla ilgili en doğru bilgileri ve genellikle sünnet diye ifade edilen en güzel davranış biçimlerini öğrettiği gibi, bilmedikleri daha başka konularda da insanları aydınlattı ya da aydınlanmanın yollarını açtı. Böylece müslümanlar, bilgi ve erdemlerle donanmış olarak başarıdan başarıya koştular. Hz. Peygamber’in açtığı bu aydınlık yolda ilerleyerek sonraki yüzyıllarda dinî ve dünyevî ilimlerde ve bunların uygulamaya geçirilmesinde insanlığa örnek ve önder olacak bir konuma yükseldiler. Müslümanların gerileyişi de “kitap ve hikmet”i ihmal etmeleriyle başladı (hikmet hakkında bilgi için bk. Bakara 2/269).